Çiçeklerin Lügatçesi
Şebboy: Geceye Dökülen Râyiha… Farsça iki kelimenin izdivacından doğar Şebboy; gece anlamına gelen “şeb” ile koku anlamına gelen “bû” (veya boy) yan yana geldiklerinde dümdüz “gece kokusu” demektir. Pekiii, bir çiçeğe neden “gece kokusu” denir? Şebboy, gündüzün o telaşlı, parlak ve gürültülü saatlerinde rengini ve varlığını gizleyen, sıradan görünen bir çiçektir. Güneş tepedeyken kokusunu saklar; ne zaman ki ortalık kararır, el ayak çekilir ve gece başlar, işte o zaman gözeneklerini açar ve râyihasını karanlığın ortasına bırakır. “Çiçek” kelimesi sana sadece bir bitki türünü söyler; şebboy ise gecenin sessizliğiyle birleşmiş bir kokuyu, bir vakti ve o vakitte saklı duran mahrem bir güzelliği anlatır. Gündüzün gözünden kaçanların gecenin bağrında nasıl filizlendiğini fısıldar. (Sevan Nişanyan / Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü)
Kanat Kanada Teâvün: Gökyüzünde Rüzgâr Kardeşliği
Hiç düşündünüz mü kuşlar göç ederken neden “V” şeklinde uçar? İki sıra halinde dizilip hava atan bir pilot filosu gibi dururlar ama durum hiç de öyle değildir! Öndeki kuş kanadını çırptığında arkasındaki için yükseltici bir hava akımı meydana getirir. Yani arkadaki kuş, öndekinin rüzgârına tutunarak uçar.
Eğer tren vagonu gibi arka arkaya dizilselerdi arkadakiler helak olurdu! Bu “V” düzeni sayesinde tek başlarına harcayacakları enerjinin %70 daha azını harcayarak binlerce kilometre yol giderler. Peki en öndeki gariban kim? En çok yorulan o! Ama rütbe bağımlısı olmadığı için yorulunca hemen arkaya geçer, sıradaki öne geçer. Birbirinin sırtından geçinen değil, birbirinin rüzgârıyla yükselen harika bir teâvün! (Özkan Öze / Şu Acayip Hayvanlar)
Aynada Hafız, Gökyüzünde Dilsiz
Papağan, kafesinde durup kendisine öğretilen kelimeleri tekrar ederek övünüyordu. Kendini bilge, dışarıdaki kuşları ise dilsiz sanıyordu. Bir gün kafesin kapısı açıldığında, gökyüzünün genişliği karşısında ne diyeceğini bilemedi ve kelimeleri tükendi. Sadece öğretilenleri tekrarlayanlar, kendi kafeslerinin dışında bir hakikat olduğunu anladıkları an dilsiz kalırlar. (Ferîdüddin Attâr / Mantıku’t-Tayr)
Kavram Tutsaklığı
Kitle insanının hayatı tefekkür olmaksızın şekillendirilmektedir.
Bu insan tipi hiçbir yerde esrarı, muammayı fark etmemektedir. O; şaşırmamakta, hayranlık duymamakta, bilinmeyen karşısında korku hissetmemektedir. Kısaca o, ruhuyla yaşamamaktadır. Her şeye rağmen sorun ortaya çıktığı noktada o, sorunu adlandırır; ona isim verir ve böylece sorununa çözüm bulduğu yanılgısıyla yaşamaya devam eder. Bu isimlendirmelerden bazıları şunlardır: İçgüdü, maddenin üst seviyede organize oluşu, üst seviyede organize olmuş maddenin kompleks yapıları vb. (Aliya İzzetbegoviç / Doğu Batı Arasında İslam, s. 78)
Ruhun Zaferi Kültür, Maddenin Tahakkümü Medeniyet
Kültürün hâmili insandır, medeniyetin hâmili toplumdur. Kültürün amacı eğitim yoluyla kendi kendine hâkim olmak; medeniyetin amacı bilim yoluyla doğaya hükmetmektir. İnsan, felsefe, sanat, şiir, ahlâk ve inanç kültüre aittir. Devlet, bilim, şehirler ve teknoloji medeniyete aittir. Medeniyetin araçları düşünce, konuşma ve yazıdır. Kültür ve medeniyetin birbiriyle ilişkisi gök krallığı ile dünya krallığı, civitas Dei ile civitas solis ilişkisi gibidir; biri dram, diğeri ütopyadır.
(Aliya İzzetbegoviç / Doğu Batı Arasında İslam, s. 99)

İlk yorumu siz yazın