“Hz. Ali’ye (ra) muhabbet nasıl olmalı?” meselesi Risale-i Nur’da, İran’da yaygın bir mezhep olan Şiîler ele alınarak açıklanıyor. [1] Bizler de Hulefa-i Raşidîn’in dördüncüsü, Risale-i Nur’un üstadı ve Üstad Bediüzzaman’ın ‘Hakaik-ı imaniyede hususî üstadım’[2] dediği Hz. Ali’yi (ra) nasıl sevmemiz gerektiğini bu yazıda ele alacağız. Öncelikle Âl-i Beyt’e, yani Peygamberimizin (asm) ailesine, soyuna muhabbet ayetlerle ve hadislerle emredilmektedir: “Resulüm sizden peygamberlik vazifesine mukabil ücret istemez. Yalnız Âl-i Beyt’ine meveddet (sevgi ve saygı) istiyor.” [3] , “Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin.
Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin.” [4] Öyleyse, “Her nebînin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin (ra) neslidir.” [5] hadisine mazhar olmuş Hz. Ali’yi (ra) sevmek mü’minlere emredilmiştir. Her duyguda olduğu gibi muhabbet duygusuna da bir ölçü lazımdır. Bu noktada yapılacak bir ölçüsüzlük, insanı ehl-i hakkın yolundan saptırabilmektedir.
Risale-i Nur eserleri ise muhabbet duygumuza bir ölçü getirmektedir. İfrat ya da tefritlerden uzak, Ehl-i Sünnet’in yolu bu noktada övülen yoldur. Risale-i Nur’da Hz. Ali’nin (ra) hadislerce övülen şiaları (taraftarları) Ehl-i Sünnet ve Cemaat olduğu beyan edilmektedir. ‘Şia’ kelimesi “taraftar, yardımcı, destekleyici; bir işi gerçekleştirmek için bir kimse etrafında toplanan grup” manasına gelir.
Günümüzdeki mezhebî karşılığı ise, Peygamberimizin (asm) vefatının ardından hilafetin Hz. Ali’ye (ra) intikal etmesi gerektiğini savunan grupları ifade eder. [6] Risale-i Nur’da Şia, ikiye ayrılmaktadır. Biri Şia-i Velâyettir, diğeri Şia-i Hilâfettir. [7] Şia-i Velayet Hz. Ali’ye (ra) velilik cihetiyle bakıyor ve o cihette Hz. Ali’yi (ra) üstün tutuyor ve muhabbet ediyor. Bu cihet Şia’nın tarikat ciheti olup Hz. Ali’ye (ra) muhabbette ifrat etmelerini Üstad Bediüzzaman mazur görülebilir şeklinde ifade etmektedir. [8] Ancak iki şart ile ki, biri Hulefa-i Raşidîn’in zemmine (kötülenmesine) ve adavetine (düşmanlığına) gitmemek; diğeri usûl-ü İslâmiyenin haricine çıkmamaktır. Bu ise, Ehl-i Sünnet ve Cemaat’in kabul ettiği itikadî esaslara aykırı olmamaktır.
Hz. Ali’ye (ra) muhabbetin ifrat derecesinde olması yine hadislerle tehlikeli olarak zikredilmektedir: “Sende, Hazret-i İsâ (as) gibi, iki kısım insan helâkete gider: Birisi ifrat-ı muhabbet, diğeri ifrat-ı adavetle. Hazret-i İsa’ya, Nasrânî, muhabbetinden, hadd-i meşrudan tecavüzle hâşâ ‘ibnullah’ [Allah’ın oğlu] dediler. Yahudi, adavetinden çok tecavüz ettiler, nübüvvetini ve kemalini inkâr ettiler. Senin hakkında da bir kısım, hadd-i meşrudan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir.” [9] Dolayısıyla Şia-i Velayet’in ifrat derecesindeki muhabbeti de bu açıdan tehlikeli sayılmaktadır. Şia-i Hilafet’te ise siyasî düşmanlık esastır.
İran milliyetinin Hz. Ömer (ra) eliyle yara alması, onların muhabbetlerinin maksatlarını değiştirmektedir. “Ali (ra) sevgisinden dolayı değil, Ömer’e (ra) olan düşmanlığından dolayı” cümlesine mâsadak olmuşlardır. İntikamlarını Hz. Ali’ye (ra) muhabbetle göstermek istemişlerdir. Ehl-i Sünnet ve Cemaat ise Hz. Ali’yi (ra) ciddi sevmekle birlikte hadisçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten çekinmektedir. Ve Risale-i Nur’da bu muhabbete “istikametli muhabbet” denilmiştir. Üstad Bediüzzaman, Hz. Ali’ye (ra) iki cihetle bakmak gerektiğini yine Dördüncü Lem’a’da söyler: “Bir ciheti şahsî kemalât ve mertebesi noktasından, ikinci cihet Âl-i Beyt’in şahs-ı manevîsini temsil ettiği noktasındandır.” Şahsî kemalat noktasından ehl-i hakikatçe Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ömer (ra) yüksek görülmüş olup ikinci cihet itibariyle ise Hz. Ali’nin üstünlüğü kabul edilmiştir ki hadislerle sabit olan Hz. Ali (ra) övgüleri bu cihete bakmaktadır. Hz. Ali’ye (ra) duyulan muhabbet, İslamiyet’in bir esası ve Peygamber Efendimizin (asm) emridir.
Risale-i Nur ışığında anlıyoruz ki; bu muhabbet itikadî esasları bozacak kadar ifrata kaçmamalı ve onun yüksek makamını noksanlaştıracak dereceye düşmemelidir. Hakikî muhabbet, Hz. Ali’yi (ra) Âl-i Beyt’in şahs-ı manevîsinin temsilcisi ve “ilim şehrinin kapısı” [10] gibi hadislerce övülmüş cihetleriyle istikametli bir muhabbet içerisinde sevmektir. Bu muhabbetin en önemli göstergesi ise Sünnet-i Seniyye dairesinde kalmak, Hz. Ali’ye (ra) muhabbetle onu örnek alıp ilim yolunda vakit sarf etmek ve onu hakaik-ı imaniyede hususî üstad bilmektir. Allah bizleri, Hz. Ali’nin (ra) şefaatine nail olan ve bu muhabbeti “istikamet” üzere yaşayanlardan eylesin. Âmin.
[1] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte
[2] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte
[3] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte
[4] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte
[5] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte
[6] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte
[7] Emirdağ Lahikası
[8] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte
[9] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte
[10] Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Dördüncü Nükte

İlk yorumu siz yazın