Yazıyı okurken adı geçen ilahi ve salavatların size eşlik etmesini istedik. Bunun için QR kodlarını okutmanız yeterli. Keyifli okumalar.
Musikiyle ibadeti harmanlayan Enderun usulü teravih, 18. yüzyılda sarayda başlamış, uzun yıllar hemen hemen tüm camilerde kıldırılmış, sonradan uygulamaları azalsa da günümüze kadar gelmiş bir gelenek. Adını teravihi kıldıran hocaların Enderun Mektebi çıkışlı olmasından alan bu namazda farklı musiki makamları kullanılıyor ve her dört rekâtta bir salavat, ilahi ve zikirler çekiliyor. Ayasofya Camii-i Kebir’inde de Ramazan’ın her günü teravih, Enderun usulü kıldırılıyor. Bana da bu Ramazan Ayasofya’da teravih kılmak nasip oldu. Çok büyük bir kalabalığın katılmış olması, kıraatin güzelliği, mimarinin ruhuyla manevî atmosfer zaten paha biçilemezdi, ama Enderun usulünce okunan ilahilerin lezzeti ve hissettirdikleri gerçekten bambaşkaydı. Okunanlar ekseriyetle Peygamber Efendimizi (asm) öven kaside ve ilahilerdi. Yüzlerce insan, camileri doldurup omuz omuza aynı kişinin sevgisinde birleşmiş, bir ağızdan onu övüyor, ona selam ediyorduk. Fakat yüzyılları aşan bu eserler sadece günümüz Müslümanlarını değil, yüzyıllar önce yazılmış şiirleriyle çağlar öncesindeki Müslümanları da gelmiş geçmiş tüm inananlarla beraber aynı muhabbette birleştiriyor. Mesela 13. Yüzyılda yaşamış Yunus Emre’ye 21. Yüzyıldan eşlik ediyor:
“Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed”2
Ya da Musullu Hafız Osman’ın yazdığı, Acemaşiran makamında okunan salatla O’nun güzelliğini ve vefasını övüyor, O’na selam ediyorduk:
“Allahümme salli ale’l-Mustafa
Bedîi’l-Cemali ve Bahri’l-vefa
Ve salli aleyhi kemâ yenbaği
Es-sadık Muhammed Aleyhisselam”3
Mısırlı sufî imam Bûsirî’nin yazıp Kenan Rifai’nin rast makamında bestelediği Kaside-i Bürde ile Resulullah’a duyduğumuz özlemi dile getiriyor, O’nun yüzü suyu hürmetine mağfiret diliyorduk.4
Çağları aşan bu güçlü sevginin kaynağı ne? Nasıl ve neden herkes aynı şiddetle, kalpleri titreyerek aynı kişiyi sevebiliyor, O’nu özleyebiliyor? Bu sorunun cevabını en veciz şekilde Hasan Basri Çantay’ın şiirinden yorumlanan ilahi veriyor olsa da:
“Sevdim seni Mabuduma
Canan diye sevdim”5
Ümmetçe Resulullah’a duyduğumuz sevgi, O’nun Kur’ân ahlâkı, ümmetine gösterdiği ihtimam ve tüm yaratılmışları kapsayan şefkatiyle pekişiyor. Yaratılışın mayası olan muhabbeti O’nunla öğreniyor, O’na duyduğumuz sevgiden O’nun Âl ve Ashabını da seviyoruz. Dinimizin, ruhumuzun temelleri muhabbetle yoğruluyor, kâinattaki ilmek ilmek muhabbete iştirak ediyoruz. Öyle şanslıyız ki bu sevginin karşılıksız olmadığını biliyoruz. Zira mahşerin dehşetinde herkesin, hatta diğer peygamberlerin dahi “nefsî, nefsî” dediği zamanda ümmetine duyduğu şefkatle “ümmetî, ümmetî” dediği rivayetle; ümmetinin sıkıntıya uğramasının O’na çok ağır geldiği, ümmetine çok düşkün olup şefkat ve merhametle dolu olduğu da vahiyle sabit.6
