SOSYAL MEDYA INSANI ‘DELİ’ EDER

Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun Nesiller Arası Adalet, Gençlik, Kültür ve Spordan Sorumlu Üyesi Glenn Micallef, aşırı ekran süresi ve sosyal medya kullanımının giderek artan bir endişe kaynağı haline geldiğini belirterek, “Bunlar, Avrupa’da karşı karşıya olduğumuz gençlerin ruh sağlığı krizinin ardındaki başlıca nedenlerden biridir” demiş. Micallef, Fransa’nın Strazburg kentindeki Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunun “Çocukların güvenliği ve ruh sağlığını sosyal medyanın oluşturduğu risklerden korumak” başlıklı oturumunda konuşmuş.

Aşırı ekran süresinin ve sosyal medya kullanımının giderek artan endişe kaynağı haline geldiğini vurgulayan Micallef, “Bunlar, Avrupa’da karşı karşıya olduğumuz, gençlerin ruh sağlığı krizinin ardındaki başlıca nedenlerden biridir” demiş. Oturumda söz alan AP’deki en büyük ikinci grup Sosyalistler ve Demokratların (S&D) Başkan Yardımcısı Alex Agius Saliba, sosyal medyanın aşırı kullanımının çocukların gelişimini kötü etkilediğini belirterek, “Bu bir salgın. Acil eylem gerekiyor” demiş.

Parlamento’daki, Avrupa’yı Yenile (Renew Europe) Grubu Başkanı Valerie Hayer de çocukların sosyal medya kullanımı nedeniyle “tehlikede” olduğunu kaydetmiş. Hayer, “Bazıları özgürlük bahanesiyle her türlü düzenlemeye karşı çıkıyor. Ne tür bir özgürlükten bahsediyorsunuz? Algoritmanın, pedofillerin, zorbaların özgürlüğü mü? Gerçek özgürlük, bir çocuğun risklere maruz kalmadan bağımsız olarak büyümesidir” diye konuşmuş.

 

 

60 MILYON YILDIZ TEK KAREDE

Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Samanyolu’nun “galaktik şişkinlik” olarak adlandırılan merkez bölgesinin görünür ışıkta çekilmiş en büyük ve en ayrıntılı fotoğrafını yayımladı. Asıl amacı görünmeyen karanlık evreni ve derin kozmolojik uzayı incelemek olan Euclid uzay teleskobu, araştırmacıların özel talebi üzerine yalnızca bir günlüğüne kendi galaksimizin merkezine yönlendirildi.

Her biri gökyüzünde dolunaydan daha geniş bir alanı kapsayan dokuz ayrı kare birleştirilerek devasa bir mozaik görüntü elde edildi. Euclid’in olağanüstü çözünürlüğü ve hassasiyeti; yoğun yıldız yoğunluğu barındıran bu bölgede 60 milyondan fazla yıldızın yanı sıra sönük gök cisimlerini, gaz bulutsularını ve yıldız kümelerini tek tek ayırt etmeyi başardı. Bu durum astronomlara ötegezegen araştırmaları için eşsiz bir veri kümesi sağladı. Elde edilen veriler, kütleçekimsel mikromercekleme yöntemiyle değerlendirilecek. Bu olay, öndeki bir yıldızın kütleçekimi sayesinde arkasındaki yıldızın ışığını büküp parlaklaştırarak büyüteç görevi görmesiyle gerçekleşiyor. Eğer öndeki yıldızın yörüngesinde bir gezegen bulunuyorsa, bu gezegen ışıkta çok küçük ek parlaklık değişimleri meydana getiriyor. Bilim insanları, bu hassas dalgalanmaları inceleyerek ötegezegenlerin varlığını doğrulayabiliyor ve kütlelerini ölçebiliyor.

Son yirmi yılda mikromercekleme tekniğiyle yaklaşık 300 ötegezegen keşfedilmiş olsa da uzmanlar, yeni ötegezegenlerin yalnızca bu tek Euclid görüntüsü sayesinde hemen bulunamayacağını belirtiyor. Ancak teleskobun sunduğu bu yüksek kaliteli veri, gelecekteki analizlerle evrendeki yeni gezegen sistemlerinin kapısını aralayacak.

 

 

 

AFRIKA KITASI BÖLÜNÜR MÜ?

