KÜRESEL ISINMANIN TÜKETİM ANLAYIŞI VE KAPİTALİZM İLE BAĞLANTISI

Küresel ısınma, günümüzün en önemli çevre meselelerinden biridir. Ancak bu mesele yalnızca sıcaklıkların artmasından ibaret değildir. Aslında iklim krizi; üretim biçimlerimizden tüketim alışkanlıklarımıza, ekonomik sistemlerden kâinatla kurduğumuz ilişkiye kadar uzanan daha geniş bir tablonun parçasıdır. Bu sebeple küresel ısınmayı anlamak için yalnızca çevre politikalarına değil, hayat tarzımıza ve değerlerimize de bakmak gerekir. Sanayi Devrimi ile birlikte insanlık, üretim gücünde daha önce görülmemiş bir sıçrama yaşamıştır. Fosil yakıtların yaygın şekilde kullanılmaya başlanması kısa vadede refah ve büyüme imkânları sağlamış; ancak bu büyüme, kâinatta tecelli eden ilâhî mizan ve denge yeterince dikkate alınmadan gerçekleşmiştir. Bugün gelinen noktada Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) raporlarında sıkça vurgulanan 1,5°C sınırı, insanlığın karşı karşıya bulunduğu kritik eşiği göstermektedir. Bilim insanları, küresel sıcaklık artışının bu seviyeyi aşmasının iklim sistemi üzerinde ciddi ve geri dönüşü zor etkiler doğurabileceğine dikkat çekmektedir. Bu eşik yalnızca bir sıcaklık değeri değil, aynı zamanda insanın emanet bilincinden uzaklaşmasının ortaya çıkardığı neticeleri hatırlatan önemli bir ikazdır. Ancak meseleyi sadece üretim teknolojileriyle açıklamak yeterli değildir. Küresel ısınmayı derinleştiren önemli sebeplerden biri de modern tüketim anlayışıdır. Günümüzde ekonomik sistem, insanı sürekli daha fazlasını tüketmeye teşvik etmektedir.

 

İhtiyaçlarla arzular arasındaki sınır giderek belirsizleşmiş; tüketim, hayatın doğal bir parçası olmaktan çıkıp bir kimlik göstergesine dönüşmüştür. Reklamlar, medya ve dijital kültür de insanı sürekli daha fazlasını istemeye yönelten bir zemin oluşturmaktadır. Bu durum, kapitalist üretim modelinin işleyişiyle yakından ilişkilidir. Birçok düşünürün dikkat çektiği gibi kapitalist sistem, sürekli büyüme ve genişleme ihtiyacı üzerine kuruludur. Karl Marx da sermayenin doğası gereği kendisini büyütme eğiliminde olduğunu ifade eder. Bu büyüme ise daha fazla üretim, daha fazla enerji tüketimi ve yaratılış nimetlerine daha fazla tahakküm edilmesi manasına gelir. Oysa kâinat sınırsız değildir; her şey bir ölçü, bir hikmet ve bir denge üzere yaratılmıştır. Bu durum, günümüzde yaşanan ekolojik problemlerin önemli sebeplerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Bu açıdan bakıldığında küresel ısınma, yalnızca yanlış enerji tercihlerinin değil, aynı zamanda küresel üretim ve tüketim düzeninin de bir neticesidir. Bir ürünün hammaddeden tüketiciye ulaşmasına kadar geçen süreçte maden çıkarımı, sanayi üretimi, taşımacılık ve enerji kullanımı gibi birçok aşama bulunmaktadır. Bu süreçlerin tamamı ciddi miktarda karbon salımına yol açmaktadır. Dolayısıyla mesele yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir; daha büyük ölçekte işleyen bir sistemle de ilgilidir. Sorun, sadece ne tükettiğimiz değil, aynı zamanda nasıl bir tüketim düzeni içinde yaşamaya yönlendirildiğimizdir. Son yıllarda bu kriz karşısında geliştirilen “yeşil dönüşüm” politikaları önemli bir tartışma alanı oluşturmuştur. Yenilenebilir enerji yatırımları, karbon azaltım hedefleri ve sürdürülebilir kalkınma çalışmaları ilk bakışta umut verici görünmektedir. Ancak bazı araştırmacılar, bu dönüşümün küresel güç ilişkilerinden bağımsız düşünülmemesi gerektiğini belirtmektedir. Literatürde yer alan “yeşil kapitalizm” ve “yeşil emperyalizm” gibi kavramlar, çevre politikalarının zaman zaman ekonomik ve jeopolitik hedeflerle iç içe geçebileceğine dikkat çekmektedir. Bu nedenle çevreyi koruma çabalarının adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Buna karşılık ekososyalist yaklaşımlar, insan ile kâinat arasındaki ilişkinin yalnızca piyasa mantığı üzerinden kurulamayacağını savunmaktadır.

Bu görüşe göre ekonomik faaliyetlerin ekolojik sınırlar gözetilerek yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Elbette bu yaklaşımların uygulanabilirliği ve tarihî tecrübelerle ilişkisi ayrı bir tartışma konusudur. Ancak bu fikirler, mevcut sistemin tek seçenek olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Burada daha derin bir soru ortaya çıkmaktadır: İnsan, kâinatı sadece faydalanılacak bir nesne olarak mı görmelidir; yoksa onun içinde emanet taşıyan bir varlık olarak mı yaşamalıdır? Modern ekonomik anlayış büyük ölçüde ilk yaklaşımı benimsemiş; yaratılışı kontrol edilmesi ve dönüştürülmesi gereken bir alan olarak değerlendirmiştir. Ancak bu anlayışın bugün ilâhî mizanla ciddi bir gerilim içinde olduğu görülmektedir. İslam düşünce geleneğinde yer alan “mizan” yani denge ilkesi ile Risale-i Nur’da vurgulanan “iktisat” ve “kanaat” kavramları bu noktada farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşımında israf, yalnızca bireysel bir hata değil; aynı zamanda kâinattaki dengeyi bozan bir ihlâl olarak değerlendirilir. Bu çerçevede insan, kâinatın sahibi değil emanetçisidir. Böyle bir anlayış, modern tüketim kültürünün sınırsızlık iddiasına karşı ölçü, sorumluluk ve kanaat eksenli bir hayat teklif etmektedir. Bu açıdan küresel ısınma yalnızca bir çevre meselesi değil, aynı zamanda bir değerler krizidir. İnsanlığın ilerleme, refah ve gelişme kavramlarına yüklediği mana, doğrudan doğruya kâinatla kurduğu ilişkiyi de belirlemektedir.

Sürekli büyüme fikri, ilâhî ölçüler ve ekolojik gerçekliklerle çatıştıkça sürdürülebilirlik iddiası da zayıflamaktadır. Netice olarak küresel ısınma, modern uygarlığın kendi içinde yaşadığı önemli bir çelişkinin yansımasıdır. Bu çelişki, yalnızca üretim biçimleriyle değil, tüketim kültürü ve ekonomik sistemle de doğrudan ilişkilidir. İnsanlık bu ilişkiyi yeniden düşünmediği sürece teknolojik gelişmeler ne kadar ilerlerse ilerlesin, kâinattaki dengenin korunması zorlaşacaktır. Dolayısıyla asıl soru şudur: Daha fazla üretim ve sınırsız tüketim uğruna kâinatın dengesini zorlamaya devam mı edeceğiz, yoksa küresel ısınmayı yalnızca bir netice olarak değil, insanlığın yönünü sorgulatan bir ikaz olarak görüp hayatımızı yeniden ölçü, denge ve sorumluluk ekseninde kurmaya çalışacak mıyız?

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*