Rabbe doğru yolculuğa çıkan manevi bir seyyah olmak

İnsanlığın en karmaşık son yüz yılı bir yalnızlık öyküsü. Şehirlerde, kalabalıklar arasında, bir yalnızlık aldı her yerimizi. Hayatın kalabalık ıssızlığında yapayalnız kalmışız… Zamanın, kaybetmenin, bizi terk edenlerin bilmedikleri bir şey var. Yalnızlığın o baştan çıkarıcı sesini duymaya başladığımızda, yalnızlık bize şarkılar söylediğinde, yalnızlığın tadına doyum olmadığını anlayacağız. Yalnızlık ki bizi biz yapandır… Bir kez yalnızlığın tadına varınca insanlar anlamsızlaşıyor hayatımızda. Kimseyle uğraşmıyor, kimseyi değiştirmeye çalışmıyoruz. Başkalarının düşündükleri, yaptıkları, yargıları umurunuzda olmuyor. Küçük dünyamızda kendimizle baş başa yaşamak, varlığı keşfetmek hayatın asıl zenginliği oluyor bize.

Fazla birlikte yaşamak, birlikte yalnız kalmaktır… Tek başınalık yalnızlık değildir. Sen başkalarını, başkaları seni terk eder, tek başına kalırsın. Bu yalnız olmak değildir. Tek başına iken de aklında, ruhunda, kalbinde yüzlerce kişi cirit atabilir. Aklın başıboş bir sirk alanına dönüşebilir. Yalnızlık insanın aklının, kalbinin, ruhunun sadece ama sadece kendi ile olması, kendi dünyasında dolaşmasıdır. Tek başınalık hiçbir anlam vermez. Sadece can sıkıntısı, üzüntü verir. Yalnızlık bütün masivadan arınıp kendi kendimizle olmak, iç muhasebemizi yapmak, bize huzur, terakki ve tatmin verir. Tek başınalığa değil, yalnızlığa ihtiyacımız var… Said Nursî, Mevlâna, Gazalî gelmiş geçmiş tüm büyük insanlar yalnız kalmasını bilen insanlardır. Yalnızlık onlara Peygamber’in Hira mirasıdır. Bir insanı insan yapan yalnız kalabilme becerisidir. O yalnızlığı kendi ruhuyla, muhasebesiyle, tefekkürüyle, özeleştiriyle yaşamasıdır. Günümüzün en büyük hastalıklarından biri de insanların yalnız kalamamaları, yalnızlıktan, kendileri ile baş başa kalmaktan korkmalarıdır. Sosyalleşme, sosyal medya denen şey günümüzün modern putlarından biridir ve gençlerin ruhunu emmektedir. Zaman ve beklentiler baskısından kurtulmaktır yalnız kalabilmek. Zordur, başlarda yıpratıcıdır, tehlikelidir. Çünkü bir defa yalnızlığın, kendimizle olmanın tadına varınca başka insanlar çoğu zaman boş ve anlamsız gelir. Bize bizi anlatmayan, bize anlam katmayan, ruhumuzu zenginleştirmeyen her söz, her insan, her kazanç boş gelir artık. Yalnızlık tehlikelidir, sana verdiği huzuru, sevinci keşfedince bağımlılık yapar ve artık bir daha boş, sana bir şey katmayan insanlarla uğraşmak, muhatap olmak istemezsin. Toplumlar yalnız kalmayı bilen insanlarla yükselir ve kalkınır. “Ben şimdi Çam Dağında, yüksek bir tepede, büyük bir çam ağacının tepesinde bir menzilde bulunuyorum. İnsten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet ettim. [İnsanlardan vahşete düştüm, vahşilerle dost oldum.]” (Dördüncü Mektub) Şehirlerimiz insan karşıtı, çocuk karşıtı, duygularımızı öldüren yerlere dönüştü. Nursî’nin dağlara, ağaçlara, tabiata kaçma geleneğini yeniden canlandırmalıyız. Kendimiz, gençlerimiz ve çocuklarımız için. Kimse kendi memleketinde peygamber olamazmış. Şehirler ruhlarımızı ezen dev çarklara dönüştü. Tabiatın bir parçası, kardeşleri, mütefekkir halifesi olduğumuzu ne zaman hatırlayacağız? Nursî’nin bugünlerde kaybettiğimiz dört duvarlara sığmayan tabiat aşkına, coşkusuna, tefekkürüne tekrar dönmeliyiz. Yalnızlık insanı dünyadan koparmaz, dünyayı insanın içinde toplar. Yalnızlık insan varoluşunun görkemidir. Hz. Ömer bahar mevsiminin geldiği zamanlarda valilere hiç de alışık olmadığımız bir mektup, talimat yollar ve şöyle dermiş: Ümmet-i Muhammed’e söyleyin, her yerde ilân edin. Şimdi bahar zamanıdır. Allah emrediyor ki; “Şimdi bak, Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünden (kuruduktan) sonra nasıl diriltiyor (yeşertiyor)? Şüphe yok ki yeryüzünü kuruduktan sonra dirilten, elbette ölüleri (kabirlerinden) diriltir. O, her şeye kadirdir.” (Rum Suresi, 50) İlân edin ki, kardeşlerimiz kırlara çıkıp Allah’ın rahmet eserlerini, ayetlerini temaşa ve tefekkür etsinler. Esma-i Hüsna tecellilerini temaşa ile tabiatın Cemil, Latif, Musavvir, Bari, Mücemmil isimlerinin zikrine katılsınlar. Yalnızlığın kutsal şenlikli sükunetini kavrayan insan canlanır. Yalnızlığın içinde Tevhid şevkiyle coşar. Varoluşunun neşesine ulaşır. Kalabalıklar insan olmanın, tefekkürün düşmanlarıdır. Okumak, düşünmek, yazmak ve dua etmek en yalnız sanatlardır. Ancak yalnızlıkla mümkündürler. Yalnızlık Rabbe doğru yolculuğa çıkan manevi bir seyyah olmaktır. Bunalımlarımız şehirlerdeki kalabalık yalnızlığımızdır. Gerçek hastalığı hissetmeden gerçek iyileşme olmaz. Yaşasın akan ve kımıldayan her şey! Ve her şeye boş vermeyen yürekler bin yaşasın!

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*