Bir haber alır insan…
Dağlar gönlüne sığar, öyle genişler;
sabit dağlar sarsılır, öyle gelir üstüne üstüne.
Bir haber alır insan…
Akarsular gibi akar;
taştan daha katı ayetinin bağrından,
bir türlü bitmeyen çağlayanlar fışkırtan kayalar misali.
Ya ebetî…
Seni bıraktığım yaştayım.
Senin yetimlere sahip çıktığın, onlarla dolup sonunda kendine
dahi yer bulamadığın mekânlardayım.
Bir baba kadar yalnızlık neyse, o kadar yalnız, o kadar yetimim işte.
Gençliğin hoyrat, taşkın ve aşkın ne demek olduğunu,
şimdi mahdumumda gördüğüm; çaresiz kaldığım o taraftayım.
Bir milat ki…
Dostların uzaklarda, menfaatlerin dibinde belirdiği kahpe bir çağdayım.
Yüreğim ağzım kadar bozuk değil henüz;
ama yeri geldiğinde muhatabına haddini bildirecek kadar da diri.
Lâkin bende bir şey var, sende olmayan…
Ve benden sana olsun diye dilime dolanan:
Belki yaralarına merhem olur diye,
belki “başkaları ne der” diye çocukluğunu terbiye eder diye,
belki çocukken aldığın darbelere bir kalkan olur diye…
Kabre iman… tek duam;
şehadet… tek umudum.
Biliyorum; zaman zor, şartlar ağır, pişmanlıklar dorukta…
Ama bir şey daha biliyorum:
Babalar yalnız…
ve babalar Kayyum’a tecelli, Samed’e makes.

İlk yorumu siz yazın