Çocuğu ‘insan’ yapan süreç: Eğitim

İnsan bir hamur olarak dünyaya gelir. Bu hamur yoğrulurken doğar, ömür boyu yoğrulur, yoğurma işlemi sürerken ölür. Bu hamuru ilk yoğuran anne ve babadır. Anne ve babanın helâl lokma yemesinden, helâl ölçüsünde bir hayat yaşamasına kadar attığı her adım, bir yandan çocuğu yoğurma işlemine dahildir.

İnsanın ilk etkili muallimi annesidir. Bediüzzaman Said Nursî bir yaşında annesinden aldığı telkinlerin hayatının önemli dönüm noktasını teşkil ettiğini söyler.

Çocuk okul çağına gelinceye kadar, başta ailesi olmak üzere, içinde yaşadığı çevre ve toplum tarafından da yoğurulur. Ve okul çağında okulun eline geçer.

Yoğurulma işlemi bir ömür boyu sürer.

Çocuğu insan yapan süreç, bu süreçlerin toplamıdır.

İnsan Kime Minnet Borçludur?

İnsan, kendisini eğitilebilir bir vasıfta yarattığı için en başta Halık’ına teşekkür ve minnet borçludur. Allah, Rab ismiyle insanı eğitilebilir bir ruh ve duygu dünyasıyla donatmıştır. Said Nursî insanın bu özelliğini nazara vererek eğitim açısından insanla hayvan arasındaki farka dikkat çeker:

“İnsan, hayvanların aksine olarak, hayata lâzım her şeye karşı cahildir, her şeyi öğrenmeye mecburdur. Hadsiz eşyaya muhtaç olduğu için, sıyga-i mübalâğa ile ‘cehûl’dür. Hayvan ise, dünyaya geldiği vakit hem az şeylere muhtaç, hem muhtaç olduğu şeyleri bir iki ayda, belki bir iki günde, bazen bir iki saatte bütün şerâit-i hayatını öğrenir. Güya bir başka âlemde tekemmül etmiş, öyle gelmiş. İnsan ise, bir iki senede ancak ayağa kalkar, on beş senede ancak menfaat ve zararı fark eder.”1

“İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder; yani ona ilham olunur. Demek, hayvanın vazife-i asliyesi taallümle tekemmül etmek değildir; ve mârifet kesb etmekle terakkî etmek değildir; ve aczini göstermekle meded istemek, duâ etmek değildir. Belki vazifesi, istidadına göre taammüldür, amel etmektir, ubûdiyet-i fiiliyedir. İnsan ise, dünyaya gelişinde, her şeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunlarına câhil. Hattâ yirmi senede tamamen şerâit-i hayatı öğrenemiyor. Belki, âhir-i ömrüne kadar öğrenmeye muhtaç.”2

Ağaç Ne Zaman Eğilir?

“Ağaç yaşken eğilir” derler. Doğrudur bu. Yaş olmayan ağacı eğmek zordur. Hatta çoğu zaman imkânsızdır. Kırarsınız. Bu söz, insanın çocuk iken eğitime daha uygun olduğunu, yaş ilerledikçe artık neredeyse eğitilemez bir hâle geldiğini anlatır. Bunu biz, insanın hamuru çocuk iken yoğrulur, yaş ilerledikçe artık hamur katılaşmaya, eğitime karşı direnç oluşturmaya başlar şeklinde alalım.

Dolayısıyla peygamberlerin işi bu nedenle zordur. Peygamberler katılaşmış bir sürü -sözüm ona- hamursu maddeyle, kereste olmuş bir yığın -söz meclisten dışarı- odunla karşılaşırlar. Bu odunları eğmek neredeyse imkânsızdır.

Peygamberler ölümüne bu odunları kırmadan eğmeye çabalarlar. Çoğu zaman kendileri kırılırlar, ama insanları eğemedikleri, kırmak da istemedikleri için etraflarında az sayıda inanan bulunur.

Ağacı yaşken siz eğmediğinizde başkası eğer, çocuğu gençken siz yoğurmadığınızda başkası yoğurur. Başkası yoğurunca da, iş işten geçmiş olur. Bir Müslüman evladını gençken dininin kurallarına göre eğitmediğinizde, bu çocuk bir gayr-i müslim gibi büyür ve gayr-i müslim kadar dinine yabancı kalır.

