Güneşin batıya yolculuğu

“Bediüzzaman Said Nursî’yi vefatının 66. sene-i devriyesinde rahmetle anıyoruz.”

Rahmet yüklü bulutların gölgesinden, kalbi hakikatle çarpan tüm okurlarımıza selamlar…

Kur’ân’ın yeryüzüne indirildiği Ramazan-ı Şerifin manevî atmosferi içerisinde sizlerle beraberiz yine. Bu ayda semâvî Kur’ân’ın nüzûlünü, yeryüzü misafirleri olarak her kıt’ada Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı tilavet ederek karşılıyoruz.

Bu mübarek ay bu sene birçok tarihî hadisenin de yıldönümüne ve asırdönümüne tevafuk etti. Ve yine bu ay, Kur’ân’ın nüzûl ettiği bir Kadir Gecesinde vefat eden hâdim-i Kur’ân Bediüzzaman’ın vefatının da 66. yılı.

Bu vesileyle Ramazan-ı Şerifinizi, Kadir Gecenizi ve Bayramınızı tebrik ederiz.

Bu ay Genç Yorum’da neler var derseniz size biraz ipucu verelim:

Sürgünde Açılan Kapı

Takvim yaprakları 1926’nın karlı kışını gösterdiğinde, Anadolu yollarında zincirlere vurulmak istenen bir “ışık” taşınıyordu. Van’dan Burdur’a uzanan bu mecburi yolculuk, resmî kayıtlara bir “sürgün” olarak geçecekti. Zahirde bir ceza, bir tecrit, bir kopuştu bu. Ama kader, o karlı yolların altına manevî bir baharın tohumlarını saklamıştı.

Bizler bu ay, Risale-i Nur hizmetinin “başla” tuşuna basıldığı o büyük sürgünün 100. yılındayız. Ve soruyoruz: Gerçek sürgün nedir?

İnsan, coğrafya değiştirince mi sürgün olur, yoksa kendi fıtratına yabancılaşınca mı? Bir insan, en konforlu evinde, en kalabalık dost meclisinde otururken de “gurbette” olabilir mi?

Evet, olabilir. Eğer insan, kendi “vücud ülkesinde” aklını kalbinden, vicdanını hayatından koparmışsa; o kişi kendi sarayında bir mültecidir. İşte Bediüzzaman Said Nursî, 100 yıl önce Burdur’da kaleme aldığı “Nurun İlk Kapısı” ile, bize bu enfüsî âlemdeki sürgünden kurtulmanın reçetesini sundu. “Ben kaderin mahkûmuyum, ehl-i dünyanın değil” diyerek, dışarıdaki zindanları içerideki iman hürriyetiyle yıktı.

Bu sayıda, sadece tarihî bir olayı yad etmiyoruz. 1926’nın şartlarından 2026’nın problemlerine uzanan bir köprü kuruyoruz.

Sayfalarımızı çevirdiğinizde göreceksiniz ki; dünya bir misafirhanedir. Ve mülk, o Misafirhane Sahibi’nindir. Şayet insan, “Mülk O’nundur” diyebilirse, kâinatın hiçbir köşesinde ona gurbet yoktur. O zaman “gözaltında” olmak korku değil, “Gözeten”in (cc) şefkatli nazarı altında olmak demektir.

Sürgünle başlayan bu hikâye, 66 yıl önce Urfa’da, kırık bir mezar taşıyla nihayete erdi sanıldı. Oysa o da bir son değil, ebedî bir vuslatın, bitmeyen bir hizmetin başlangıcıydı. Bir Said toprağa girdi, Nurların ulaştığı binler Saidlerin şahs-ı manevîsi ve meşveretin üstadlığı ile nur hizmeti artarak devam ediyor.

Mart sayımızda; nefsinizle barışacağınız, gurbetinizi sılaya çevireceğiniz ve “Nurun İlk Kapısı”ndan içeri girip “Hoş geldin, evindesin” sesini duyacağınız bir yolculuk sizi bekliyor.

Kapı açık, buyurmaz mısınız?

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*