Kendimi kaybettim: Hükümsüzdür

‘Eskiden insanlar nasıl vakit geçirebiliyorlardı?’ diye kendime defaatle soruyorum, dikey formatta komik kedi videoları kaydırırken. Ya da kendime bir iyilik yapıp, odağımı zoraki 2 saat toplayıp bir film izlerken. Nenem karı, benim yaşımdayken bir gününü nasıl geçirebiliyordu? Davarın arkasında bir hayatta, gittiği en uzak menzil, diğer köyün başka bir tepesi iken… Arkadaşı geçtim, eş seçme imkânı dahi olmadan o hayata nasıl tahammül edebiliyordu? Ve en dehşetlisi, kendi kendiyle yalnız kalmamak için elinden gelen neydi? ‘Herkesten uzaklaşmak kolay, kendimizden uzaklaşmaya nazaran.’ desem, katılır mısınız? Daha zahmetli, daha yıkıcı, daha çözümsüz olan hangisi? Kalabalığın içinde yalnız kalmak ve yalnızlığın içindeki o mukavemet edilemez zihinsel kalabalık…

Tüm dünyanın trendi bireysellik olurken küçülen evler, arabalar bunun birer nişanesi olarak gözümüzün önünde beliriveriyor. Artık hepimiz, kendimize daha fazla vakit ayırmanın yollarını arıyoruz. Peki ne için? Toplumda daha kabul edilebilir olmak adına; kendimizi, toplumdan soyutlayıp potansiyelimizi keşfetmek ya da gerçekleştirmek için mi? Bu ve buna benzer soruların cevabını inanın ben de bilmiyorum ama insanlara, özellikle de kendime tahammülümün son derece azaldığı şu günlerde bir ‘yed-i emin’e el vermek ve belki de benimle aynı dertten muzdarip birisiyle hoşbeş etmek isterdim. Öyleyse hazırsanız “Hem madem Sözler senin vicdanınla konuşabilirler.’’1 sırrınca, kalabalık-yalnızlık spekturumunun her noktasında bulunmuş birisinden birkaç söz işitelim: Siz de benim gibi; her gece, kafanızı yastığa koyduğunuzda ya da uzun bir yoldan, ikamete geldiğinizde ‘Artık eskisi gibi olmayacak, sorulmadan tek laf etmeyeceğim!’ deyip kalabalıklardan sıkılanlardan mısınız? “Bu insanların hayat-ı içtimaîsine karışmak artık yeter. Madem sonunda yalnız kabre gideceğim; yalnızlığa alışmak için şimdiden yalnızlığı ihtiyar edeceğim, demiştim.’’2 Evet; bazen kader, bizi kendi isteğimiz haricinde sevk ediyor ve Petrograd’da Volga Nehri kıyısından, İstanbul’un cümbüşüne bırakıveriyor. Ya da yine benim gibi ev kuşu biri misinizdir? Yani aileniz, kolunuzdan çekiştirerek ‘Git de dışarıda 2 dakika hava al!’ ya da ‘Gel de şu misafirlere bi’ selam ver!’ denenlerden… Tabii bu konfor alanımızla bağdaştırmanın yakınından bile geçmese de belki hissiyatımıza yakın olur diye hemen şu kelimelere kulak verelim: “Ekser hayatım inzivada geçtiği gibi, otuz kırk senedir tarassut ve taarruza mâruz kaldığımdan, zaruretsiz sohbet etmekten çekinip tevahhuş ediyorum.’’3 Hayır, asosyal değiliz. Bence biz, birazcık merdumgiriziz. En azından anti-sosyal değiliz! Olsa olsa kendimize bir zararımız vardır. Her şey yerli yerinde olsa da mevsim, ılık gölgeli bir yaz olsa da belki de içinizde hep bir gurbet fırtınası kopuyordur. Kime, nasıl anlatılır ki? Kiminle, nasıl ünsiyet bulunur? Çeken bilir, bazı acıların tatlı bir lezzeti olur. Gurbet, firak ya da mazlumiyet: “Tâ ki rahat-ı kalble kendimi nurlu, zevkli, hakikî bir gurbete atıp, dünyayı unutup…’’4 Böyle ulvî ve asil bir yalnızlık mı acaba bize gereken? Şöyle bir kaybolsak; dertlerimizden, geçmişimizden, çevremizden, kendimizden kurtuluversek. Çünkü ekseriyetle kaybolunca ehemmiyetli olur ya; nüfus kartı veya ehliyet. Yenisine gözümüz gibi bakılır. Çünkü çok zahmetlidir o prosedür, korkutucudur o gayb içinde kimlerin eline geçeceği, ne amaçla kullanılacağı… O zayi ilanını, kendimiz için versek. Eskisini hükümsüz kılsak ve yenisine gözümüz gibi baksak. Yeri geldiğinde kullansak, amacı haricinde kullanmasak. Kapı açmak için sokuşturmasak mesela pervazların arasına… Çantanın, cüzdanın dibine atmasak da en has yerinde tutsak. En güzel fotoğrafımızla baş göstersek ama herkese göstermesek. Ey kàri; mutlak yalnızlık, biliriz ki yok. Ama insan, bazen istiyor ki o yalnızlığı sadece birisiyle paylaşsın ve sadece birisi, onun o tevahhuşuna ünsiyet etsin. Hikâyemiz milyonlarcasından birisiyken insan, ağız tadıyla bir yalnızlık çekmek istiyor. Demli, taze ve sıcak bir çay eşliğinde…

 

Dipnotlar:

  1. Tarihçe-i Hayat / Barla Hayatı
  2. 26. Lem’a / 9. Rica
  3. Tarihçe-i Hayat / Isparta Hayatı
  4. Tarihçe-i Hayat / Barla Hayatı

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*