Gazze’de yarım kalan hayatların izini seramik ve resim sanatıyla görünür kılmayı amaçlayan “Sessiz Ayakkabılar” sergisi, Üsküdar’daki Nevçarşı Alışveriş Merkezi’ndeki Kalyon Kültür Zone’da açıldı.
Kalyon Kültürden yapılan açıklamaya göre, sanatçı Ali Uslu’nun seramikten yaptığı 200 çift çocuk ayakkabısı ve iki tablodan oluşan sergi, “Kalanlar” başlıklı Filistin sergisinin devamı niteliğini taşıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Kalyon Vakfı Başkanı Reyhan Kalyoncu, Filistin halkına destek olmak amacıyla geçen aralık ayında Kalyon Kültür’de “Kalanlar” başlıklı sergiyi hayata geçirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Açılışını yaptığımız ‘Sessiz Ayakkabılar’ sergimizle Filistin halkının onurlu mücadelesine destek vermeye devam ediyoruz. Savaşın en ağır faturasını her daim çocuklar ödüyor. Filistin’de son 2 senede tüm insanlığın gözleri önünde 20 binden fazla çocuk öldürüldü. On binlerce çocuk annesiz, babasız bırakıldı. Bana göre burada, susturulmuş çocuk seslerinin önünde insanlığın yoklamasını yapıyoruz. Çocuk ayakkabısı bize, oyunu, okulu, eve dönüşü, bayram sabahlarını hatırlatır. Ancak burada yarım bırakılmış çocukluğu ve eve dönemeyenlerin izini hatırlatıyor. Bizler hatırladıkça, gök kubbeyi sağır eden sessizliğin vicdanların sesiyle yükseleceğine ve Gazze’nin üstüne çöken karanlığın aydınlığa dönüşeceğine inanıyoruz.”
Sanatçı Ali Uslu da Filistin’de yaşanan acıya dikkati çekerek, “Gazze’de yaşananlar sadece bölgesel sorun değil, aynı zamanda küresel bir endişe kaynağı ve insanlık için vicdan sınavıdır. 21. yüzyılda maalesef ki insanlık onuru yerle bir olmuştur. Bir sanatçı olarak amacım, Gazze’deki masum çocukların seslerini duyurabilmektir. Çünkü zulme karşı sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır. Çağımız, güçlünün zayıfı ezdiği bir zaman dilimidir. ‘Sessiz Ayakkabılar’ sergisi de bu sesin yankısıdır” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin iklim vizyonu
Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, İstanbul Teknik Üniversitesinin (İTÜ) ev sahipliğinde düzenlenen İTÜ COP31 Bilim Platformu Çalıştayı’nda akademisyenler ve öğrencilerle bir araya geldi. Ağırbaş, Türkiye’nin iklim vizyonunu bilimsel temeller üzerinde güçlendirmek için önemli adımlar attıklarını belirtti.

İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal da iklim krizinin disiplinler arası birlikte üretme kültürüyle etki odaklı ve kalıcı çözümlere ulaşabileceğini dile getirdi. COP31’i bilimin politika üretim süreçlerine doğrudan katkı sunabileceği güçlü bir zemin olarak gördüklerine, İTÜ COP31 Bilim Platformu’nun farklı disiplinlerden akademisyenleri bir araya getirerek bilimsel bilgiyi kalıcı politikalara ve sürdürülebilir çözümlere dönüştürmeyi hedeflediğine dikkati çeken Mandal, enerjiden kritik ham maddelere, dijital iklim bilimlerinden sürdürülebilir kalkınma politikalarına kadar geniş bir alanı kapsayan çalışmaların üniversitenin akademik birikimi ile iklim politikalarının geleceğini buluşturmayı amaçladığını vurguladı.
Platformun, öğretim üyelerinin mevcut araştırma gündemleriyle uyumlu katkı modelleri çerçevesinde, İTÜ’nün güçlü bilimsel kapasitesini COP31 tematik başlıklarıyla eşleştirerek politika notları, teknik raporlar, karar destek çıktıları ve tematik çalışma grupları üretmesi amaçlanıyor. Ayrıca hazırlanacak politika notu, makale ve akademik çalışmaların hakem süreçlerinin ardından uluslararası akademik yayınlarda değerlendirilmesi planlanıyor. Programda öğrencilerin yürüttüğü sürdürülebilirlik ve iklim çalışmaları da ele alınırken gençlerin sürece aktif katılımının önemi anlatıldı.
COP31 nedir?
COP31 (31. Taraflar Konferansı), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek küresel iklim zirvesidir.
İklim değişikliğinin bir zararı daha
Yeni bir araştırma, insan faaliyetlerinin Dünya’nın dönüşünü yavaşlatıp günlerin uzamasından sorumlu olduğunu ortaya koyuyor. İklim değişikliği, Dünya’nın dönüşünü son 3,6 milyon yıla kıyasla “benzeri görülmemiş” bir hızla yavaşlatıyor. Bilim insanları günlerimizin uzadığı konusunda uyarıyor. Önceki araştırmalar, kutup buz tabakalarının ve dağ buzullarının erimesinin deniz seviyelerini yükselttiğini ve Dünya’nın dönüşünü yavaşlattığını ortaya koymuştu. Kutuplardan çıkan eriyik suyun ekvatora doğru yayıldıkça etkisi, kollarını açtığında daha yavaş dönmeye başlayan bir artistik patinajcıya benziyor.

