İntibah’taki ifrat-tefrit örüntülerini gördüğümde çok şaşırmıştım çünkü muhtemelen pek çoğunuz gibi bu terimlerle ilk karşılaşmam Risale-i Nur’da olmuştu. Oysa ifrat-itidal-tefrit terimleri; tıpkı kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye terimleri gibi Osmanlı’nın son dönem entelektüel camiasında ahlâk felsefesi çerçevesinde sıklıkla tartışılan ve üzerine analizler yapılan konulardı. Bütün bu terimlerin çıkış kaynağı Kınalızade Ali Çelebi’nin 1564’te yazdığı meşhur eseri Ahlâk-ı Alâî’dir. Osmanlı’nın son dönemlerinde çöküşe çözüm arayan aydınlar bu önemli esere geri dönerler.
Namık Kemal’in kitabı bu ifrat-tefrit çerçevesinde yazmasının en önemli sebebi kendisinin romana biçtiği görevdir. Ona göre roman toplumsal ahlâkı değiştirme ve iyiye götürme gücüne sahiptir. Hatta makalelerinden birinde ahlâkı Ahlâk-ı Alâî’den öğrenmeyi hapishane terbiyesine, romandan öğrenmeyi ise mektepte öğrenmeye benzetir. Namık Kemal’e göre insanlar ifrat ve tefritten uzaklaşıp itidale kavuştuğunda toplum da itidale kavuşacaktır. İtidalli bir toplum da adaletli bir toplum demektir. Namık Kemal itidali anlatmak için roman boyunca onun yokluğunu okura hissettirme yolunu izler. Böylece okur; şehvet, gazap ve aklın ifrat tefrit hallerini gördükçe olaylar karşısından nasıl davranılmaması gerektiğini anlamış olur.
İntibah’taki bütün karakterler ifrat ve tefrit halinin karakterize edilmiş modelleri olarak karşımıza çıkarlar. Ali Bey hayatının her alanını ifrat mertebesinde sürdürür. Çocukluğundan beri böyle bir tabiatı vardır. Bu nedenle babası oğlunun bu özelliğini iyi bir yere yönlendirmek adına onu ilimle meşgul eder. Böylece o takıntılı ifrat hali ilim öğrenmeye yönelir. Ancak babasının vefatı sonrasında yönsüzleşen bu özelliği, kitap boyunca şahit olacağımız olayların fitilini ateşler.
Benim için kitabı bu tarihsel bağlam ve yazım gerekçelerini bilerek okumak çok ufuk açıcıydı. Namık Kemal’in öncüsü olduğu Tanzimat edebiyatının toplumsal eğitimi öncelediğini elbette biliyordum ama Namık Kemal’in bunu böyle bir felsefî arka plan üzerinden yaptığından haberim yoktu. Üstadın Muhakemat’taki “İfrat gibi tefrit de muzırdır, belki daha ziyade. Fakat ifrat, tefrite sebep olduğundan, daha kabahatlidir.” sözünü hatırlatan bir kitaptı benim için. Çünkü kitabın sonuna doğru doruk noktasına ulaşan ifrat halleri zorunlu bir tefrit haliyle son bulmak zorunda kalıyor. Bu yönüyle İntibah, yalnızca bir Tanzimat romanı değil, itidalin önemine dair zamansız bir uyarı olarak da okunabilir.
Not: Kitabın sadeleştirilmiş versiyonu yerine orijinal versiyonunu okumanızı tavsiye ederim. Çünkü orijinal versiyondaki edebî sanatların pek çoğu sadeleştirilirken kesilmiş ve bu kitabın anlatmak istediği mesajı da zedeleyecek boyutta. Ben sahaftan Özgür Yayınları’nın 2003 baskısını bulmuştum, bir şekilde bulabilirseniz size de tavsiye ederim. Parantezler içinde Osmanlıca ibareler açıklanıyor ama metin orijinal halinde bırakılmış.
Altını Çizdiklerim
“Bahar erişince toprağın her tarafı serapa [baştan ayağa] taravet [tazelik] kesilerek “Yuhyil-arzı ba’de mevtihâ” [Dünya öldükten sonra yeniden dirilir] sırrı aşikâr olur. O kuru kuru ağaçlar –mahşere tesadüf etmiş i‘zam [kemikler] gibi– yeniden can bulmaya başlar. Bir hâlde ki, taravetlerine [tazeliklerine] dikkat olunsa nazar-ı ibretle [ibret bakışıyla] vücutlarına serapa cereyan eden [vücutlarına baştan ayağa akan] hayatı görmek kabildir [mümkündür]. Bir hâlde ki, en ednasındaki [aşağısındaki] neşv ü nemaya [büyümeye] bakılsa âlemin her zerresinde bir ruh tecelli ediyor [meydana geliyor] zannolunur.”
Heyhat [ne yazık!]… İnsan için her gün zuhur eden [ortaya çıkan] bin türlü amalin [isteklerin] kaçına zafer müyesser [nasip] olur…
“Her neye merak ederse bütün dünyayı unuturcasına ona hasr-ı iştigal ederdi [bütün zamanını ona ayırırdı].”
“Huz mâ safa, da’ mâ keder.
(Mutluluk vereni al, keder vereni bırak.)”
“… Ali Bey nazarında irtihal [gözünde ölmüş] değil, fakat kendi için mecal-i duhul olmayan [içine girilmesi mümkün olmayan] bir başka âleme intikal etmiş…”
“Meşhurdur ki, son pişmanlık fayda vermez.”

İlk yorumu siz yazın