Asırlık bir eserden bahsetmek istiyorum sizlere. Biraz ilginç bir öyküsü var.
Üstad Bediüzzaman 1926 yılında sürgün olarak getirildiği Burdur’da yazıyor bu kitabını. Fakat bir süre sonra unutuyor, kim bilir belki de hikmet-i İlâhiyece ‘unutturuluyor’.
Tâ ki 1950’lerde, yıllar sonra Barla’ya tekrar gelinceye dek.
Orada, talebelerinden Sıddık Süleyman Kervancı elinde bir kitapla çıkageliyor. Yıllar önce yazdığı kitabına kavuşunca hayret ve heyecan hislerini tutamıyor Bediüzzaman. “Gayet acib ve garib ve beni gayet hayrette bırakan bir hâdise-i Nuriye”1 diye ifade ediyor sonrasında bunu.
“Bu eser, bana çok ehemmiyetli geldi. Aslâ ve kat’â hatırıma gelmemişti. Bütün bütün bu eseri unutmuştum. Vücudunu hiç bilmiyordum. Sıddık Süleyman’ın sekiz sene sadakatli hizmetinin tam bir yadigârı nevinden onun gayet büyük bir hizmeti hükmünde kabul ettim, bin bârekellah dedim.”2
Barlalı Nur Talebelerinden merhum Bahri Çağlar ise o yılları şöyle anlatmış:
“Burdur’da yedi ay kalan Üstad, Barla’ya geldiğinde bir kitabı ciltlenmiş olarak Sıddık Süleyman’a veriyor. Tâ 25 sene sonra Üstad tekrar Barla’ya gelinceye kadar saklamış. Bir ara ben de o kitabı gördüm ve bir nüsha yazdım. Üstad Barla’ya gelince, Sıddık Süleyman kitapların ikisini de Üstada getiriyor. Üstad hemen Isparta’ya gönderip çoğalttırıyor. Kitaba bu ismi, yani ‘Nur’un İlk Kapısı’ ismini koydu.”3
Anlaşılıyor ki, “Nur’un İlk Kapısı” ismini de o zaman vermiş Üstad.
ESKİ SAİD İLE YENİ SAİD’İN MÜNAZARASI
Nur’un İlk Kapısı, Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “Eski Said ile Yeni Said’in birbiriyle münazara edip nefs-i emmareyi susturan ve şuhud [gözle görmek] derecesindeki hakikatleri ihtiva eden on üç ders”ten4 müteşekkil. Tabii 1950’den sonra Üstad Hazretleri kitabın sonuna bazı ilaveler de yapmış. Bir Nur Talebesinin Risale-i Nur hakkındaki takriz yazısı, Zübeyir Gündüzalp’in 1947’de Ankara Üniversitesinde verdiği konferansın metni, ecnebî filozofların Kur’ân’ı tasdiklerine dair şehadetleri bunlardan bazıları.
Üstad Hazretleri kitaptaki dersleri kendi nefsine hitaben yazdığını söylüyor. Nitekim eser boyunca “Ey Said-i kàsır, âciz ve fakir!”, “Ey Said-i gafil!”, “Ey ihtiyarsız, süratle kabre, haşre, ebede giden Said-i şakî!”, “Ey zaafıyla beraber mağrur ve işlemediği şeyle müftehir bîçare Said!” gibi nefsini ‘çok ağır bir şekilde’ itham eden ifadeleri görülüyor. Bu da bizler için ayrı bir ‘nefis dersi’ olsa gerek. Zira “Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.”5
“SAİD’E KARŞI KUR’ÂN’IN BİRİNCİ DERSİ”
Üstad Hazretlerinin bu dersler için “doğrudan doğruya Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın âyetlerinden ayne’l-yakîne yakın bir surette Yeni Said’e ders” ve “Said’e karşı Kur’ân’ın birinci dersi ve tam ilme’l-yakîn ve ayne’l-yakîn derecesinde bir meşhudatı tarzında”6 olduğunu ifade etmesi de dikkat çekici.
