Ahirete açılan pencereler: İbadetler

İbadet Zamanları Doğurgandır

Hayatımız su gibi akıp gidiyor. Dün dediğimiz zaman dilimi çoktan geride kaldı. An dediğimiz dilim de geride kalmaya mahkûmdur. Ve tabiî ki yarın dediğimiz zaman dilimi de –eğer ulaşırsak– maziye dökülmeye mahkûmdur. Eğer ulaşamaz isek, biz istikbale gitmişiz demektir. Yarına ulaşabilirsek mazideyiz. Ulaşamaz isek istikbaldeyiz. Ulaşamaz isek ölüm bizi alıp istikbale götürecektir. Kabir istikbalimizdir.

Peki, biz şu an ne ile meşgulüz? Yarın ile mi, dün ile mi?

Ömür içinde gençlik, mevsimler içinde ilkbahar, topraklar içinde verimli toprak ne kadar bereketli, doğurgan ve sevimli ise, ibadet yaptığımız zaman dilimleri de öyle bereketli ve doğurgandır. Üç aylar da bunlardandır, mübarek geceler de, Cuma günü de, beş vakit namaz vakitleri de… Ömrümüzün diğer dakikaları da…

İbadetler, ahirete açılan pencerelerimizdir.

İnsanlar ibadetlerin getirdiği huzurla, bereketle, bollukla yepyeni bir diriliş yaşarlar. İbadetlerle yarını yaşarlar. Yarına koşarlar. Onları Rableri karşılar.

Hayata yeni bir coşku ile sarılan sadece gençlerdir zannetmeyin siz. Siz doksan yaşında, beli bükülmüş, hayattan ümidi kesilmiş, gönül bağının gülleri solmuş, günahlarla boylu boyunca geçirdiği bir ömürden sonra… Allah’ın huzuruna doğru sürüklenen bir ihtiyarın, Sevgili Peygamberinin (asm) müjdelediği, günahlarından pişman olup gözyaşlarıyla Allah’a dönen ve tövbe eden kullar için Allah’ın “Bu kulumun günah defterini yırtıp atınız!” müjdesini işitmesi halinde nasıl bir gençlik yaşayabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Keza, “Yok mu günahlarının bağışlanmasını isteyen, bağışlayayım. Yok mu tövbe eden, affedeyim.” diye seslenen Cenab-ı Allah’ın tövbe eden kullarını şefkatle kabul ettiğini işiten bir ihtiyarda, ihtiyarlıktan eser kalır mı?

Keza, söz gelişi Berat Gecesi’nde, “Bu gece Benî Kelp kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca kul bağışlanır.” müjdesini işiten bir seksenlik dedenin kalbi heyecandan bir genç kalbi gibi pır pır atmaz mı?

Keza, bir Ramazan ayında, “Kim ki Ramazan ayı orucunu tutarsa, annesinden doğduğu gün gibi günahları bağışlanır.” müjdesi binlerce ihtiyarı gençleştirecek cinsten bir haber değil midir?

Daha nice müjdeli haberler bir ibadet için verilmiştir ki, her bir müjde bir ömre binler gençlik katacak niteliktedir. Üstelik birkaç günlük dünya gençliği değil, milyonlarca yıl devam etme kabiliyetinde bulunan ebedî bir gençlik müjdesinin kokusu tek bir ibadetin içinde saklanmış bulunuyor.

Telefon ahizesini eline alan genç, karşı tarafa hitap ediyor: “Aloo!” diyor. Karşı taraftan kendi sesinden daha sıcak bir ses, kendisine cevap veriyor: “Buyur bir tanem!”

Evet, hiç mübalağasız, samimice, yürekten, “Allah’ım!” diyen, “Allah’ım, beni bağışla!” diyen herkese Yüce Allah, “Buyur bir tanem! Hay hay!” diye cevap veriyor. “Kullarımın arasına gir! Cennetime gir!”1 diye kucaklıyor. Telefonun öbür ucu hep dinlemede. Bizim taraftaki ucunda ise her “Allah’ım!” diyen kurtuluyor,  her “Allah’ım!” diyen gençleşiyor, gençliğini ebedîleştiriyor.

