En önemli gündem: İman ve ahiret

“Sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fânî dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış.”1

Misafir olduğumuzun farkında mıyız? Misafirlik geçici olduğuna göre ebedî kalacakmış gibi hareket etmek akıl kârı mıdır? Misafirliğin kaidelerine uygun davranmadığımızda başımıza gelecekleri yeterince düşünüyor muyuz? Unutmaya çalışmak meselemizi vuzuha kavuşturuyor mu? Gündemimizi meşgul eden konular hakkında dikkatli miyiz? Fânî bir dünyada ebedî yurdumuzu kaybettirmek için sistemli bir hücuma nasıl mukabele etmemiz gerektiğini biliyor muyuz?.. Soruları uzatabiliriz. Mezkûr soruların cevaplarını bu makalemizde anlamaya çalışacağız.

Zamana nasıl bakmalıyız?

Zamana bakış açımızla başlayalım. Gençlik, ömrümüzün yazı gibidir. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Her sene yaşadığımız üzere “bir anda” biter. Bu tecrübe gençlik ve hayat için de geçerlidir. Herkes kendi yaşını düşündüğünde “bir anda” ve çok hızlı geçtiğini söyleyecektir. O halde bu gençlik nasıl değerlendirilmelidir? Üstada kulak verelim:

“Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyâde belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve nâmusluluk ve tâatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâkî kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına vesile olacak.”2

Yaşadığımız an, kabir, ahiret saadeti adına helal dairesi sınırları içinde kalmak şartıyla makbuldür. Aksi takdirde cehennemî bir azap daha dünya hayatındayken bizi bulacaktır. Genç insan hayatı boyunca bu yolculukta şeytanın; “Önünde çok uzun bir ömür var. Böyle konuları kafana takma. Yaşlandığında düşünürsün” şeklindeki vesveselerine müteaddit defa maruz kalacaktır. Bu vehimler Risale-i Nur’ da şu şekilde izale edilir:

“Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil.”3 Bir saniye sonrasını tahmin edemeyen insan için anı yaşamak çok mühimdir. Gençlerin üzerine çığ gibi yağan geçici lezzetler o anı unutturmaya sebep olduğundan gaflet kapısı da açılmış oluyor.

Anı yaşamak!

Ehl-i dünyanın sıklıkla dile getirdiği ve “anı yaşamak!” şeklinde istimal ettiği popüler bir tabiri duymuşuzdur. Bu tabir tamamıyla gündemimizi boş, malayanî ve haram faaliyetlere çevirme amacını taşır. “Lezzet, keyif, eğlence” temalı ifadeler haramı masumlaştırma ve meşru hale getirmede sıklıkla kullanılır.

Bu tuzakların iç mahiyeti Risale-i Nur’da; “Dünyanın lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.”4 “Zevâl-i lezzet elemdir. Bazen muvakkat bir lezzet daimî elem verir.”5 ve “Zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firâkın elemi, telâki lezzetinden ağırdır.”6 gibi veciz ifadelerle haber verilir.

Görüldüğü üzere lezzetin sonunda pişmanlık, elem, azap, ateş varsa o lezzette hayır yoktur. Ayrıca muvakkat olması yani bir zaman sonra bitmesi o lezzeti acılaştırır. Belki de bunu düşünmek istemeyen milyarlarca insan kendini alkol, uyuşturucu, haram eğlence hatta intihara varan yollara süluk etmeye kendini mecbur biliyor.

Hazır lezzet tuzağı…

Risale-i Nur’daki; “Akıbeti görmeyen ve bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyât-ı insâniye akıl ve fikre galebe ettiğinden, ehl-i sefâheti sefâhetinden kurtarmanın yegâne çaresi, ehl-i sefâhetin aynı lezzetinde, elemini gösterip hissini mağlûp etmektir.”7 şeklinde tespiti düşünelim. Lezzetin sonundaki elem çoğu kişinin o lezzeti terk etmesine vesile olur. Bir cumhuriyet bayramında liseli genç kızların raks ederken elli yıl sonraki vaziyetleri son derece manidardır. Sadece Üstadın onların o haline değil, o eğlenen genç kızların dahi elli yıl sonraki vaziyetleri kendilerine gösterildiğinde şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru keyiflerine nefretler ve teellümlerle ağlayacak olması ibretli bir vakıa değil midir?