Jeologlar, Doğu Afrika’daki Turkana Yarığı’nın “kritik eşiği” aşarak 13 kilometreye kadar inceldiğini tespit etti; “boyun verme” safhasına giren kıtanın birkaç milyon yıl içinde ikiye bölünerek yeni bir okyanusa geçit vermesi tahmini yapılıyor. Bilim dünyası, Afrika kıtasının tektonik geleceğine dair çarpıcı bir keşfe imza attı. Jeologlar, kıtayı ikiye bölen devasa yarık hattının “kritik eşiği” geçtiğini ve yeni bir okyanusun ortaya çıkma sürecinin tahmin edilen takvimden çok daha hızlı ilerlediğini açıkladı. Doğu Afrika Yarığı üzerindeki son araştırmalar, kıtasal kopuşun artık geri dönülemez bir safhaya girdiğini gösteriyor.

Columbia Üniversitesi’nden yer bilimci Christian Rowan önderliğinde yürütülen çalışmalarda, Kenya ve Etiyopya boyunca uzanan Turkana Yarığı mercek altına alındı. Sismik ölçümlerle yapılan analizler, bölgedeki yer kabuğunun sanılandan çok daha kırılgan bir yapıda olduğunu ortaya koydu. Araştırma verilerine göre, bölgenin kenar kısımlarında 35 kilometre olan kabuk kalınlığı, yarığın merkez üssünde 13 kilometreye kadar gerilemiş durumda. Jeoloji literatüründe “boyun verme” (necking) olarak adlandırılan bu durum, kabuk kalınlığının 15 kilometrenin altına düşmesiyle tanımlanıyor. Bu eşiğin aşılması, kıtanın yapısal bütünlüğünü kaybettiğini ve kopuşun kaçınılmaz hale geldiğinin ispatı olarak görülüyor. NUBYA VE SOMALİ LEVHALARI AYRILIYOR İncelen ve zayıflayan yer kabuğu, magma tabakasının yüzeye daha fazla yaklaşmasına neden oluyor.

Bir sonraki aşamada, yüzeye çıkan magmanın yeni bir deniz tabanı oluşturması bekleniyor. Bu sürecin sonunda Hint Okyanusu’ndan gelen suların oluşan devasa havzayı doldurmasıyla Afrika kıtası resmen ikiye bölünecek. Bunun sonucunda kıta; Batıda kalan Nubya levhası, Doğu kıyısı ve Madagaskar’ı içine alan Somali levhası olarak iki ayrı kara parçasına bölünebilecek. Sciencealert’ta yer alan habere göre; jeolojik zaman dilimi içerisinde “bir göz kırpması” kadar kısa kabul edilen birkaç milyon yıllık bu süreç, dünya haritasının değişmesine yol açabilir.

 

ÇEVREYE EN BÜYÜK ZARAR, EN BÜYÜK ZENGINLERDEN

Dünyanın en zengin yüzde 10’unun su tüketimi ile azot ve fosfor salınımı gibi unsurları içeren tüketim ayak izleri incelendi. Zenginlerin topluma yıllık maliyeti 1,7 ila 5,7 trilyon dolar arasında. Hollanda’daki Leiden Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, küresel tüketimin zirvesindeki yüzde 10’luk kesimin çevreye verdiği zararın ekonomik boyutunu gözler önüne serdi. Bilim insanları, bu varlıklı grubun yol açtığı çevre tahribatının topluma yıllık maliyetinin 1,7 ila 5,7 trilyon dolar arasında olduğunu hesapladı. Çevre bilimciler Inge Schrijver, Rutger Hoekstra ve Paul Behrens, çevreye verilen zararı varlıklı kesimin en iyi anladığı dil olan ekonomi üzerinden ifade etmek amacıyla kapsamlı bir çalışma yürüttü.

Dünyanın en zengin yüzde 10’unun karbon salınımı, biyoçeşitlilik kaybı, su tüketimi ile azot ve fosfor salınımı gibi unsurları içeren tüketim ayak izleri incelendi. Çevre Fiyatları El Kitabı verileriyle harmanlanan araştırmada, en zengin tüketicilerin kişi başına yıllık 2 bin 300 ile 7 bin 500 dolar arasında bir çevre borcu olduğu açıklandı. Ortaya çıkan bu devasa fatura, küresel iklim ve biyoçeşitlilik projelerinin finansmanında yaşanan küresel bütçe açıklarını fazlasıyla kapatabilecek bir potansiyele sahip bulunuyor.

İlk yorumu siz yazın

Bir yorum yazın

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*