ETNA NEDEN BU KADAR AKTIF?

Avrupa’nın en aktif yanardağı olan Etna’nın yıllardır çözülemeyen sırrı bilim insanları tarafından aydınlatıldı. Yeni yapılan bir araştırma, dev yanardağın yerin kilometrelerce altından alışılmadık bir yöntemle beslendiğini ve normalde sadece çok küçük yanardağlarda görülen özel bir püskürtme mekanizmasına sahip olduğunu ortaya koydu. İtalya’nın Sicilya adasında bulunan 3 bin 400 metrelik devasa Etna, uzun süredir jeologlar için büyük bir muammaydı. Bilim insanları, yanardağın püskürttüğü lavın kimyasal yapısının ve oluşum biçiminin, bilinen yanardağ türleriyle örtüşmediğini fark etti. Araştırmacılar, yer kabuğundaki dev plakaların hareketlerinin, yerin yaklaşık 80 kilometre altındaki magma ceplerine baskı yaptığını keşfetti. Tıpkı bir süngerin sıkılması gibi, bu basınç altındaki magma da kabuktaki çatlaklar üzerinden yukarı doğru itilerek yüzeye çıkıyor. Normal şartlarda “petit-spot” olarak adlandırılan bu yöntem, genellikle sadece okyanus tabanındaki minik yanardağlarda görülüyor. Ancak bu sürecin Etna gibi devasa bir stratovolkan yapısında işlediğinin anlaşılması, bilim dünyası için büyük bir sürpriz oldu. Bu keşif, Avrupa’nın en aktif yanardağı olan Etna’nın neden bu kadar aktif ve hareketli olduğunu açıklarken, gelecekteki muhtemel patlamaların tahmin edilmesinde ve bölgedeki yerleşim yerleri için risk analizlerinin güncellenmesinde önemli bir rol oynayacak

 

AH ŞU ILAÇLAR!

ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr, ülkede çok fazla kullanılan antidepresan ilaçlarının azaltılması yönünde kampanya başlattıklarını bildirdi.

Bakan Kennedy, “Amerika’yı Yeniden Sağlıklı Hale Getirme Enstitüsü” tarafından düzenlenen ve akıl sağlığı ile aşırı ilaç kullanımının ele alındığı toplantıda konuşmuş. Psikiyatrik ilaçların “azaltılmasını” teşvik eden yeni girişimini duyuran Kennedy, “Bugün, özellikle çocuklar arasında psikiyatrik ilaçların aşırı kullanımını ele alarak, ulusumuzun ruh sağlığı krizine karşı net ve kararlı bir adım atıyoruz” demiş. Kennedy, bu girişim kapsamında Madde Bağımlılığı ve Ruh Sağlığı Hizmetleri İdaresinin reçete yazma eğilimleri hakkında bir rapor yayınlayacağını da hatırlatmış. Söz konusu girişimle ayrıca “şeffaflık ve ruh sağlığı konusunda daha bütünsel bir yaklaşım” geliştireceklerini ifade eden Kennedy, “Bugün, özellikle çocuklar arasında psikiyatrik ilaçların aşırı kullanımını ele alarak, ulusumuzun ruh sağlığı krizine karşı net ve kararlı bir adım atıyoruz” diye konuşmuş. Bakan Kennedy, daha önce yaptığı açıklamalarda, serotonin düzeyini artıran bazı ilaçlarla okul saldırıları arasında muhtemel bir bağlantı bulunabileceğini öne sürmüş, bu ilaçların bağımlılık riskine ilişkin de tartışmalı değerlendirmelerde bulunmuştu. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) verilerine göre, 2020 yılında ülkedeki yetişkinlerin yüzde 16,5’i ruh sağlığı sorunları sebebiyle psikiyatrik ilaç kullanmış.

 

HAREKETIN GÜCÜNÜN FARKINDA MIYIZ?

sadece vücudu hareket ettiren mekanik bir motor olarak görmek büyük bir eksiklik. Bilimsel araştırmalar, kaslarımızın aslında tüm vücut sistemlerini etkileyen devasa bir endokrin (hormonal) organ gibi çalıştığını ortaya koyuyor.