ETH Zürih’ten Uzay Jeodezisi profesörü Benedikt Soja, “Dolayısıyla gün uzunluğundaki mevcut hızlı artışın başlıca nedeni insan etkilerine bağlanabilir” diyor.
Soja, yüzyılın sonuna gelindiğinde iklim değişikliğinin gün uzunluğu üzerindeki etkisinin Ay’dan bile güçlü olacağının öngörüldüğü uyarısında bulunuyor.
Bu değişiklikler yalnızca milisaniye düzeyinde olduğu ve insanlar tarafından fark edilmeyeceği için önemsiz görünebilir. Ancak teknolojiye bağımlı bir dünyada yaygın sorunlara yol açma potansiyeli taşıyor. Belirli atomların frekansına dayanan atomik zamanı kullanan GPS ve uzay seyrüseferi gibi bilişim sistemleri için son derece hassas zaman ölçümleri hayati önem taşıyor.
Bu değişikliklerin uyku düzenimiz ve sirkadiyen ritmimiz gibi insan biyolojisini etkilemesi ise beklenmiyor.
Dünya, ısıyı hapseden emisyonlar nedeniyle ısınmaya devam ederse, bilim insanları iklim değişikliğinin yüzyılın sonuna kadar bir günün uzunluğunu 2,62 milisaniye artırabileceğini öngörüyor.
Tarımın Yeniden Keşfi
Avrupa Birliği’nin (AB) tarım sektörü, jeopolitik gerilimler, iklim değişimi ve çiftçi protestoları ile zorlu bir dönemden geçerken üretimini ve dayanıklılığını akıllı tarım ve dijital teknolojilerle artırmaya çalışıyor.

AB tarım sektöründeki çeşitli faaliyetlerde yaklaşık 17 milyon kişi çalışıyor. AB ülkelerinde çiftçiler, 157 milyon hektar arazi kullanırken bu, AB’nin toplam alanının yüzde 38’ini oluşturuyor. AB’deki çiftliklerin yaklaşık yüzde 93’ü aile çiftliği sınıfına giriyor.
AB ülkeleri, tarımı hayati sektör olarak görüyor ve bu alana Ortak Tarım Politikası (CAP) aracılığıyla ciddi ölçüde AB kaynağı sağlıyor. Çiftçiler, doğrudan desteklere ek olarak, kırsal alan, iklim eylemi ve doğal kaynak yönetimi için de farklı program ve imkânlardan yararlanıyor.
Mevcut Birlik bütçesi kapsamında çiftçilere yılda 38 milyar avro kadar doğrudan ödeme, 13 milyar avro kırsal kalkınma desteği ve 3 milyar avro civarında ürün desteği sunuluyor. AB’nin tarım ürünlerinde toplam ticaret hacmi de yıllık 400 milyar avroyu buluyor. AB, bu ticarette 50 milyar avroya yakın fazla veriyor. AB tarımı, son dönemde iklim değişikliği, ekonomik sürdürülebilirlik ve düzenleyici baskılar odaklı kritik ve birbirine bağlı zorluklarla karşılaşıyor.
Tarımda artan girdi maliyetleri, kuraklık ve sel gibi şiddetli hava olayları, düşük gelir ve karmaşık çevresel şartlar, başlıca sorunlar olarak sıralanıyor. Küresel çatışmaların tarım ürünlerindeki tedarik zincirlerini, yakıt ve gübre maliyetlerini etkilemesi de önemli sorunlar arasında yer alıyor.
Aynı zamanda AB projeleri kapsamında tarım arazileri detaylı şekilde haritalandırılıyor. Uydu görüntüleri ve yer sensörlerinden elde edilen bilgilerle toprak yapısı analiz edilerek gübreleme ve sulama işlemleri optimize edilebiliyor. Böylece hem girdi maliyetleri düşürülüyor hem de çevresel etkiler azaltılıyor. Yeni sistemler sayesinde gereksiz ilaçlamanın önüne geçilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması hedefleniyor.

İlk yorumu siz yazın