Malumdur ki, Bediüzzaman Hazretlerinin, 1. Dünya Savaşı’nda Ruslara esir düştüğünde Kosturma’da Volga Nehrinin kenarındaki Tatarların küçük camiinde başlayıp, esaret sonrası İstanbul ve Ankara’da devam eden, belki de tam olarak Barla’ya geldiğinde nihayetlenen bir “Yeni Said’e geçiş süreci” vardır. Üstad Hazretlerinin risalelerde bir “intibah-u ruhî” veya “inkılâb-ı ruhî” şeklinde bahsettiği bu ‘uyanış ve değişim halleri’ hakikaten çok ibretlik tablolarla dolu. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri bu hallerini ekseriyetle İhtiyarlar Risalesinde tafsilatıyla hikâye etmiş, yeri geldikçe de Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde atıflarda bulunmuş.
NUR’UN İLK KAPISI’NI BU GÖZLE OKUDUNUZ MU?
Nur’un İlk Kapısı’nda şahsen en ziyade dikkatimi çeken husus, “Eski Said ile Yeni Said’in birbiriyle münazara edip nefs-i emmareyi susturan” hakikatleri ihtiva etmesi.
“Eski Said ile Yeni Said birbiriyle nasıl münazara eder, tartışır?” derseniz, misal olarak, On Yedinci Lem’a’nın Beşinci Nota’sını hatırlamak yerinde olabilir:
“Avrupa fünunu [fenleri] ve medeniyeti, Eski Said’in fikrinde bir derece yerleştiği için Yeni Said harekât-ı fikriyede seyrettiği zaman, Avrupa’nın fünun ve medeniyeti o seyahat-i kalbiyede emraz-ı kalbiyeye [kalbî hastalıklara] inkılâb ederek ziyade müşkülâta medar olduğundan, bilmecburiye, Yeni Said zihnini silkeleyip, müzahref felsefeyi ve sefih medeniyeti atmak isterken, kendi ruhunda Avrupa’nın lehinde şehadet eden hissiyat-ı nefsaniyeyi susturmak için…”
Üstad Hazretleri, Eski Said’den Yeni Said’e geçiş sürecinde, iç dünyasında gerçekten büyük münazaralar, muhavereler, muhasebeler yaşamış. Hatta ‘muharebeler’ (savaşlar) bile desek yeridir. Nitekim o yıllarda yaşadığı bu hâletlerden “nefis ve şeytan ile yaptığım muharebeler”7 diye söz etmesi, “O düşmanlarla münakaşalara giriştim. Her bir kelimede otuz defa meydan muharebesi vukua geldi.”8 gibi çok manidar ve ibretlik ifadelerde bulunması da bunun işareti.
Nihayetinde Üstadımız “İnayet-i ezeliye [Cenab-ı Hakkın lütfu], beni Kur’ân’a teslim edip, Kur’ân’ı bana muallim yaptı. İşte Kur’ân’dan aldığım dersler sayesinde o belâlardan halâs olduğum [kurtulduğum] gibi, nefis ve şeytan ile yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum.”9 diyor.
Demem o ki, eseri bu gözle ve bu düşünceler içerisinde mütalaa etmek oldukça faydalı, heyecanlı ve ilginç deneyimler yaşatabilir.
O halde haydi Risale başına! Nur’un sarayına bu kez “ilk kapısı”ndan girmeye…
Nur’un İlk Kapısı’nı yüzüncü yılında okurken yüzlerce feyze mazhar olmak duasıyla…
Dipnotlar:
- Nur’un İlk Kapısı, Mukaddime.
- A.g.e.
- Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor, c. 1.
- Nur’un İlk Kapısı, Mukaddime.
- Sözler, 21. Söz, 1. Makam.
- Nur’un İlk Kapısı, Mukaddime.
- Mesnevî-i Nuriye, Katre, İfade-i Meram
- A.g.e.
- A.g.e.

İlk yorumu siz yazın