Ümmet-i Muhammed’i (asm) doğru anlamak

Ümmet kavramının en yaygın anlamı bir dine inanan insan topluluğu olarak yer edinmiştir. Fakat ıstılahi anlamda ümmet kavramı için çeşitli anlamlar bulunmaktadır. Sözlükte “yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak” mânalarındaki ‘emm’ kökünden türeyen ümmet kelimesi “kendilerine peygamber gönderilmiş topluluk, kavim, her kabileden bir grup insan, her canlı cinsi, bütün iyilikleri şahsında toplamış kişi veya kendisine uyulan önder” gibi anlamlara gelir.1 Bu farklı anlamların kaynağı Kur’an-ı Kerim’de ümmet kelimesinin geçtiği ayetlere bakar. Kelime, “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet bulunsun” meâlindeki âyette (Âl-i İmrân 3/104) olduğu gibi büyük bir topluluk içindeki özel bir zümreyi de ifade etmektedir. Bazı âyetlerde ümmet “din, inanç sistemi, yol” mânalarında geçer (Mü’minûn 23/52). “İbrâhim gerçekten Allah’a itaat eden, tevhid ehli, başlı başına bir ümmetti” âyetinde (Nahl 16/120) Hz. İbrâhim’in hidayet önderi ve bütün iyiliklere sahip bir kimse vasfıyla tek başına bir ümmet sayıldığı belirtilmektedir. Kelime bazı âyetlerde “zaman, müddet ve devir” mânasını ifade etmektedir (Hûd 11/8; Yûsuf 12/45). Wensinck’e ait hadis indeksinde on bir sütun tutan kaynakların çoğunda Muhammed ümmetinden söz edilmiş, onların üstünlük ve görevlerine yer verilmiştir.2

“Ümmet-i Muhammed” kavramı da İslam alimlerince iki ana başlık altında ‘ümmet-i davet’ ve ‘ümmet-i icabet’ şeklinde incelenmiştir.

Ümmet-i icabet, Resul-i Ekrem’in (ﷺ) peygamberliğini ve onunla getirilen şeriatı kabul eden topluluğu ifade eder. Kâinatın en şereflisi, ahirzamanın son peygamberi Hz. Muhammed’in (ﷺ) müjdelerine ve uyarılarına kulak veren, kalbinde yaşatan, Cenab-ı Hakk’ı sevmenin şartı olarak resulüne tabi olmayı benimseyen kimseler, O’nun (ﷺ) ümmet-i icabesine yani yüce davetine icabet eden ümmeti kısmına dahildir.

Ümmet-i davet kavramı ise, Hz. Muhammed’in (ﷺ) peygamber olarak gönderildiği, bulunduğu zamanın ve mekânın da ötesinde peygamberlik geldikten sonra vahye muhatap kılınan herkesi kapsar. Çünkü Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (ﷺ) daveti umumîdir. Diğer peygamberlerin (as) din ve davetleri bölgesel ve zamanla kayıtlıdır fakat Resul-i Ekrem (ﷺ) bütün insanlara mübeşşir (saadet-i ebediyeyi müjdeleyen) ve nezirdir (ebedî azaba karşı uyarandır).3 Bu noktadan hareketle Hz. Muhammed’e (ﷺ) peygamberlik ve şeriat verildikten beri yeryüzünde yaşayan ve hâlâ yaşamaya devam eden her insan farkında olsa veyahut olmasa davet bekleyen ümmet olması hasebiyle Peygamberimizin (ﷺ) ümmetidir.

