Tarafgirliğin gölgesinde hakikat arayışı

Bazı kelimeler vardır, zihninizin kuytularına sızar, orada öylece bekler…

“Tarafgirlik” mesela.

İlk başta sadece bir tutum gibi görünür.

Ama sonra fark edersiniz: Bu kelime, bir toplumu delik deşik edebilir.

Her yeni olayda sahne aynı:

Taraflar dizilir, siperler kazılır, sloganlar hazırdır.

Bir grup bağırarak gerçeği ezer,

Bir grup sessizliğe gömülerek kendini temize çeker,

Bir grup ise‒eğer hâlâ kalmışsa‒olup biteni anlamaya çalışır.

Ne gariptir…

Hakikat en çok bu üçüncü grubun sırtına yüklenir.

Ama en az onların sesi duyulur.

Bazen hakikat, hiç sevmediğiniz birinin ağzından çıkar.

Bazen de sevdiğiniz biri, hiç beklemediğiniz bir anda yalan söyler.

Ne yaparsınız?

Gözlerinizi mi kapatırsınız, yoksa içinizi mi yakarsınız?

Bir gerçek var:

Hakikat asla bağırmaz.

Alçak seslidir, saklanmayı sever.

Siz onu ararsınız; o, sadece sabırlı olanlara görünür.

Ama sabır bu çağın gözden çıkardığı bir meziyet.

Herkes hızlı, herkes keskin.

Hiç kimse düşünmek istemiyor çünkü düşünmek, konforu bozar.

Taraf olmak daha kolay.

Kimin haklı olduğunu değil, kimin bizimkilerden olduğunu merak ediyoruz.

Ve sonra…

Karar veriyoruz.

Hızla.

Çabucak.

Düşünmeden.

Biraz geri çekilelim.

Şahin gibi saldıranlar var: Her şey net, karşı taraf suçlu.

Güvercin gibi geri duranlar var: Ortalığa karışmayalım ne olur ne olmaz.

Ve bir de üçüncüler…

Siz onları görmezsiniz.

Onlar bağırmaz.

Onlar sakince bakar, parçaları toplar, sabırla bekler.

Olayın neresinde kırılmıştır hakikat, onu bulmaya çalışırlar.

Ama sesleri pek işitilmez.

Çünkü bu çağ, bağıranı ödüllendirir.

Oysa biliyorum.

Bazı insanlar hâlâ hakikati arıyor.

Onlar bilir:

Bir söz, bir düşünce, bir gerçek… düşmanından bile gelse eğilip alınmalıdır.

Çünkü hakikat, sadakati değil, adaleti sever.

Ama işte tam burada imtihan başlar.

Çünkü hakikati kabul etmek demek, bazen kendi tarafınızı sorgulamak demektir.

Oysa biz tarafımıza âşık olmuşuz.

Gerçekle değil, aitlikle yaşıyoruz.

Saklandığımız o kalın duvarların içinde yankılanan ses, çoğu zaman kendi sesimizdir.

Her olayda safımızı değil, vicdanımızı seçebilseydik,

Belki de daha adil bir toplum olurduk.

Belki de daha sessiz ama daha haklı bir hayatımız olurdu.

Ama hâlâ geç değil.

Bir düşünme mesafesi bırakabiliriz kendimize.

Her duyduğumuz şeye koşarak değil, durarak yaklaşabiliriz.

Hakikatin sesi zaten bağırmaz…

Ama duymaya cesaret edenlere fısıldar.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*