EL MİZAN: DÜNYA ÇEVRE SÖZLEŞMESİ

Asıl Kuraklık Vicdanlarımızda

Röportaj: Caner Kutlu / Prof. Dr. İbrahim Özdemir

Çevre, Artık Herkesin Meselesi İklim değişikliği, kuraklık, kirlilik, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve doğal kaynakların hızla tükenmesi… İnsanlık tarihinin belki de en kritik dönemeçlerinden birinde yaşıyoruz. Bu sorunlar artık yalnızca çevrecilerin ya da bilim insanlarının gündemi değil; çocuklarının ve torunlarının geleceğini düşünen herkesin ortak kaygısı haline geldi.

Prof. Dr. İbrahim Özdemir’e göre çevre krizi yalnızca teknik veya ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda ahlaki, kültürel ve manevi bir krizdir. Özdemir’in editörlüğünü yaptığı El Mizan Dünya Çevre Sözleşmesi, İslam’ın çevre anlayışını bütüncül bir çerçevede ortaya koyarak bu krize yeni bir perspektif sunmayı amaçlıyor. El Mizan Nasıl Ortaya Çıktı? El Mizan’ın hikâyesi, 2015 yılında Papa Francis’in yayımladığı çevre genelgesiyle başlıyor. Hristiyan dünyasında büyük yankı uyandıran bu metin, çevre konusunda dinlerin de söz söylemesi gerektiğini ortaya koydu. Ardından Budistler, Hindular ve Yahudiler de kendi çevre bildirilerini yayımladılar. Müslüman dünyasında ise farklı coğrafyaları ve mezhepleri temsil eden ortak bir çevre metni bulunmuyordu. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) desteğiyle sekiz kişilik bir çekirdek ekip çalışmaya başladı. Beş yıl süren süreç boyunca yüzlerce çevreci, akademisyen ve sivil toplum kuruluşunun görüşleri alındı. Taslak metin Ezher Üniversitesi ve Müslüman Yaşlılar Konseyi gibi kurumların değerlendirmelerinden geçti. Son hâliyle El Mizan, 27 Şubat 2024’te Birleşmiş Milletler’in Nairobi merkezinde dünyaya tanıtıldı. Bugün sözleşme birçok dile çevrilmiş durumda ve özellikle Batı’daki çevreciler tarafından yoğun ilgi görüyor.

Ürdün’de devlet politikalarına ilham vermesi ve uluslararası çevre çevrelerinde tartışılması, metnin etkisini gösteren önemli gelişmeler arasında yer alıyor. Çevre sadece bir kaynak değildir Özdemir’e göre El Mizan’ın en önemli özelliği, çevre konusunu yalnızca birkaç ayet veya hadis üzerinden açıklamaya çalışmamasıdır. Sözleşme, İslam’ın temel dünya görüşünden hareket ediyor. Tevhid, ahiret, emanet, sorumluluk ve hesap verme bilinci çevre anlayışının merkezine yerleştiriliyor. İnsan, Allah’ın yarattığı âlemin sahibi değil; emanetçisi olarak görülüyor. Bu nedenle tabiatı sınırsız biçimde kullanma veya tahrip etme hakkına sahip değil. Bu yaklaşım çevreyi yalnızca korunması gereken bir kaynak olarak değil, Allah’ın ayetlerinden biri olarak değerlendiriyor. Kâinattaki her varlık anlamlı, amaçlı ve değerlidir. İnsan da bu bütünün bir parçasıdır. Toprak kuruyor, sular tükeniyor ama asıl kuraklık vicdanlarımızda yaşanıyor.

 

Kâinat Bir Kitap Gibi Okunmalı Röportaj boyunca Özdemir’in üzerinde en çok durduğu konulardan biri, İslam’ın tabiat anlayışıdır. Ona göre Kur’an yalnızca insanı değil, bütün varlıkları anlamlandıran bir dünya görüşü sunar. Kur’an’da dağlardan, yıldızlardan, yağmurdan, kuşlardan ve diğer canlılardan sıkça söz edilmesi tesadüf değildir. Çünkü tabiat, Allah’ın kudretini ve hikmetini gösteren bir işaretler bütünüdür. İnsan çevreye bu gözle baktığında, onu sömürülecek bir nesne olarak değil, korunması gereken bir emanet olarak görmeye başlar. Bu anlayış geçmiş İslam medeniyetinde de kendisini göstermiştir. Kuş evlerinden hayvan hastanelerine, vakıflardan su sistemlerine kadar birçok uygulama, insanın diğer canlılarla birlikte yaşama sorumluluğunu yansıtmaktadır. Özdemir’e göre Müslüman toplumlar zamanla bu merhamet merkezli medeniyet anlayışından uzaklaşmıştır. Çevre Krizinin Temelinde Ahlak Krizi Var Modern dünyada çevre sorunları çoğu zaman teknik çözümlerle ele alınıyor. Oysa Özdemir’e göre asıl sorun teknolojik değil, ahlakidir. “Toprak kuruyor, sular tükeniyor ama asıl kuraklık vicdanlarımızda yaşanıyor” düşüncesini merkeze alan El Mizan, çevre krizinin insanın tabiatla kurduğu yanlış ilişkinin sonucu olduğunu savunuyor. İnsan kendisini doğanın efendisi olarak gördükçe sorunlar büyüyor. Kur’an’ın sunduğu tevhid merkezli dünya görüşü ise insana sınırlarını hatırlatıyor. İnsan özgürdür; ancak bu özgürlük sınırsız değildir. Diğer insanlara, canlılara ve gelecek Çevrecilik yalnızca ağaçları veya nehirleri korumak değildir; insan hayatına, hayvanlara ve tüm canlılara karşı merhametli bir yaklaşımı da gerektirir.

