Problemlerimizi çözmekle görevli zihnimiz, sağ olsun sürekli çalışır. Çözüm üretir, durup bir daha düşünür, bir çözüm önerisi yetmez yedek planı hazırlar. Dediği şeyler mantıklı olduğu için biz de onu yaparız, yani zihnimizi dinleriz. Peki ya işe yaramıyorsa, zihnimizin çözümleri işimizi daha çıkmaza sokuyorsa? Bu soruya danışanlarım çoğunlukla şu cevabı verir;
-“Her yolu deniyorum hocam olmuyor, insanlar anlayışsız, insanlar sınır bilmiyor hep..”
-“Peki ya sorun; bizim sürekli zihnimizin çözüm yöntemini dinlememizse?” diyorum, “Yıllardır onun dediğini yaptınız, netice ne oldu, hiç.. Peki yeni bir beceri öğrenmeye var mısınız, yeni bir şey deneyelim mi sizinle?” Açıklamaya devam ediyorum:
“Biz zihnimizden ibaret değiliz, o bizim varlığımızın bir parçası ve onu her zaman dinlemek zorunda değiliz. İrade bizde ve karar verecek olan biziz. Zihnimiz saatin çarkı gibidir, sürekli olarak döner ama ne için çalıştığını bilmez. Biz ise saate dışarıdan bakanızdır; saati hiç inceleme şansı buldunuz mu? Büyüklü küçüklü çarklar birbirini döndürür ve akreple yelkovanı hareket ettirir. Biz dışarıdan saate bakarız, zamanı anlarız ve işlerimizi ayarlarız. Çarkınsa bundan haberi yoktur, ne için çalıştığını bilmez, sadece çarkı döndürme peşindedir. Zihnimiz de bunun gibi; neye hizmet ettiğini bilmeden çözüm üretir durur. Sebebi bulursa çözüleceğini düşünür ve sebebi suçlayıp durur. Biz ise dışarıdan bakarız ve fark ederiz ki, çözeceğiz diye çalışırken tam tersi olmuş. Zihin bunu da çözmeye çalışır ve daha da sebebi döver.. Burada durur ve bir seçim yaparız; zihnimi mi dinleyeceğim yoksa tecrübemi mi?” Bir danışanımla yaptığım uygulamayı onun da izniyle örnek vermek istiyorum ki mesele anlaşılsın. Şu cümleyle gelmişti:
“Çöplük gibi hissediyorum hocam, herkes çöpünü bana boşaltıyor, rahatlıyor ve gidiyor. Bense o çöplerle hayatıma devam ediyorum..”
Herkesin problemini dinleyip çözmekten yorulan bir kişi, hâlâ herkesi dinlemeye ve çözmeye devam ediyor. Devam ediyorsa zararının yanında mutlaka bir faydası var ki bunu yapmaya devam ediyor derim. Nedir bu fayda diye irdeledik ve şunlar çıktı:
“•Kardeşlerimin dertlerini dinlemezsem öfkelenip yanlış bir şey yaparlar, yuvaları bozulur. •Gelini dinlemez ve tavsiye vermezsem işler daha kötüye gider, toparlayamam. •Arkadaşımın derdini dinlemezsem daha kötü olur, ben de suçlu hissederim..”
-“Çok mantıklı sebepler, doğru gözüküyorlar. Peki bunları uygulayıp yıllardır konuşunca sonuç ne oldu, şu an ne durumdalar?”
-“Hâlâ aynılar hocam, hâlâ barışmayı bilmiyorlar, üslup bilmiyorlar, hep bana geliyorlar..”
-“O zaman onları çok da toparlamışa benzemiyorsunuz, ilk kavgada yeniden her şey bozulabilecek düzeyde değil mi?”
-“Evet, neden böyle oldu, yıllardır ben arabuluculuk yapıyorum, iyi olsunlar diye. Neden işe yaramadı?”
-“Belki iyi olsunlar diye yaptığınız eylemler, onların yeteneklerini baskıladı. Onların gelişmesini engelledi. Küsüp barışmayı öğreneceklerdi, siz araya girdiğiniz için gerek kalmadı. Üsluplu konuşmayı kavga ederek öğreneceklerdi, siz onların yerine arayı yaptığınız için öğrenmeye gerek kalmadı. Nasılsa yapan biri var.. Ve bu hayatlarını çok kolaylaştırıyor. Peki sizin hayatınıza iyi geliyor mu?”
-“Hayır hocam, artık bedenim tepki veriyor, kulağımın biri duyma yetisini %80 kaybetti, artık duymak istemiyor bedenim ve ben hâlâ onu dinlemiyorum, hâlâ dayanamayıp arabuluculuk yapıyorum.”
-“Bu çok üzücü, artık bedeniniz geri dönülemez şekilde hasar almaya başlamış. Yani bedeniniz ve tecrübeniz size diyor ki; sorumlu değiliz, kendi derdimiz bize yeter, insanlara arabuluculuk etmek bizi de onları da iyi etmiyor.. Zihniniz ise diyor ki; yine de bırakamayız, daha kötü olur işler, işin içinden çıkamazsın o zaman.. Peki, siz zihninizi mi dinleyeceksiniz yoksa tecrübenizi mi?”
Burayı sindirmek kolay değildir, yıllardır emek verdiğimiz bir şeyin iki taraf için de zarar olduğunu anlamak, boşa kürek çekmiş olmak gerçekten zor kabullenilesi bir durumdur. Sindirmesi için zaman tanırız, yerleşmesi için defalarca tekrar ederiz, yeniden üstünden geçeriz. Belki 3-5 seans buranın üzerinde dururuz. Böylece artık zihni yerine tecrübesini dinlemeye hazır olur. Dikkat ederseniz zihni ikna olur demedim, tecrübesini seçer dedim. Çünkü zihnimiz hâlâ yanlış yaptığımızı söyler, işlerin daha kötü olacağını söyler, hatta kalp çarpıntısı yaptırır vs.. Biz zihnimize şöyle teşekkür eder ve yolumuza devam ederiz:
“Sevgili zihnim, teşekkür ederim benim için çalışıyorsun, düşünüp duruyorsun. Ama bulduğun çözümler hayatımda işe yaramıyor, beni daha iyi bir ben yapmıyor, daha sinirli ve öfkeli yapıyor. Çözümlerin doğru da gözükse, tecrübelerim gösteriyor ki; işime yaramıyor, kimsenin işine yaramıyor. Bu sebeple, artık seni değil tecrübemi dinleyeceğim..”
Bu süreçte bir rehber/destekçi olarak seansların önemi büyük çünkü zihnini koşulsuzca dinlemeye alışkın birisi için hiç kolay bir aşama değil. Destek alınmazsa yeniden zihninin kancasına takılır ve benden olmuyor zaten diye ümitsizlik girdabına düşer. Hatta çoğunlukla şöyle der; “Herkese faydam var ama kendime gelimce çözemiyorum, sorunumu biliyorum ama değişemiyorum”.. Bunu diyorsanız mutlaka size dışarıdan bakacak birinden destek alın.
(Not: Seansın tüm kesitini yazamadığım için benzer durumda olsanız da kendinizi bütünüyle buraya göre değerlendirmeyin, sizin durumunuz kendi içinde özel değerlendirilmeli.)

İlk yorumu siz yazın