Kuvvet denilince ne anlıyoruz? Para, makam ya da itibar mı? Kuvveti belirleyen parametreler nelerdir? Halkın itibar ettiği kriterlerin hakikatte bir anlamı var mıdır? Kuvveti maddî mi yoksa mânevî esaslarda mı aramak gerekir? Dünyevî kabullerin ahiretteki karşılığı nedir? İhlâsın kuvvetle irtibatını nasıl anlamak gerekir?
Soruları uzatmak mümkün. Cevabı Üstadın hizmet hayatında ve Risale-i Nur’un ilgili pasajlarında aradığımızda ezber bozan bilgilerle karşılaşırız: “Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlâstadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.”1
Barla mı? İstanbul mu?
İhlâsımız ölçüsünde kuvvetliyiz. Samimi olarak davamıza ne kadar emek sarf edersek o ölçüde güçleniyoruz. Bu ezber bozan hakikatin en önemli delillerinden biri ise Üstadın Barla ve İstanbul hayatındaki hizmet mukayesesidir. İstanbul ve kendi memleketindeki hayatı Barla’daki hayatına göre üç kat daha fazla zaman, yüz ya da bin kat daha fazla yardımcısı vardır. Ayrıca Barla son derece sapa bir muhitken İstanbul dünyanın merkezidir. Barla’da ciddi bir baskı altındayken İstanbul’da son derece rahattır. Barla’da çoğu kişi okuma yazma bilmezken İstanbul’da ehl-i ilimle beraberdir. Tüm bu zahirî sebeplere rağmen Barla hizmetinin İstanbul hizmetinden yüz kat muvaffak olması gayet cây-i dikkattir.
Hakka dayanıldığında nihayetsiz kuvvetin kapıları açılır. Dolayısıyla zahir esbâb sukut eder. Yeter ki ihlâs temelli ve rıza-yı İlâhî rotasında olalım. Böylece zâhirde küçük gibi görünen ameller hakikatte çok büyük hale gelir. Bizim zerre zannettiğimiz fiiller bir an da yıldıza inkılâb eder: “İhlâs ve rıza-yı İlâhî yolunda zerre, yıldız gibi olur. Vesilenin mahiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Madem neticesi rıza-yı İlâhî ve mâyesi ihlâstır; o küçük değildir, büyüktür.”2
Elli milyon kuvvet!
Meslek; İman ve Kur’an hakikati olduğunda artık bir kişi bir kişi değil, belki ihlâsın derecesine göre binler kuvvetindedir. Bu hakikat Risale-i Nur’da; “Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur’ân’a ait dellâllığımdan ve kuvve-i mâneviye-i imaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek itibarıyla elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun! Çünkü, Kur’ân-ı Hakîm’in kuvvetiyle, sizin dinsizleriniz dahil olduğu halde bütün Avrupa’ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envâr-ı imaniye ile, onların fünun-u müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kalelerini zîr ü zeber etmişim. Onların en büyük dinsiz filozoflarını hayvandan aşağı düşürmüşüm. Dinsizleriniz dahi içinde bulunan bütün Avrupa toplansa, Allah’ın tevfikiyle, beni o mesleğimin bir meselesinden geri çeviremezler, inşaallah mağlûp edemezler. Madem böyledir; ben sizin dünyanıza karışmıyorum, siz de benim âhiretime karışmayınız. Karışsanız da beyhudedir!”3 şeklinde ifade edilmiştir.
Elli milyonu burada çokluktan kinaye olarak anlamak mümkün. Dikkat edilirse Üstada baskı yapmaya çalışan ehl-i dünyanın çok derin korkuları vardır. Yine dikkat edilirse Üstad Hazretlerinde en ufak bir korku emaresi görülmez. Sadece korku durumunu düşünmek bile meslekler arasındaki farkı anlamaya yeterlidir. Hakka dayanan korkmaz ve dünyada dahi ihsan-ı İlâhî sayesinde kuvvetlenerek izzetini muhafaza eder. “İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî îmanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.”4 hakikati de meselemiz açısından son derece manidârdır.
İman mesleği!
Mezkûr pasajda geçen; Avrupa’ya meydan okuma, kaleleri darmadağın etme, dinsiz filozofları hayvandan aşağıya düşürme, iman mesleğine olan itimat gibi ifadeler Üstadın iman seviyesi dolayısıyla kuvveti hakkında ciddi fikir verir. Davanızdan ve davanızın dayanağından ne kadar eminseniz o ölçüde cesaretiniz parlayacaktır. Bir dava adamı zor şartları ve çetin imtihanları göze alabilmelidir.
Risale-i Nur Külliyatı dikkatle incelendiğinde talebelerine rahat bir dünya hayatı vaad edilmez. Bu kutlu yola sülûk eden her talebe karakol, hapishane, mahkemeyi göze alır. Buna rağmen en küçük bir korku, sadakatsiz bir hâl ile karşılaşılmamıştır. Aksine her soruşturma davaya olan sadakat, şevk ve motivasyonu artırmıştır. Bu da Risale-i Nur talebelerinin ihlâsla hizmetinin bir mükâfatı olarak yorumlanabilir. Peşin bir ücret olarak dünyada dahi hapishane bile medrese-i Yusufiye olmuştur. Bulundukları mekânlar cennetin bir şubesi haline gelmiştir. Elbette bu kuvveti elde etmelerini sağlayan aralarındaki tesanüd, uhuvvet, muhabbet ve ittifaktır…
İhlâs Risalesi!
İhlâs Risalesinde nazara verilen örnekler bu kuvvetin kaynağını açıkça işaret eder: “Evet, üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi, hakikî sırr-ı ihlâs ile, on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.”5
Ben ve sen yerine biz olunduğunda Rabbimizin nihayetsiz kuvvet ve rahmetini celb edebiliyoruz. Yeter ki enaniyetimizi şahs-ı mânevî havuzunda eritelim. Omuz omuza veren her fert tahayyül edemediği bir kuvvete kavuşuyor. Bu hakikatin tarihte kayıtlı çok sayıda misali vardır. Bu tecrübeden istifade etmemek kâr-ı akıl değildir.
Himmetimizi neye sarf ediyoruz?
Neye odaklandığımızı sorgulamak gerekiyor. Hangi yolun yolcusuyuz? Ne için en çok gayret gösteriyoruz? Rehber olacak vecizeyi hatırlayalım: “İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise, himmeti nisbetindedir. Himmeti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.”6
Allah katındaki değerimiz himmetimiz kadardır. Üstad bütün himmetini iman hizmetine sarf etti. Dünyasını bizlerin saadeti için feda etti. Karşılığında Cenneti dahi talep etmedi. Bu ihlâs ona peşin bir ücret olarak dünyada muazzam bir kuvvet, izzet, milyonlarca hizmet arkadaşı ihsan etti. Bu kutlu kervana hakkıyla iştirak etmek için himmetimizi iman hizmetine vakfetmek elzemdir. Kuvvetin dayanağı Rabbimizin ihsanıdır. Bu ihsan da bizim ihlâs, tesanüd, ittifak, uhuvvet ve muhabbetimize bağlıdır vesselam…
Dipnotlar:
- Lem’alar, s. 165;
- Lem’alar, s.159;
- Mektubat, s.74;
- Sözler, s.284;
- Lem’alar, s. 165;
- İşârâtü’l- İ’câz, s. 76

İlk yorumu siz yazın