“Ben gidiyorum o zaman…”

Oysa biz hep seni tutmuşuz,

farkında olmadan…

Her geciktiğimizde, her beklettiğimizde,

kulaklarımızda hep aynı nezaket yankılanırdı senden:

“Ben gidiyorum o zaman…”

Eksikliğimizle, hatamızla,

gençliğin aceleciliği ve heyecanıyla

seni her kızdırdığımızda,

bir serzenişten çok bir ders gibi inerdi içimize bu cümle.

Hikmet sahibi Rabbim bizi en yakınına bırakmış senin;

“Bir ihtiyacın varsa koşalım” diyeydi belki…

Ama ne gariptir ki,

her talebin mahcup,

her ihtiyacın ince bir rica ile ulaştı bize.

Her tarafta bir dostun,

her tarafta bir kardeşin vardı.

İfrat ile tefrite inat,

hep en makulü bulmaya çalışırdın.

Bu hâlin bizi şaşırttığı kadar,

seni de çok yoruyordu be Abdullah abi…

Şimdi dönüp, sana rast gelmek umuduyla

mazi sokaklarında gezinirken

çıktı karşıma yine o cümle meğer:

Bir incelikmiş…

Bir sitemmiş…

Bir edepmiş…

“Ben gidiyorum o zaman…”

Son hâlini görmek…

Gassalın sıcak suyunda seni anlatmak bambaşkaydı.

Tebessümünün gölgesinde,

“Demiştim…” der gibiydin.

Kulaklarım duymasa da,

her parçam hissetti o cümleyi:

“Ben gidiyorum o zaman…”

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*