 

nesillere karşı sorumluluklarla çevrilidir. Tüketim ve Kalkınma Anlayışını Yeniden Düşünmek Röportajın önemli başlıklarından biri de ekonomik kalkınma meselesi. Özdemir, günümüzde hâkim olan kalkınma modelinin tabiatı sınırsız bir kaynak deposu olarak gördüğünü ifade ediyor. Hem Batı’da hem de birçok İslam ülkesinde ekonomik büyüme adına çevrenin tahrip edildiğini, nehirlerin kirletildiğini ve doğal kaynakların tüketildiğini belirtiyor. El Mizan ise farklı bir yaklaşım öneriyor: kalkınma olacak, üretim olacak; fakat bunlar çevrenin dengesini bozmayacak şekilde gerçekleştirilecek. Çevre adaletini esas alan bu anlayış, yalnızca insanların değil diğer canlıların da haklarını dikkate alıyor.

Su kaynaklarının kullanımı, enerji üretimi ve şehirleşme gibi alanlarda uzun vadeli sorumluluk bilincini öne çıkarıyor. Çevre Psikolojisi ve İnsan Ruhunun Yaralanması Özdemir’in dikkat çektiği bir diğer konu ise çevre psikolojisi. Günümüzde birçok insan, iklim değişikliği ve çevresel yıkım nedeniyle kaygı yaşıyor. Çocuklarının nasıl bir dünyada yaşayacağını düşünen insanlar ciddi psikolojik baskılar hissediyor. Sevilen bir ağacın kesilmesi, bir gölün kuruması ya da doğal güzelliklerin yok olması insanların ruh sağlığını da etkiliyor. Bu durum, insanın tabiatla olan bağının ne kadar derin olduğunu gösteriyor. İnsan çevreden bağımsız bir varlık değil; onun ayrılmaz bir parçasıdır. Gazze, Vicdan ve Modern Medeniyetin Sınavı Röportajın ilerleyen bölümlerinde çevre meselesi daha Çevre krizi aslında insanın kendisiyle, yaratıcıyla ve tabiatla kurduğu ilişkinin krizidir.

 

geniş bir ahlak tartışmasına bağlanıyor. Özdemir’e göre Gazze’de yaşananlar yalnızca siyasi bir kriz değil, aynı zamanda modern dünyanın vicdan sınavıdır. Çevrecilik yalnızca ağaçları veya nehirleri korumak değildir; insan hayatına, hayvanlara ve tüm canlılara karşı merhametli bir yaklaşımı da gerektirir. Bu nedenle çevre ahlakı ile insan hakları arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır. Merhamet bölünemez bir değerdir; insana gösterilmeyen merhametin tabiata da gösterilmesi mümkün değildir. Ekolojik Devrim ve Yeni Bir Paradigma Özdemir, günümüzde dünyada yeni bir “ekolojik devrim” yaşandığını düşünüyor.

Bu dönüşüm yalnızca çevreyi koruma çabası değil; insanın kendisini ve evrendeki yerini yeniden tanımlama girişimi. Çevre adaleti, ekolojik okuryazarlık ve sürdürülebilir yaşam gibi kavramlar artık yalnızca akademik çevrelerde değil, toplumun geniş kesimlerinde de tartışılıyor. İnsanlar şu soruların cevaplarını arıyor: Tabiatın anlamı nedir? İnsan özgürlüğünün sınırı nerede başlar? Güçlü olmak her şeyi yapma hakkı verir mi? Ekonomik büyümenin ahlaki sınırları olmalı mıdır? El Mizan’ın gördüğü uluslararası ilgi de bu arayışın bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Özdemir’in verdiği örneğe göre çevre adaleti üzerine açılan bir çevrim içi derse kırk ülkeden yüzlerce öğrenci katılmıştır. Umudu Korumak ve Sorumluluk Almak Röportajın sonunda Özdemir, çevre meselesinde umudun önemine dikkat çekiyor. Ona göre ümitsizlik çözüm üretmeyi engelliyor. İnanç, insana yalnızca teselli değil, aynı zamanda sorumluluk da yüklüyor. Çevre sorunları karşısında bireylerin, sivil toplum kuruluşlarının ve akademisyenlerin birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Siyasetçileri denetlemek, çevre politikalarını takip etmek ve ortak iyilik için iş birliği yapmak her vatandaşın görevi. Temiz bir dünya, yalnızca hükümetlerin değil bütün toplumun ortak çabasıyla mümkün olabilir. Sonuç El Mizan Dünya Çevre Sözleşmesi, çevre sorunlarını yalnızca teknik çözümlerle açıklamaya çalışan yaklaşımlardan farklı olarak meseleyi ahlaki, manevi ve medeniyet perspektifinden ele alıyor. Metnin temel iddiası açık: Çevre krizi aslında insanın kendisiyle, yaratıcıyla ve tabiatla kurduğu ilişkinin krizidir. Prof. Dr. İbrahim Özdemir’e göre çözüm de aynı yerde yatıyor: Tevhid merkezli bir dünya görüşü, emanet bilinci, merhamet, adalet ve sorumluluk duygusu. İnsan kendisini tabiatın hâkimi değil, onun bir parçası olarak gördüğünde çevreyle daha uyumlu bir ilişki kurabilir. El Mizan’ın çağrısı, yalnızca Müslümanlara değil, daha yaşanabilir bir dünya arayan bütün insanlığa yöneliktir. Bu çağrı, çevreyi korumanın ötesinde, insanın yeniden kendini keşfetme çağrısıdır. Merhamet bölünemez bir değerdir; insana gösterilmeyen merhametin tabiata da gösterilmesi mümkün değildir.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*