Kaslar kasıldığında, vücudun düzgün çalışması için hayati önem taşıyan ve miyokin adı verilen yüzlerce molekül salgılanmasına aracılık ediyor. “Egzersiz ilaçtır” kavramını bir adım öteye taşıyan uzmanlar, hareket etmenin nefes almak veya yemek yemek kadar temel bir biyolojik ihtiyaç olduğunu hatırlatıyorlar. Egzersiz sırasında salgılanan moleküller, vücudun iç dengesini düzenlenmesine vesile olur. En çok çalışılan miyokin olan interlökin-6 (IL-6), yüksek yoğunluklu egzersizlerde dinlenme haline göre 100 kat daha fazla salgılanarak güçlü bir iltihap önleyici etkiye sebep olur. Ayrıca vücut yağ dengesini koruyan irisin ve bilişsel işlevleri geliştiren BDNF gibi maddeler, İlahi sır gereği hareketin vücuttaki kimyasal habercileri olarak görev yaptırılır. Egzersiz sırasında salgılanan çok sayıda miyokin, bağışıklık hücrelerinin çoğalmasına da vesile olur. Bu durum, vücudun hastalıklara karşı direncinin artmasına yol açarken, birçok metabolik ve kalp-damar hastalığının kökeninde yatan kronik sistemik enflamasyonun azalmasına de sebep olur. Bilimsel deliller, egzersizle salınan moleküllerin yeni nöron oluşumuna vesile olduğunu da göstermiştir. Bu maddeler zihni gerilemeye karşı koruma vesilesi olmakta.

 

“DIJITAL OBEZITE” TEHLIKESI KAPIMIZDA

Teknolojik araçlar ve sosyal medya kanalları üzerinden gereğinden fazla bilgi ve malzeme tüketilmesinin ‘dijital obeziteye’ neden olduğu uyarısı yapıldı.

Uzmanlar, zihinsel ve fiziksel sağlığı korumak için belirli sürelerle dijital cihazlardan gönüllü olarak uzak durulması anlamına gelen ‘dijital detoks’ tavsiyesinde bulundu. Bartın Üniversitesi Sosyal Bilgiler Eğitimi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Fatıma Betül Demir Evcimen, ruhsal ve fiziksel sağlığı olumsuz etkileyen teknoloji bağımlılığına karşı “dijital detoks” (akıllı telefon, bilgisayar ve sosyal medya gibi dijital cihazlardan belirli süre gönüllü olarak uzak durmak) tavsiyesinde bulundu. Uluslararası alanda yayımlanan “Dijital Obezite Ölçek Geliştirme”, Dijital Obezite ile Dijital Okuryazarlık İlişkisinin Belirlenmesi” ve “Dijital Detoks, Dijital Diyet ile İlgili Çalışmaların Meta Analizi” gibi bilimsel makalelere katkı sağlayan Evcimen, dijital araçlar ve veri kaynaklarından içerik, bildirim veya bilginin gereğinden fazla alınmasının, “dijital obezite”ye neden olduğunu söyledi. Dijital obeziteyi çağın en büyük tehlikelerinden biri olarak niteleyen Evcimen, “Telefonsuz kaldığınızda veya internet kesildiğinde kaygı durumu yaşıyorsanız, çeşitli platformlardaki dizi gibi içerikleri üst üste izliyorsanız, fotoğrafınızı çekip sosyal medyada paylaşıyor, yorum ve beğenileri sıklıkla takip ediyorsanız dijital obezite eğiliminde olduğunuzu söyleyebiliriz.” dedi. Evcimen, erken yaşlarda dijital araçlarla tanışan çocuklarda ailelerin, “dijital ebeveynliği” (ebeveynlerin çocuklarının dijital dünyadaki deneyimlerini sağlıklı yönetmelerini sağlayan yaklaşım) benimsemesinin önemli olduğunu vurgulayarak, “Çocukların dijital araçlarla erken yaşta tanıştığı düşünüldüğünde, ebeveynlerin çevrim içi ortamlarda sınırlar koyarak onları güvende tutmaları kritik rol oynamaktadır. Bunların dışında dijital diyet, dijital detoks gibi uygulamalar da söz konusudur” değerlendirmesinde bulundu.

 

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*