Farklı ırktan, farklı renkten, farklı kültürlerden ve hatta farklı inançlara sahip her insan Peygamberimizin (ﷺ) ümmetinin davet bekleyen parçasıdır. Üstelik gafletinden veya cehaletinden O’nun (ﷺ) yolunda gitmeyip dalalet safında olanlar dahi ümmetinin bir parçasıdır. Bu sırdandır ki Taif’te tebliğ vazifesini ifa etmesinin akabinde taşlanarak tahkir edildiği halde ona taş atanlara beddua dahi etmeyip onların ve nesillerinin iman ve ahireti için dua etmiş. Çünkü O (ﷺ), insanlığa karşı umumî bir şefkat besleyip kendi devrinde yaşayan insanlar ve onların soyundan gelecek insanlar için dünya ve ahiret saadeti isteyen, âlemlere rahmet olarak gönderilen ahirzamanın son Peygamberidir (ﷺ) ve kıyamete kadar gelecek olan her insan O’nun (ﷺ) davet bekleyen ümmetidir. O nuranî ve küllî şefkatin sebebi şüphesiz insanların en kâmili olmasındandır. Bununla beraber o şefkat, insanı bekleyen akıbeti bilmesinden ümmeti için havf ve reca dengesinde endişe etmesiyle de alâkalıdır. O âlî şefkatin delili ise ümmetinden bir kısmı O’nun (ﷺ) nuranî davetine icabet etmeyip yüz çevirdiklerinde ve hatta o davete mukabil tahkir ve tecavüzle karşılık verdiklerinde dahi onların zararını istememesidir. Çünkü davranış örüntüleri ihlas sırrıyla bezenmiştir. Neticede bütün insanlık O’nun (ﷺ) ümmetidir ve bu sebeple O’nun (ﷺ) emanetidir.

Ümmet-i Muhammed kavramı bu nazarla düşünüldüğünde davet bekleyenlerden ziyade icabet edenlere bazı sorumluluklar düşmektedir. Cenab-ı Hakkın varlığını, esmasını ve sıfatlarını, ahiretin hakikatini, ibadetin hikmetini, peygamberliğin gerekliliğinin idrakini Resul-i Ekrem (ﷺ) ile tanıyan, bilen ve bu haliyle Resulullah’ın (ﷺ) kutlu davetine icabet eden her insan, ümmetin diğer parçası olanlara o nuranî daveti lisan-ı hal ve lisan-ı kal ile iletmek durumundadır. Çünkü Cenab-ı Hakk, Resul-i Ekrem’in (ﷺ) davet ve teklifini sadece bulunduğu yere ve belirli bir zümreye münhasır kılmamıştır. Kendisi (ﷺ) ve Sahabe-i Kiram’ı (ra) tebliğ vazifesini kuşanıp kendi çevrelerinden başlayarak farklı mekânlara, başka insanlara İlahî mesajları ve nuranî daveti iletmişlerdir. Bir kimse, “Ben Muhammed Mustafa’nın (ﷺ) ümmetiyim, O’nun (ﷺ) davetine icabet ettim ve yolum O’nun (ﷺ) yoludur.” iddiasındaysa ümmetinden kopuk olma lüksüne sahip değildir. Ümmet-i icabet veya ümmet-i davetten kopuk olma tutumu o iddiasıyla çelişecektir. Ahirzamanın imansızlık cereyanlarının da tesiriyle mü’minleri birbirine bağlayan nuranî bağların unutulması ve menfî milliyet fikriyle parçalanan ümmet şuuru, bugün dünyevîleşmenin de beraberinde çeşitli algı yönetimi çalışmalarıyla ve kasıtlı propagandalar ile yara almış vaziyettedir. Bu yaraların devası evvela insanın ve İslamiyet’in mayası hükmünde olan iman hakikatlerinin anlaşılması ve Resulullah’ın (ﷺ) usul ve metoduna en uygun şekilde anlatılmasıdır. Merhem, bilerek ve isteyerek ekilen nefret tohumlarının büyüyüp İslamiyet’ten gelen ünsiyet ve kardeşliğe zarar vermesine müsaade etmeyecek bir duruşun içinde olmaktır. Çare, Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı ve alemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed Mustafa’yı (ﷺ) tanımaya ve tanıtmaya zamanın lisanıyla ve zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde devam etmektir. Çözüm, ısrarla unutturulmaya çalışılan, mü’minleri birbirlerine bağlayan nuranî bağları hatırlamaktır. Reçete, hangi ümmetin ferdi olduğunu fark edip o ümmete lâyık davranışları ihlas sırrına tutunarak geliştirebilmektedir.

Dipnotlar:

  1. Lisânü’l-’Arab, “emm” md.; K’mus Tercü mesi, IV, 175-176
  2. İslam Ansiklopedisi, Ümmet, TDV Yayın ları 2012, İstanbul, s. 308-309
  3. Sebe Suresi 28. Ayet

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*