Kul İle Allah Arasında

Bediüzzaman’a göre ibadet kul ile Allah arasında pek yüksek bir bağ, çok şerefli bir nispet ve pek yüce bir rabıtadır. Bununla beraber, her bir ibadette sayısız faydaların bulunduğu da muhakkaktır. Çünkü ibadetler, doğrudan Allah’ın emriyle sabit olmuşlardır. Allah’ın emri ise her zaman bir ulvî iradeyi göstermekte, sayısız yüksek faydaları ve hikmetleri netice vermektedir.

İnsan Mukadder Zirvesine İbadetle Yükselir

İbadetler, dünya saadetinin görünmeyen güçleri ve gizli kuvvetleridirler. Mutlu ve huzurlu bir dünya hayatı için ibadetlerin sayısız getirileri ve sınırsız faydaları vardır. Şöyle ki, ibadetler, fikirleri Cenab-ı Hakk’a çevirir. Kulun Allah’a olan teveccühü, emirlerine boyun eğmeyi gerektirir. Allah’ın emirlerine boyun eğmek ise, kulu mükemmel bir biçimde intizam altına alır. Kul hareketlerinde intizam altına girmekle ve kâinatın umumî nizamına tâbi olmakla hikmetin sırrını anlar. Hikmet ki, kâinat sayfalarında parlayan sanat nakışlarıyla kendini göstermektedir. İşte hikmetin sırrını anlayan insan, işinde ve çalışmalarında başarılı olur. Başarılı olan insan ise, her zaman ve her yerde mutlu ve huzurlu olur.

İnsan cismen küçük, zaîf ve âciz olmakla beraber; pek yüksek bir ruhu taşıyor, pek büyük bir istidada mâliktir, hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır, sınırsız emellere sahiptir, hesapsız fikirleri vardır, hadsiz şeheviye ve gadabiye gibi kuvvetleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki, yaratılmış bütün türlere ve âlemlere fihriste hükmündedir.

İşte böyle bir insanın o yüksek ruhuna genişlik veren, ibadettir. İstidadlarını inkişaf ettiren, ibadettir. Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir. Emellerini gerçekleştiren ibadettir. Fikirlerini nizam ve intizam altına alan, ibadettir. Şeheviye ve gadabiye kuvvelerini had altına alan, ibadettir. Görünen ve görünmeyen uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir. İnsanı mukadder olan kemalâtına yetiştiren, ibadettir. Kul ile Yaratıcı arasında en yüksek ve en latif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet, insanlık kemâl ve olgunluğunun zirvesine ibadetle yükselir.2

İbadet İnsanı da Toplumu da Mutlu Eder

İbadet bizi doğrudan Allah’a bağladığından, her belâ ve musibet anında sığınacak sonsuz kudreti tanımamızı kolaylaştırır. İbadetle, bizi sevinçli ve mutlu kılan her nimet için şükredeceğimiz tek merciin Yüce Allah olduğunu kavrar ve şükrederiz. İbadet bütün canlılara, varlıklara ve insanlara bakışımızı müsbet yönde değiştirir. Her şeyi kendimize düşman değil, kardeş hissederiz. Ne hiçbir şeyi olduğundan büyütürüz,ne de kendimizi her hangi bir şeyden üstün tutarız. İbadet hayatımızda plân ve programı hâkim kılar. Plânlı bir hayat ise işlerimizi düzene koyar. İbadet geçim genişliğine, bolluğa, berekete ve dualarımızın kabulüne vesile olur. Zor günlerimizde Allah’ın yardım ve inayetini kolaylaştırır. İbadetler, bizi kötülüklerden alıkoyarlar. Kötülüklerden uzak kalanlar herkesçe sevilirler, işlerinde muvaffak olurlar ve hayatlarında huzur bulurlar.