Hemen hemen tüm Müslüman kültürlerine işlemiş olan Peygamber sevgisi, “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir”7 ayetini düstur edinen Türk İslam geleneğinde çok merkezî bir yerde. Mesela Divan edebiyatının en belirgin teması olan aşk, ekseriyetle Peygamber Efendimiz’de (asm) zuhur eder, kendine şair diyenin bu aşkı tatması, şiirlerine mutlaka konu etmesi adeta yazılı olmayan bir kural olagelir. Hz. Muhammed’e (asm) yazılmış kasidelerin en ünlülerinden birisi olan Su Kasîdesi’nde Fuzûlî, Peygamberin güzelliğini gülde somutlaştırır:
“Suya versün bağbân gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek verse min gülzâre su”8
Zatî ise Hz. Yusuf’un (as) kıssasına atıfta bulunarak Yusuf’u gören kadınların ellerini kesmesi gibi, O’nun güneş gibi yüzünü gören ayın ortadan ikiye ayrıldığını söyler:
“Yûsuf’ı gerçi görenler ellerini kestiler
Gün yüzün gördü senin şakk oldı ayın ayesi”
Habibullah’ın nurunun yanında, der Şeyyad Hamza, ne güneşin ne ayın ışığının esamesi okunur:
“Senün nurun gören gözler ne ay gözler ne yıldızlar
Senünle gece gündüzler ziyâdur ya Rasûlallah”
Biz de İlahî muhabbetin tezahürü ve yaratılışın sebebi olan O’nun güzelliğini seyretmek için yokluk âleminden getirildik. Canı, cananı o yüzden taa Kaalü Belâ’dan biliriz:
“Saha-i mülk-i ademden hüsnün için gelmişiz
Can nedir, Canan nedir, ‘kaalü belâ’dan bilmişiz”
Nakşî şair Sadî Hafız Ahmed Efendi Resulullah’ın hüsnünü şöyle metheder:
“Sen ki mahbüb-i Huda’sın yok nihayet hüsnüne
Oldu aşıklar anınçün hüsnünün dîvanesi.
Ya Habîballah! Cenabın bezmine irgür bizi
Ta olalım mah cemalin caminin mestanesi.
Hüsn-i vechin şem’ine şayeste kıl bu Sa’di’yi
Ta ki olsun pertev-i şem’-i cemal pervanesi.”9
Osmanlı padişahları da bu muhabbete kayıtsız kalmaz. Bu mısralarda Fatih Sultan Mehmet, Cihan padişahı olmak dahi, sevgililer sevgilisine köle olmanın yanında değersizdir der:
“Benim sen şah-ı mehruye kul olmağ iledur fahrim,
Geday-ı dilber olmak yeğ cihanın padişahından”
Fakat şairler her ne kadar yetenekli de olsa, hiçbir söz O’nu methetmeye yetmeyecektir:
“Görse cemâlin gözüm
Pâyine sürsem yüzüm
Yok sana lâyık sözüm
Sallî ve sellim aleyh”10
Dipnotlar:
- Bezm-i Alem Valide Sultan
- [1] https://www.youtube.com/watch?v=WMEF29XsnvQ&list=RDWMEF29XsnvQ&start_radio=1
- [1] https://www.youtube.com/watch?v=jJi6u7w_P5Q&list=RDjJi6u7w_P5Q&start_radio=1
- [1] https://www.youtube.com/watch?v=xXSfvBvkGbU&list=RDxXSfvBvkGbU&start_radio=1
- [1] https://www.youtube.com/watch?v=V26oh-bAAQg&list=RDV26oh-bAAQg&start_radio=1
- Tevbe, 128.
- Ahzab, 6.
- “Bahçıvan boşuna yorulmasın; gül bahçesini sele versin, mahvetsin. / Çünkü bin gül bahçesini sulasa senin yüzün gibi bir gül açılmaz.”
- “Allah’ın sevgilisi sensin. Hudutsuz bir güzelliğe sahip olduğun için, aşıklar senin cemalinin deli divanesidir. Ey Allah’ın Sevgilisi! O sohbet meclisine bizi de kabul buyur. Böylece ay yüzünü seyredip kendinden geçen bahtiyarlardan olalım. Aydınlık yüzünü görmeye lâyık kıl ki, bu zavallı Sa’di kulun güzel yüzünün ışığı etrafında dolanıp duran bir pervane olsun.” Günümüz Türkçesine çeviri: Yaşar Kandemir
- Nat-ı Şerif, Bağdatlı Ruhî

İlk yorumu siz yazın