İKLİM ADALETİ
İklim adaleti kavramı, iklim değişikliğinin sadece çevresel değil aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir mesele olduğunu ifade etmek, iklim değişikliği karşısında alınacak önlem, yaptırım ve politikaların küresel ve toplumsal eşitsizlikleri göz önünde bulundurarak, adil şekilde alınması gerektiğini dile getirmek için kullanılır. Zira asıl müsebbibi küresel kuzey (yani güç ve refahını diğer bölgeleri (küresel güneyi) kolonileştirerek/sömürerek elde etmiş ülkeler) olmasına rağmen, iklim değişikliğinden ilk ve en şiddetli şekilde küresel güney ülkeleri etkileniyor. Dolayısıyla iklim adaleti, küresel kuzeyin yalnızca iklim değişikliğini yavaşlatmak için sıkı çevre yasaları uygulamakla değil, aynı zamanda küresel güneyde sebep oldukları çevresel tahribatı telafi etmekle de yükümlü olduğuna dikkat çeker. Bunun yanında iklim adaleti sadece küresel eşitsizliği değil, toplumlar içinde iklim değişikliğinin sonuçlarından en çok etkilenenlerin sosyoekonomik olarak dezavantajlı kesimler olduğu, bu sebeple bu grupların kollanması ve iklim politikalarının bu kesimlerin uğradığı dengesiz zararları tazmin edecek şekilde oluşturulması gerektiği anlayışını da kapsar. Bu şekilde iklim adaleti, asıl sorumluları göreve çağırır ve iklim mağdurlarının hakkını savunur1 .söz söyleme hakkına sahip olmalıdır.
GIDA EGEMENLİĞİ
İlk olarak 1996 Dünya Gıda Zirvesi’nde La Via Campesina tarafından ortaya atılan gıda egemenliği anlayışı, merkeze piyasa taleplerinin ve kârın değil gıdayı üreten, işleyen ve tüketen insan ihtiyaçlarının konduğu bir gıda sistemini savunur. Buna göre toplumlar ekolojik ve sürdürülebilir şekilde üretilmiş, sağlıklı yiyeceklere ulaşma, gıda ve tarım sistemlerine dahil olup söz söyleme hakkına sahip olmalıdır. Gıda egemenliği, kolektif ve tabiatla uyumlu bir gelecek için küçük üreticiyi, nesillerce aktarılan kültürel bilgiyi, biyolojik ve toplumsal çeşitliliği ve topluluklar arası dayanışmayı elzem görür. Günümüz ekonomik sistem, kırsal toplulukları ve yerel üreticileri baskılayarak herkesi salt birer tüketiciye ve kâr edilebilecek bir sömürü nesnesine indirger. Buna karşı olarak gıda egemenliği, üretici ve tüketicilerin gıda üretimi ve yerel kaynakların kullanım şekillerine kendi karar verdikleri, bu süreçler üzerinde söz söyleme hakkına sahip oldukları bir sistem öngörür2 .
SÖZLÜĞÜ YEŞİL AKLAMA (GREENWASHING)
Çevresel problemler ve iklim değişikliğine dair toplumsal farkındalığın oluşması çevre-dostu ürünlere olan talebi artırdı. Sürdürülebilir etiketi altındaki bu kâr fırsatı, şirketlerin ürünlerini çevreye zarar vermeden üretme, geri dönüştürme ve karbon salınımlarını azaltma politikaları izlemelerine -ya da bunu iddia etmelerine- sebep oldu. Fakat sürdürülebilir uygulamaları gerçekleştirmek iddia etmek kadar kolay değil. Bu sebeple pek çok küresel şirket, muğlak ve yanıltıcı ifadelerle olumsuz çevresel etkilerini gizliyor, basit paket değişiklikleriyle ürünlerine masum ve çevre-dostu bir imaj oluşturmaya çalışıyor. Mesela Coca Cola, dünyanın en büyük tek kullanımlık plastik şişe üreticilerinden biri, “Küresel plastik atık krizinin çözümüne yardımcı olma sorumluluğumuz var” açıklamasında bulunarak, her geçen yıl tek kullanımlık plastik üretimlerini artırdıkları ve sözü edilen krize katkı sağlayan en önemli aktörlerden olduğu gerçeğini örtbas ediyor. Yeşil aklamadaki tehlike, şirket ve markaların iklim problemini ciddiye aldığı ve her şeyin kontrol altında olduğu yönünde bir yanılsama oluşturarak gerçek ve etkili şekilde adımlar atmanın önüne geçmesi. Bu şekilde yeşil aklama, iklim tahribatının gerçek boyutunu gizleyerek toplumsal atalete sebep oluyor, işletmelere işleri yapma şekillerini değiştirmeleri yönünde baskı yapma motivasyonunu baltalıyor3 . Yeşil aklamayı gerçek iklim eylemlerinden ayırt edebilmek için https://greenwash.com/ sitesine gidebilir, hem yeşil aklama hakkında daha çok bilgi edinebilir hem de markaları aratarak yeşil maskelerini düşürebilirsiniz.
DÖNGÜSEL EKONOMİ
Günümüz ekonomik sistem doğrusal bir üretim süreci takip eder: kaynaklar doğadan çıkarılır, üretim için kullanılır ve nihayetinde çöpe atılır. Döngüsel ekonomi bu üretim sürecini temelden değiştirmeyi, kaynak ve ürünlerin devamlı dolaşımda kalmasını sağlayarak atık kavramını ortadan kaldırmayı amaçlar. Mevcut tüketim algısı için atık çıkması kaçınılmaz görünmesine rağmen tek kullanılırlık, yani mecburî atık, çoğu zaman tasarımın bir parçasıdır. Atık kavramı insanoğlunun icadıdır, doğada atık yoktur. Piyasa cips paketleri gibi küçük, kısa ömürlü ürünlerden, binalar ve yollar gibi görünüşte kalıcı yapılara kadar, “Ömrü bittiğinde bu ürüne ne olacak?” sorusunu sormadan tasarlanmış şeylerle doludur. Döngüsel ekonomi bu doğrusal anlayışı dönüştürmek için bakış açımızı değiştirmeyi, atığı bir zorunluluk değil tasarım hatası olarak ele almayı önerir. Böylelikle ürünler üretim aşamasından itibaren tekrar ekonomiye geri kazandırılacak şekilde tasarlanır ve bakım, paylaşım, yeniden kullanım, onarım, yenileme, yeniden üretim ve son çare olarak geri dönüşüm ve kompost ile döngüde tutulur. Bu şekilde döngüsel ekonomi, ekonomik faaliyetleri sınırlı kaynak tüketiminden ayırarak iklim değişikliği, atık krizi ve çevre kirliliği gibi küresel sorunlarla mücadele eden, hem işletmeler hem toplum hem de çevre için sürdürülebilir, alternatif bir ekonomik sistem sunar4 .

İlk yorumu siz yazın