İbadetlerin sosyal yönü de vardır ve girdikleri toplumu topyekûn ihya ederler. İnsan ibadet saikasıyla bütün Müslümanlara karşı bir münasebet kazanır, kuvvetli bir irtibat ve bağlılık elde eder, herkesi kendisine kardeş bilir. Bu irtibat ise kuvvetli bir uhuvvete ve hakiki bir muhabbete kapı açar. Toplum hayatının terakkisi ve kemali için en birinci basamaklar ise uhuvvet ile muhabbettir.3

Allah’ın emirlerine uyması ve yasaklarından kaçması sayesinde bir kul, toplum hayatında çok mertebelere yükselir. Öyle işler başarır ki, bir ferd iken, umumî faydaları temin ettiği ölçüde tek başına bir millet hükmüne geçer. Ve büyük bir himmetle topluma hizmet eder. Topluma böyle hizmet edenler çoğaldıkça, toplum topyekûn huzur ve refah seviyesine yükselir.4

İbadetler Ahirette Yüz Akımızdır

İbadetler âhiret saadetinin temel taşlarıdırlar ve ana direkleridirler. Her bir ibadetin, ahirete dönük sayısız faydaları ve hikmetleri vardır.

Şöyle ki: İbadetler, ahiretteki her sıkıntıda yüz akımız olurlar ve Allah’ın yardımına, mağfiretine, rahmetine ve rızasına nail olmamıza vesile olurlar, günahlarımızın bağışlanmasını ve Peygamber Efendimizin (asm) şefaatine nail olmamızı kolaylaştırırlar.

İbadetler, Cehennem azabından korunmamızı ve kurtulmamızı netice verirler; sırat köprüsünü geçmemizi, Cennetin sahillerine ve Allah’ın cemaline ulaşmamızı müyesser kılarlar. İbadetler, Allah’ın sonsuz lütuf, ihsan ve ikramlarına sayısız kapılar açarlar ve âhirette ebedî mutluluğa ve ölümsüz saadete ulaşmamıza vesile olurlar.

İbadete Muhtaç Olan Biziz

İbadete Allah’ın değil; bizim ihtiyacımız vardır. Hasta olan biziz ve ibadetle hasta kalbimizi tedavi etmeye, azgın nefsimizi ıslah etmeye, kör hissimize ve zorba hevesatımıza istikamet vermeye muhtaç olan biziz!

Bu konuyu Bediüzzaman Hazretleri bir misal ile şöyle açıklıyor:

Mesela sen hastasın ve doktora gidiyorsun, tedavi oluyorsun.

Doktor sana reçete yazıyor ve bu ilaçları kullanman için sıkı sıkıya tembih ediyor.

Sen, “Ey doktor! Ne münasebet! Benim ilaç kullanmama senin ne ihtiyacın var? İster kullanırım, ister kullanmam! İyileşme isteği benim içimde değil midir?” diyebilir misin?5

Aynen bu misalde olduğu gibi, sevgi benim içimde var; ister ibadet yaparım, ister yapmam demeye bizim hakkımız yoktur.

Eğer böyle diyerek ibadetten uzaklaşırsak, kalbimiz katılaşır, vicdanımız körleşir ve şeytan bizi kendine esir eder.

Allah’a kul olmaktan kaçarken, nefsimiz bize biner ve şeytana kul olmaktan yakamızı kurtaramayız.

İçimizdeki Allah sevgisinin göstergesi imandır, ahlâktır, ibadettir. Bu sevgi iman ile, ahlâk ile, ibadet ile takviye ve himaye ister. İçimizdeki Allah sevgisi güçlendirilmez ise, korumaya alınmaz ise, huylarımızda ve davranışlarımızda varlığını hissettirmez ise, yalın hâliyle bizi mesuliyetten kurtarmadığı gibi, zamanla dünyevî menfaatler yüzünden körleşebilir.

Evde kaldığımız günler bizim için altın değil, elmas fırsatlardır. İbadetlerimize dönersek, hayatımızın elmas çağına dönmüş olacağız.

Dipnotlar:
1) Fecr Sûresi:29,30.
2) Said Nursî, İşârâtü’l-İ’câz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2020, s. 136.
3) A.g.e.
4) A.g.e.
5) Said Nursî, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2020, s.207.
Süleyman Kösmene hakkında 5 makale
1963 Mersin Gülnar doğumlu olan Süleyman Kösmene, ilköğrenimini doğduğu köy olan Yarmasu köyünde yaptı. 1981 Mersin İmam-Hatip Lisesi; 1986 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Milli Eğitimin çeşitli kademelerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Yeni Asya Gazetesi Fıkıh Günlüğü köşesinde günlük yazılar yazmakta olan yazarımız, İstanbul’da yayın yapan Bizim Radyo’da ve EuroNur.tv’de programlar yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*