Bugün ekranı her açtığımızda, sosyal mecralarda her kaydırma hareketimizde yalnızca bilgi veya görsele ulaşmıyoruz. Aslında algoritmaların hazırladığı dil dünyasının içine giriş yapıyoruz. Medya, sadece olayları aktaran tarafsız bir araç olmamakla beraber olayları hangi kelimelerle anlatacağını seçerek zihniyet inşa etmektedir. Genç Yorum’un yayın hayatına başladığı Eylül ayı, bu zihniyet karşısında nerede durduğumuzla genç kalemli ve dürüst dergi / basın görevini nasıl sürdüreceğimizi sorgulamak için anlamlı bir eşiktir. Sürekli başkalarının fiilleriyle düşünen, başkalarının ürettiği ağızla savunma yapan bir anlayış, ne kadar haklı olursa olsun kimliğini temsil edemez. Günümüz medyasında en net sorunlardan biri, İslamî kavramların kasıtlı veya bilinçsiz şekilde içinin boşaltılması ve üzerlerine olumsuz hatta uzak anlamlar yüklenmesidir. Birkaç örnek üzerinden baktığımızda durum gayet nettir.
Şeriat kelimesi, adaleti ve ilahî düzeni ifade etmesine rağmen medyada baskı ve karanlıkla eş değer gösterilmeye çalışılmaktadır. Tebliğ kelimesi, insanlara güzelliği nezaketle ulaştırma çabası iken mecralarda baskı ve müdahale aracı gibi sunulmakla birlikte hassasiyet kelimesiyse bir Müslümanın dava duruşunu ifade etmesine rağmen, gelişmeye kapalı bir tutuculuk gibi gösterilmektedir… Bu noktada sormamız gereken asıl soru şöyle ki: Biz bu yaftalamalar ve yıpratmalar karşısında ne yapıyoruz? Genellikle gösterilen davranış, savunma psikolojisine girmektir. Yani diğer tarafın kastettiği olumsuz tanımı kabul edip; “Hayır, biz aslında öyle değiliz!” demek suretiyle geri çekilip özür dilemeye kadar gitmektedir. Oysa bir ideali savunmak, karşı tarafın çizdiği sınırda nöbet tutmak değildir. Yapılması gereken; bu idealin aslını, güzelliğini ve karşısındakine vadettiği huzuru kendi öz diliyle tekrar dile getirmektir. Başka medeniyetlerin kitabıyla kendi hakikatimizi anlatmamız pek mümkün değildir. Medyada İslamî söylem dile getirmenin ilk basamağı, müsbet dil olmalıdır. Risale-i Nur Külliyatı’nda geçen ‘müsbet hareket’ düsturu, sadece davranış biçimi olmamakla birlikte, önemli bir iletişim metodudur. Müsbet dil; tahrip etmeyen, itmeyen, lekelemeden ikna eden, hakikatin kendi güzelliğini öne çıkaran dildir ve bu şekilde kullanılmalıdır.
Çirkinliği sürekli teşhir ederek güzellik inşa edilemez. Medya mecralarında sürekli yanlışları haber yapmak, menfî örnekleri öne çıkarmak veya kavga dili kullanmak, farkında olmadan menfî durumların propaganda edilmesine hizmet eder. Hakikatin sesi gürdür; ekstra bir bağırışa veya münakaşa diline ihtiyacı olmamalıdır. Başka bir diğer önemli nokta ise, üslup meselesidir. Kuran-ı Kerim’de Hz. Musa ve Hz. Harun’a, devrin en zalimi olan Firavun’a giderken bile “Ona yumuşak söz (kavl-en/l leyyinen) söyleyin.” (Tâhâ Sûresi, 44. Ayet) emir buyrulmuştur. Medyada hakikati temsil etme iddiası taşıyan bir yazının, paylaşımın veya videonun sert, kırıcı ve tepeden bakan tona sahip olması, tebliğ edilen hakikate yapılacak haksızlıktır. Medya kanallarını yüksek hakikatlerin duyurulmasında hizmet eden bir araç olarak kullanırken, sözün içeriği kadar sözün söyleniş biçiminin de çok ciddi bir ahlak taşıması gerekir. Bugün dijital mecralarda tıklanma, beğeni ve etkileşim alma mücadelesi, dili hızla ilerlemektedir. İnsanları etkilemek adına atılan provokatif başlıklar veya kısa vadeli izlenmeler için yok sayılan edep, uzun vadede İslamî söylemin zeminini kaybettirmektedir. Bize gereken, geçici dijital popülerlikler değildir. Aksine kalıcı, itimat telkin eden ve mânâsı olan bir duruştur. Sosyal medyanın getirdiği hızlı tüketim dili yerine, tefekkürü ve anlamı öne çıkaran habercilik ve yayıncılık anlayışını ikame etmek zorundayız.
İçerik kadar biçimin de önem arz ettiği bu çağda, kavramlarımızı yeniden ihya etmek bir tercih değil, mecburiyettir. Şeriatın adalet ölçüsü, tebliğin sevgi taşıma gayreti, hassasiyetin ise insanı insan yapan değer olduğunu kendi görsel ve yazılı medyamızda doğru örneklerle göstermeliyiz. Tüm bunları yaparken slogan atmak yerine, bu kavramların günlük hayatta insana ne kazandırdığını somut ve net bir şekilde anlatmalıyız. Hülasa; medyada var olmak, sadece o mecralarda bir hesap açmak ya da yayın yapmak mânâsı taşımamaktadır. Esas var oluş, medyanın diline teslim olmadan, kendi kavramlarımızı müsbet dille ve ahlakla mecraya iletmek olmalıdır. Biz kendi hikâyemizi kendi kelimelerimizle anlatmadığımız sürece, başkalarının hakkımızda yazdığı senaryolarda figüran olmaktan öteye gidemeyiz. Genç Yorum Dergisi ve diğer dergilerimiz, tam da bu sebeple kendi sözümüzü, kendi mefhumlarımızla ve en nezih üslupla söyleme alanıdır

İlk yorumu siz yazın