Din İhmal Ediliyor

Okullarımız her seviyede ve yaşta çocukları yoğurmaya hazır hamurlar halinde alırlar ve bu hamurları yoğururlar. Ama çocuğu, ruhuyla, psikolojisiyle, duygularıyla, dininin gerekleriyle bir bütün olarak yoğurmazlar. Esasen müfredatları buna uygun değildir.

Okullarda sadece bilim ön plana alınmıştır. Sadece öğretim esas alınır. Eğitim, Beden Eğitimi(!) dışında hemen hemen yoktur. Çocuğun ruh, karakter, ahlâk ve duygu dünyasının eğitilmesi söz konusu edilmez. Bu açıdan çocuklarımız ruh dünyaları boş olarak yetişirler. O boş alana ateizm, deizm, agnostisizm, materyalizm, kapitalizm, freudizm, feminizm… Rast gele ne gelse yerleşir.

Zaten de yerleşiyor. Bu nedenle mezun olduğunda iyi bir ateist veya iyi bir deist oluvermiştir. Çünkü okullarımız din eğitimini ihmal etmiş; bu alanı dinsiz felsefeye bırakmıştır.

Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersleri veriliyor ya, demeyin. Bu dersler ateistik veya agnostik saldırılara karşı son derece yetersizdir. Kaldı ki bu dersler de eğitim değil, bir nebze öğretim dersleridir. Tam bir öğretim de sayılmaz. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersleriyle çocuğa İslâmiyet’in sadece fragmanını gösteriyorsunuz. Muhtevasına giremiyorsunuz. Çünkü bu derste din, kültürel bir öge olarak, olmasa da olan bir yapı olarak öğretilir. Açıkça, okullarımız dinin muhtevasına öğretim anlamında bile girmekten korkuyorlar. Dinin eğitimine zaten hiç giremiyorlar.

Artık, gençliğimizi tutabilene aşk olsun! Hâliyle, ürün olarak, medeniyetin her bozuk felsefesini kabul eden, dinin her düzgün meselesini eleştiren, ama boşlukta yüzmekten de kurtulamayan, arabesk bir gençlik çıkıyor. Ülkemiz bu gençliğe emanet ediliyor.

Bizim Tavsiyemiz

Bizim burada tavsiyemiz: Okullarımızda çocuklarımıza sevgi temelinde gerçek din öğretimi ve eğitimi verilmesi. Müfredatın buna göre yeniden yapılandırılması.

Buna hayal diyeceksiniz, ama biz yazalım. Bir İslam ülkesinde çocuklarımıza doğru İslam’ı öğretme korkusunun, korkunç ve affedilmez bir hata olduğunu yazalım. Bu hatadan derhal dönülmesi gerektiğini, aksi takdirde nesillerimizin kaybolmakta olduğunu yazalım. Dinin değil, nesillerimizin elden gittiğini; dinin bize değil, bizim doğru dine ihtiyacımız olduğunu yazalım.

Eğitim boşluk kaldırmaz. Sizin boş bıraktığınız yerleri başkaları kirli bilgi ve bâtıl inançlarla doldurur. Dinden korkmak asılsız ve abartılmış bir evhamdan başka bir şey değildir. İnsan dinsiz yaşayamaz.

Dahası, dini eski asırların anlayışları ile değil; asrımızın idrakine yeniden yorumlayan Risale-i Nur’un öğretileri ile öğretmeye, ekmek su kadar ihtiyacımız var. Bundan korkmayalım.

Yapılır, yapılmaz; onu bilmeyiz.

Ama konu eğitim ve öğretim ise, dinimize karşı milletçe özür dilememiz gerektiğini ve dinimizi eğitimde bulunması gereken muallâ makamına koymamız gerektiğini yazmaz isek bu yazı eksik olur.

Bu vesileyle, yeni eğitim-öğretim yılının ülkemize ve gençliğimize hayırlar getirmesini dilerim.

Dipnotlar:
1) Mektubat, s. 387
2) Sözler, s. 352
Avatar photo
Süleyman Kösmene hakkında 9 makale
1963 Mersin Gülnar doğumlu olan Süleyman Kösmene, ilköğrenimini doğduğu köy olan Yarmasu köyünde yaptı. 1981 Mersin İmam-Hatip Lisesi; 1986 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Milli Eğitimin çeşitli kademelerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Yeni Asya Gazetesi Fıkıh Günlüğü köşesinde günlük yazılar yazmakta olan yazarımız, İstanbul’da yayın yapan Bizim Radyo’da ve EuroNur.tv’de programlar yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*