Hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça!

Mısır yetiştiren bir çiftçi, her yıl en kaliteli mısır ödülünü alırmış. Çiftçi, ödül aldığı mısırların tohumlarını da ekmeleri için komşularına dağıtırmış. Bunu öğrenen bir gazeteci röportaj yapmak için çiftliğe gelmiş. Gazeteci çiftçiye sormuş:

“Seninle her yıl aynı yarışmaya giren komşularına, kaliteli tohumlarından vermeyi nasıl göze alabiliyorsun?”

Çiftçi cevap vermiş:

“Yoksa bilmiyor musun? Rüzgâr, olgunlaşan mısırlardan polenleri alır ve tarla tarla dağıtır. Eğer komşularım kalitesiz mısır yetiştirirse çapraz tozlaşma sonucu her geçen yıl ürettiğim mısırın kalitesi düşer. Eğer kaliteli mısır yetiştirmek istiyorsam, komşularıma da kaliteli mısır yetiştirmeleri için yardım etmeliyim.”

Yaşam da böyle, mahsulümüz iyi olsun istiyorsak, çevremizi de iyi etmekle uğraşmalıyız. Bunun için ortak değerlerde ittifak edip, ayrılık sebeplerini göz ardı etmek durumundayız. Birbirimizle hakiki ittifak etmedikçe ne çocuklarımıza sahip çıkabiliriz ne dinimize ne vatanımıza… Bizim dinimizde emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker düsturu var; iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak. Bunu yapmadığımız her genç ve çocuk, ileride kendi neslinin başına belâ olacak. Ne yazıktır ki büyüklerimiz bunu fazlaca yanlış yaptı; hakaretlerle, dışlayarak, yargılayarak kötülükten sakındırmaya çalıştılar, ters tepti. Bunun sonucu olarak şimdi kimse kimseye karışmak istemiyor, terslenmekten korkuyor. Hak veriyorum, ama çözüm bu değil. Neden uçlarda olalım, neden ya hep ya hiç olsun… Orta noktayı bulalım, güzelce çevremizi uyarabilmeyi öğrenelim veya örnek olmayı deneyelim. Bazen sükût da uyarı biçimidir, yerine göre… Güzelce uyarılarımızın sonucunu karşıdakinin tepkisine göre değerlendirmeyelim, metîn ve sağlam olalım. “Neden dertsiz başımıza dert açalım ki?” derseniz, başınız her halükârda dertte. Yetişen yeni nesle dokunmadığımız her an onlara başka ideoloji lobileri dokunuyor. Ve bunlar bizim çocuklarımızın akranı olacaklar, belki patronu olacaklar… Biz o gençlere dokunmazsak, o gençler bizim neslimize dokunacak. Etkilenen değil etkileyen çocuklar yetiştirmek istiyorsak, önce biz etkileyen olacağız, pasiflikten çıkacağız. ‘Neme lâzım’ değil ‘ne lâzım’ diyeceğiz.

Kendi tarla mahsulünün iyi olmasını isteyen, başka tarlalara da destek vermeli. Hayatlarını anlamlı ve kaliteli bir şekilde yaşamak isteyenler başkalarının hayatlarını da zenginleştirmeli. Bir yaşamın değeri dokunduğu hayatlarla ölçülür. Buna başarının ilkesi de diyebiliriz, ya da hayat kanunu… Hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça…

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*