Makamın Shadow’unda Değil, Hakikatin Işığında

“Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürîd mâbeynindeki vâsıta değildir. Belki hakîkî kardeşlik vâsıtalarıdır. Olsa olsa bir üstâdlık ortaya girer.”

 

İhlas Risalesi’nde Mürşitlikten Üstatlığa Süzülen İnce Hat Ruhun labirentlerinde yolunu arayan insan, tarih boyunca kendine sığınacak bir gölge, sırtını yaslayacak bir dağ aradı. Kimi zaman bir pederin şefkatli kucağında buldu aradığını, kimi zaman bir mürşidin irşad ikliminde. Ancak zamanın çarkları öyle bir noktaya geldi ki, benlik duvarlarının gökyüzünü kapladığı, enaniyetin ve görünme arzusunun hakikati gölgelediği bir asra uyandık. İşte bu kırılma çağında Bediüzzaman Said Nursî, İhlas Risalesi’nin kalbine bir cümle fırlattı; adeta asırların zihniyet kalıplarını sarsan, hiyerarşiyi sıfırlayan bir hakikat nidası: Peki, ruhun terbiyesi için mürşide, gönlün tesellisi için bir pedere muhtaç olan insan neden bu sığınaklardan menediliyordu? Bu bir mahrumiyet miydi, yoksa insanı şahısların köleliğinden kurtarıp doğrudan Kur’an’ın özgürleştirici iklimine taşıyan devrimci bir hürriyet ilanı mı? Şahısların Fani Sınırlarından Hakikatin Sonsuzluğuna Tasavvuf geleneği, asırlar boyu “fenâ fi’ş-şeyh” düsturuyla ruhları sevk etti. Mürit, şeyhinin aynasında kendi varlığını eritti, onun gölgesinde yürüdü. Fakat Risale-i Nur perspektifi, çağın hastalığını teşhis etmişti: Şahısların kutsandığı, makamların gizli birer gurur vesilesine dönüştüğü bir vasatta, manevî pederlik ve mürşitlik iddiaları ihlasın o saf camını çatlatabilirdi. Risale-i Nur, bir tarikat veya tasavvuf yolu değil, bir hakikat mesleğidir.

Mürşitlik ve pederlik, ister istemez bir bağlılık, bir makam ve tabi olanla tabi olunan arasında dikey bir hiyerarşi üretir. Oysa hakikat yolunda amir-memur, şeyh-mürit ayrımı yoktur. Bediüzzaman, enaniyet fırtınalarının estiği bu çağda insanın kendi nefsine dahi pay çıkarmasını engellemek için dikey hiyerarşiyi tamamen reddetmiş, yerine yatay bir uhuvvet (kardeşlik) halkası kurmuştur. Mürşitlikten Kardeşlikte Fani Olmaya: Fenâ Fi’l-İhvan Bu mesleğin sırrı, bir hiyerarşi zirvesine tırmanmakta değil; kardeşlerin omuz omuza verdiği bir hizada yok olabilmektedir. Tasavvufun “şeyhte fani olma” anlayışı, yerini Risale-i Nur’da “fenâ fi’l-ihvan” esasında bulur. İnsan, kardeşinin meziyetleriyle iftihar eder; kendi benliğini kardeşinin şahs-ı manevîsinde eritir. Eğer bir yerde ruhani bir pederlik iddiası baş gösterirse, orada eşitlik zedelenir, samimiyet zayıflar, ihlasın o ab-ı hayat suyu bulanır. Mürşitlik payesi, farkında olunmadan nefse bir makam hülyası fısıldayabilir. Bediüzzaman bu tehlikeyi sezmiş ve ihlası korumanın yegâne yolunu, hiç kimsenin bir diğerine “peder” veya “mürşit” edasıyla tahakküm etmemesinde görmüştür. Hakiki Mürşit Şahıs Değildir Peki, ruhsuz mu kalacaktır bu yolun yolcuları? Rehbersiz mi yürüyeceklerdir? Asla. Bediüzzaman, mürşitlik makamını tamamen lağvetmez; onu şahısların fani omuzlarından alıp Kur’an-ı Hakim’e ve onun bu asırdaki hakikat tefsiri olan Risale-i Nur’a teslim eder. Kendi nefsini dahi Risale-i Nur’un bir talebesi, bir ders arkadaşı olarak konumlandırır. Şahıslar gelip geçicidir; fikirler, hakikatler ve Kur’an’ın sarsılmaz burçları baki. Hakiki mürşit, etiyle kemiğiyle bir insan değil; kalbe nüfuz eden Kur’anî marifettir.

Neden “Olsa Olsa Bir Üstatlık”? İşte bu noktada kelimelerin en zarifi, en mütevazısı süzülür sahneye: Üstatlık. Buradaki üstatlık, bir hükümranlık veya gizli bir mürşitlik maskesi değildir. Bir ustanın çırağına sanatı öğretmesi gibi, hakikat ilmini birlikte mütalaa etme, aynı ders halkasında diz kırıp hakikate talebe olma halidir. Üstat; buyuran değil, yol gösterendir. Hükmeden değil, Kur’an güneşinin ışığını yansıtan bir aynadır. Ayna, ışığın sahibi olmadığını bilir; dolayısıyla hürmet ışığa gidilmelidir, aynaya değil. “Olsa olsa bir üstatlık ortaya girer” ifadesi; omuzlardaki makam yüklerini soyup atan, benlik iddialarını yerle bir eden ve insanı doğrudan hakikatin kaynağıyla baş başa bırakan bir ihlas kalesidir. Risale-i Nur, müntesiplerini bir şahsın gölgesinde serinlemeye değil, hakikatin güneşi altında bizzat pişmeye ve kardeşçe yürümeye davet eder. Çünkü ihlas, hiçbir makamın gölgesini kabul etmeyecek kadar berrak ve arı bir cevherdir.

İlk yorumu siz yazın

Bir yorum yazın

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*