Zülfikar Nedir? Lügatte “sahip” anlamındaki zû ile “omurga, boğum” mânasına gelen fekār kelimelerinden oluşan Zülfekār; Hz. Ali’nin iki tarafı keskin, ortası yivli kılıcının adıdır. Kelime Türkçeye “Zülfikar” şeklinde geçmiştir. Genel kabule göre bu kılıç, Bedir Savaşı’nda ganimet olarak elde edilmiştir. Kılıca bu ismin verilme sebebi, muhtemelen ele geçirildikten sonra fark edilen yivli yapısı ve iki tarafının keskin oluşudur. Resûlullah (asm), Zülfikar’ı Hz. Ali’ye (ra) verinceye kadar kendisi kullanmıştır.
Resûl-i Ekrem Efendimizin (asm) Zülfikar’ı Hz. Ali’ye (ra) ne zaman hediye ettiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, genellikle Uhud Gazvesi’nde verdiği kabul edilir. Bu sırada rivayete göre: “Ali’den başka yiğit, Zülfikar’dan başka kılıç yoktur” denilmiştir. Osmanlı sanatında çeşitli malzemeler üzerine resmedilen Zülfikar; Hz. Ali’nin (ra) düşmanlarını, ejderi ve aslanı bu kılıçla alt edişiyle tasvir edilir. Hatta Barbaros Hayreddin Paşa’nın İstanbul Deniz Müzesi’nde muhafaza edilen sancağında da iri bir Zülfikar motifi yer almaktadır. Zülfikar’a Yüklenen Manalar Zülfikar, Hz. Ali’nin (ra) şahsî silahı olmanın ötesinde, İslam tarihinde cesaret, adalet ve iman sembolü olarak bilinir. Çift uçlu yapısıyla diğer kılıçlardan ayrılır. Hâkimiyet, güç ve iktidar sembolü olarak görülen bu kılıcın Hz. Ali’ye (ra) verilmesi, Şiîlerce onun hem zahirî hem de bâtınî manada Hz. Peygamber’in varisi olduğuna delil sayılmıştır.
Ayrıca âhirzamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Mehdî’nin son savaşında bu kılıcı kullanacağı bazı kaynaklarda nakledilmektedir. Eğri ve çatallı yapısıyla Zülfikar’ın iki ucundan biri ilmi, diğeri ise imanı temsil eder; kabzası ise adaletin sembolüdür. Bir rivayete göre “Zülf ” iki uçlu “kıl”dır; Zülfikar ise “kıldan kâr etmek”, yani söz sahibi olmaktır. Bu bağlamda Zülfikar; söz söyleme marifetine sahip, kemale ermiş zat manasına da gelir. Zülfikar’ın Akıbeti Kılıcın akıbetine dair çeşitli rivayetler mevcuttur. Hz. Ali (ra) ve soyuna intikal eden kılıç; Abbasi ve Fatımi halifeleri arasında el değiştirdikten sonra 11. yüzyılda ortadan kaybolmuştur. Şiîlerin bir kolu olan Caferî mezhebi ve bir kısım Alevî inancına göre ise bu kılıç, on ikinci ve son İmam olan Hz. Mehdi’nin yanındadır. Bediüzzaman ve Zülfikar Hz. Ali’nin (ra) kahramanlık sembolü olan bu efsanevi kılıç, helaket ve felaket asrının adamı Bediüzzaman’ın dünyasında yeni bir mana kazanır.
Zülfikar; maddî bir kılıç olarak cihad meydanlarında destan yazarken, inançsızlığın hüküm sürdüğü âhirzamanda son Müceddidin elinde Kur’an hakikatlerini neşreden bir “Manevî Elmas Kılıç” hüviyetine bürünmüştür. Risale-i Nur Külliyatı incelendiğinde, Zülfikar isminin 1940’lı yıllarda görülmeye başladığı fark edilir. Kastamonu Lahikası’ndaki bir mektupta, Risale yazan bir Nur Talebesinin kalemi Zülfikar’a benzetilir. Aynı tarihlerde Hasan Feyzi Ağabey, Sikke-i Tasdik-i Gaybî’deki bir şiirinde; bu zamanın iki tarafı keskin elmas kılıcı Zülfikar’ın doğrudan Risale-i Nur olduğunu şu sözlerle ifade eder: “Fahr-i Âlem, Arş’tan bu yere indi, Şah-ı Velâyet gelip Düldül’e bindi, Zülfikar’a bugün artık Nur dendi.” Bediüzzaman Said Nursî; Zülfikar-ı Mucizât-ı Ahmediye ve Zülfikar-ı Mucizât-ı Kur’âniye gibi isimlerle de zikredilen Zülfikar Mecmuası’nı, özellikle 1950’li yılların başında teksir makinesiyle çoğaltarak neşretmiştir.
Bu eseri: “Bu acib asırda ehl-i iman, Risale-i Nur’a ve ehl-i fen ve mektep muallimleri Asâ-yı Mûsa’ya şiddetle muhtaç oldukları gibi; hafızlar ve hocalar dahi Zülfikar’a şiddetle muhtaçtırlar” ifadesiyle tarif eder. Eserin giriş kısmında eserin içindeki risaleler konularıyla birlikte zikredilmiş ve bu risalelerin isimleri; öldükten sonra dirilmek hakkındaki ayetlerin izahı olan Haşir Risalesi, Peygamberimizin (asm) mu’cizelerinin anlatıldığı Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi, Kur’ân’ın mu’cize olduğunu kırk yönden izah ve isbat eden Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesi ve eklerinden meydana geldiği belirtilmektedir. Bediüzzaman bu eserini 1951 yılında Papa’ya göndermiş ve Vatikan’dan 22 Şubat 1951 tarihli bir teşekkür yazısı almıştır. Risale-i Nur’da Zülfikar Neyi Temsil Eder? • Âhirzamanın dalâlet fırkalarına karşı ilmî ve Kur’anî delilleri,
- Eğitimde din ve fen ilimlerinin beraber okutulmasını; Zülfeyni,
- İnsanın dünya ve ahiret dengesini korumasını,
- Peygamberlerin ortak davası olan tevhid ve haşri,
- Âhirzamanın mücadele şekli olan manevî cihadda irşad ve ispatiyeciliği,
- Papaya gönderilen eserde Peygamberimiz (asm) ve Kur’ân’ın hak olduklarını,
- Âhirzamanda Ehl-i Sünnet ve Şia (ehl-i iman) arasındaki vahdeti temsil eder.
Not: TDV İslâm Ansiklopedisi ve Siyer-i Ali (ra) eserlerinden istifade edilmiştir.

İlk yorumu siz yazın