Görünüyorum öyleyse var mıyım?

İnsan, fıtratı itibarıyla kendisinde var olan kabiliyet ve güzellikleri göstermeye meyilli bir varlıktır. Bu meyil insanın kendisinde ve kâinatta var edilen pek çok harikalığı keşfetmesine sebep olmuştur. Ve keşfetme serencamı da bilim ve sanat alanlarında gelişmelere kaynaklık etmiştir. Fakat içinde yaşanılan zaman ve mekanların şartları, insana aynı ölçüde görünür olma imkânı sunmamıştır. Ancak insan, dijital çağın göz alıcı ekranlarında tarihte hiç olmadığı kadar görünür kılınmıştır. Bir fotoğraf, bir video, bir yorum veya birkaç saniyelik bir paylaşım… Bu şekilde varlık göstermek, idrak edilen bir hakikat olmaktan çıkarılıp sergilenen bir nesneye dönüştürülmekle yüz yüzedir. Peki, görünür olmak, gerçekten kıymetli olmak mıdır? Sosyal medyanın kitlelere zerk ettiği en büyük yanılsama, hiç şüphesiz “Göründüğün kadar varsın” iddiasıdır. Somut anlamda beğenilme, onaylanma, takdir ifadeleri, izlenme sayıları ve takipçi kitleleri; zamanla insanın kendi öz değerini biçtiği sahte bir teraziye dönüşmektedir. Böylelikle insan, kendi varlığını ifade etmekten ziyade, başkalarının nazarına sunulan bir illüzyonun taşıyıcısı haline gelmektedir. Oysa ihlâs sırrı, insanın kıymetini fani nazarların alkışında değil, Rıza-yı İlahi’nin tecellisinde aramayı gerektirir. Burada mesele, dijital mecralardan bütünüyle çekinmek değildir elbette. Dikkat edilmesi gereken nokta; niçin görünür olunduğu ve bu görünürlük uğruna hangi mukaddes değerlerin feda edildiğidir. Şahsi görünürlük arzusu ölçüsüzleştiği zaman; halihazırda zaafiyete uğrayan kutsal değerler, suni olarak pompalanan popüler kültürün sığ ölçülerine göre biçimlendirilmeye başlar. Dün mahremiyet sınırları içinde zedelenmesinden korkulan kıymetli hassasiyetler, bugün etkileşim dalgaları arasında zedelenip yozlaşmakta; hatta iffetli duruşlar dahi “çağ dışılık” ya da “eski kafalılık” parantezine alınarak sıradanlaştırılmaktadır. Görünür olmanın kolaylaştığı dijital çağda örselenen hususlardan biri de tesettür hakikatidir. Tesettür, yalnızca bir giyim tarzı değildir. Tesettür, erkek kadın fark etmeksizin, insanın bedeniyle, mahremiyetiyle, bakışıyla, ağzından çıkan sözlerle toplumla kurduğu ilişkinin ölçüsüdür. Fakat sosyal medyada görünür olma arzusu arttıkça tesettürün sınırları da ihlale uğramış durumdadır. Kimi zaman da tesettür şekil olarak korunurken ruhunun zedelenmesi gibi bir tehlike ortaya çıkabilmektedir. “Tesettürlüyüm, öyleyse mesele yok.” demek kadar, “Sosyal medyada herkes böyle yapıyor.” diyerek tesettürün mahremiyet boyutunu görmezden gelmek de doğru değildir. Malumdur ki “herkes” yalnızca kabir kapısına kadar eşlik edecektir hayatlarımıza. Benzer bir durum, dinî kavramların ve ibadetlerin mizah unsuru haline getirilmesinde de gözlemlenmektedir. Gülmek ve neşelenmek insani fıtratın bir gereğidir. Ancak daha fazla kitleye ulaşmak uğruna kudsiyet taşıyan değerlerin hafifletilmesi, zamanla kalpteki o nazenin hürmet hissini nasırlaştırmaktadır. Burada sorgulanması gereken temel husus kutsal değerlerin kalpteki yeriyle de alakalıdır. Bir toplumun kutsal addettiği değerler politik bir enstrüman olarak kullanılmaya başlandığında gücü kabullenmeyen ve aynı akideleri ruhunda taşımayan kimselerin hedefi, bir araç olarak kullanılan kutsal değerlerin kendisi olabilmektedir. Ancak bu durum hiç kimseye kutsal addedilen değerlere alenen hakaret etme hakkını vermez ve kabullenilemez. Fakat her şeyin çok hızlı tüketildiği ve sindirilmediği dijital çağda bir şeyin üstüne çok fazla düşünmemek Daha fazla kitleye ulaşmak uğruna kudsiyet taşıyan değerlerin hafifletilmesi, zamanla kalpteki o nazenin hürmet hissini nasırlaştırmaktadır.

