Geçtiğimiz günlerde çarşıya çıktığım bir vakit, vitrinlerde gördüğüm şeyleri aslında ihtiyacım olmadığı hâlde ihtiyacımmış gibi hissettirdiğini fark ettim. Dünya işte; cazibeli… Nefsi çekiyor, hazları gıdıklıyor. İçimde bir vicdan rahatsızlığına yol açınca nefsim hemen itiraz etti: “Ne yani dünyaya hiç mi bakmayacağız, hiç mi ilgilenmeyeceğiz?”
Elbette dünyayı tamamen terk edemeyiz. Nice büyük zat gibi halk içinde Hak ile beraber olabiliriz. Mesele nefsimizi teyakkuzda tutabilmekte. Baktıklarımız bizi ne kadar etkiliyor? Ne kadar faydalı? Faydalıysa âmenna; fakat bize zarar veriyorsa buna müdahale etmek gerekir. Zarara rızamız ile gidemeyiz.
Artık dünyanın bizi kendine çağırması için dışarı çıkmamıza bile gerek yok. Bir arkadaş sohbeti, gördüğümüz bir resim, okuduğumuz bir yazı… Özellikle cebimizden düşürmediğimiz teknolojik aletler dünyamızı ciddi manada etkiliyor. Yapılan araştırmalara göre “Türkiye’de uyandıktan sonraki ilk 15 dakika içerisinde telefona bakma oranı %79. Günde ortalama 4,5 saat telefon ile ilgileniyoruz. TÜİK’e göre Türkiye nüfusunun %53’ü aktif olarak sosyal medya kullanıyor.”1
Ekran sürelerimizin bu kadar arttığı bir zamanda bir şeyi beğenmem ya da almam için artık dışarı çıkmama gerek yok. Bir tık kadar her şey kolaylaşmış durumda. Bu verileri okurken teknolojiye karşı cephe aldığım düşünülmesin tabii. Her bir teknolojik gelişim medeniyet harikalarıdır. Bunlardan istifade etmek gerekir. Hayatımızdan çıkaramayız. Fakat nefsimizi ikna edip terbiye ederek nasıl kullanmamız gerektiğini öğrenmek durumundayız.
İlgilendiğimiz içerikler mutlaka malayani olması da gerekmez. Eğer bir şey zihnimi dağıtıyor, beni gayem dışında fikirlere karşı meylettiriyorsa, onu da süzgeçten geçirmek gerekir. Nefis işte aynı çocuk gibi, neyi versek tatmin olmuyor. Ama insanın gerçekten kendine karşı dürüst olup nelerden etkilendiğini yani zaaflarını keşfedip buna göre davranması gerekir.
Hasılı dünyaya küsmek kesben değil kalben olmalı. Kalbi dünyaya esir etmek yerine, onu hedef ve ideallerimize hizmetkâr kılmalıyız. Bu noktada Kur’an’ın cadde-i kübrası ve sünnet-i seniyye en selametli yoldur. Hepimize istikameti gösteren büyük bir ihsandır. Bize düşen, bir gavvas gibi o denize girmek ve ihtiyacımız olan o elmas ve cevherleri çıkarmaktır. Zira dünyadaki azığımız da ahiretteki sermayemiz de o elmaslar olacaktır.

İlk yorumu siz yazın