ve farkındalık düzeyinin düşüşte olması âdet haline geldiğinden bu husustaki küçük hakaret tavırlarının es geçilmesi ve tepki çekmemesi hakarete meyilli insanlara daha fazlası için cesaret verebilmektedir. Fakat bu hassasiyet muhafaza edilirken, katı bir taassubun ve yargılayıcı bir üslubun kucağına düşülmemelidir. Kendi çizgisini koruma çabası; başkalarını tahkir etmeye ve kendini hatadan müstağni görmeye dönüştürüldüğünde, şefkat, uhuvvet ve müsbet hareket düsturlarından uzaklaşılmış olunur. Evet, kutsal değerler çiğnendiğinde kutsalını kutsal addedenler elbette bir tepki vereceklerdir ki fıtrata uygun olan da budur. Fakat bu tepkinin boyutunda da rıza-yı İlahi unutulmamalıdır. Bu noktada zikredilen bozulmaların asıl sebebi dijital çağın heybesinde olan görünürlük imtihanı da değildir. Bahsedilen hususlardaki yanlışlıkların esas kaynağı ahirzamanın dehşetli hastalığı olan iman zaafiyetidir. Çünkü insan Rabbini bilmediği zaman kendisini ve yaşadığı alemi doğru bir nazarla değerlendiremez. Bu âlemi yoktan var eden Cenab-ı Hakk’ı, âlemin sırrını, insanlığın mahiyetini ve tarifini tanıttıran Kur’an-ı Kerim’e ciddi manada kulak vermediğinde insaniyetin kemalinden uzaklaşır. Her hareketi ve tavrıyla insana mükemmel örneklik yapmış olan Hz. Muhammed (صلى الله عليه وسلم‘(i hakiki anlamda tanımadığında kainatta erişebileceği aziz makamlardan uzaklaşıp esas kimliğine ve değerlerine yüz çevirmek tehlikesine maruz kalacaktır. İhtiyaç duyulan şey; ne dijital dünyadan tamamen soyutlanmak ne de o dünyanın seline kapılıp sürüklenmektir. Aranan yegane hakikat, istikameti ifade eden ölçüdür. Ölçünün belirleyicisi de Cenab-ı Hakk’ın rızasıdır. Ekrana düşen her paylaşımdan önce şu sorulara başvurmakta fayda olacaktır: Bunu neden paylaşıyorum? Beni hakikate mi yaklaştırıyor yoksa insanların beğeni ve alkışlarına mı bağımlı hale getiriyor? Bir ulvi hakikati sevdiriyor muyum, yoksa sıradanlaştırıyor muyum? Görünür olmak uğruna mahremiyetimden ve hassasiyetlerimden taviz veriyor muyum? Teknolojinin ve dijital çağ unsurlarının nimet olma ciheti vardır. Bu nimetleri Cenab-ı Hakk’ı tanıma, hakikati keşfetme ve yüksek hakikatleri insanlık âlemiyle paylaşmak gibi ulvi yönlerde kullanmak mümkündür. Fakat bu nimeti hakikati keşfetmek için kullanmak yerine, insanın kendini göstermeye ve hakikatle arasına insanların fani takdirlerinden kalın bir duvar örüp ihlastan uzaklaşmaya yönelmesi insan için hüsranı netice verecektir. Çünkü insana bir nimet ihsan edildiyse, insan onunla hesaba çekilecektir. İnsanların nazarındaki beğenilme ve onaylanma hissi zamanla insanı ihlas şuurundan uzaklaştıran bir tuzağa dönüşebilmektedir. Unutulmamalıdır ki hakikat üzere olmak çoğunluklarla aynı tutum ve tavırları sergilemekle ölçülemez. Bilinmelidir ki dijital çağda insanın asıl imtihanı, ne kadar göz önünde olduğu değil; görünür olurken neye dönüştüğüdür. Çünkü insanın hakiki ağırlığı, kitlelerin huzurundaki duruşuyla değil; hiç kimsenin görmediği o tenhalarda hangi kudsi ölçülere sadık kalındığıyla tayin edilir. Bu tehlikelerden uzaklaşmanın çaresi ise Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (صلى الله عليه وسلم‘(in ifade ettiği istikametli yol ile Cenab-ı Hakk’ın rızasını aramaktır. Doğru ortamlarda, doğru eserlerle muhatap olarak arayanlardan, bulanlardan olmak duasıyla… İnsanların nazarındaki beğenilme ve onaylanma hissi zamanla insanı ihlas şuurundan uzaklaştıran bir tuzağa dönüşebilmektedir.

İlk yorumu siz yazın

Bir yorum yazın

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*