Din olmadan ya da dinî emir ve yasaklara uyulmadan mutlu olmak mümkün değildir. Yaratılış ve bu dünya ya gönderiliş amacına aykırı hareket ederek terakki etmek mümkün değildir. Sadece anlık zevkleri hedef ittihaz ederek hayatı devam ettirmeye çalışmak hüsrana davetiye çıkarmaktır. “Din-i hak olmazsa, dünya bir zindan olur.”8 ve “Dinsiz insan en bedbaht mahlûktur.”9 tespitleri yoruma hacet bırakmıyor.

Çare; asrın reçetesinde…

Bu acıklı halete düşmemek elimizde. Çare Risale-i Nur’daki tespitleri öğrenip hayata aksettirmekle mümkün:

“Hakikî bütün elem dalâlette, bütün lezzet imandadır.”10 “Lezzetin bekası, lezzetten daha lezizdir.”11 “Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”12 ve “İnsan, ebed için yaratılmıştır. Onun hakikî lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u ebediyedir.”13

Ebed için yaratılan insana dünyanın tüm lezzet ve keyifleri de verilse muvakkat olması sebebiyle tatmin etmiyor. Lezzetin haram yönünde olması da kalbini, aklını, fikrini, vicdanını, fıtratını yaralıyor. Çözüm ise her nimetin veriliş gayesi noktasında istimal edilmesidir: “Hakikî terakkî ise, insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sâir kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubûdiyet ile meşgul olmaktadır.”14

Merak hissiyatını nerede kullanıyoruz?

Mezkûr hakikati merak hissiyatı üzerinden de değerlendirelim. “En ziyade insanı tahrik eden meraktır.”15 ve “Merak ilmin hocasıdır.”16 tespitlerine uygun olarak merak hissiyatını doğru yerde kullanıyor muyuz? Magazin, futbol, siyaset gibi haberler merakımızı celb ederek gündemimizi belirliyor mu? Çoğumuz iki ayeti, üç hadisi sayamayacak halde olduğumuz halde yanlış kişi ve ortamlarda bulunmanın yanlışlığından ders alabiliyor muyuz?

Sabahtan akşama kadar kahvehane, cep telefonu, televizyon, bilgisayar oyunlarıyla vakit geçirerek sıkıntımızın katlandığının farkında mıyız? “En bedbaht, en muzdarip, en sıkıntılı işsiz adamdır. Zira, atalet ademin biraderzâdesidir; sa’y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.”17 Evet çalışmalı ve doğru yönde faaliyet göstermeliyiz. “Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir.”18 hakikatini şiar edinmeliyiz.

Güvenli sığınak: Şahs-ı mânevî

Tam bu noktada şahs-ı mânevîye ayrı bir parantez açmak gerekir. Dinî emir ve yasakların tatbik edilmesinde arkadaş çevresi ve tercih edilen ortamın ehemmiyeti büyüktür.

“İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise, himmeti nisbetindedir. Himmeti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.”19 tespiti üzerinde esaslı düşünmek gerekir. Gayretimizi ne yönde sarf ediyoruz? Ajandamızda ahirete ve iman hizmetine dair neler var? Gündemimizi muvakkat, malayanî hadiseler mi belirliyor?

Dünyevî hedefler ve gündemler bizleri aldatmamalı. “Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fânî dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.”20 vecizesi gündem belirlerken aklımızda olmalı.

Özetle; yalnız kaldığımızda pek çok hücumu bertaraf etmekte aciz kalacağımız ve yanlış yollarda ömrümüzü heba etmemiz kuvvetle muhtemeldir. Gençlikte gündem belirlerken tercih edilecek en tesirli yol şahs-ı mânevî içinde ahiret ve iman hizmeti gibi asıl yurdumuza yönelik gayret sarf etmektir vesselam…

Dipnotlar:
1) Mesnevî-i Nuriye, s. 101.
2) Sözler, s. 133.
3) Sözler, s. 246.
4) Mesnevî-i Nuriye, s.106.
5) Lem’alar, s. 16.
6) Mesnevî-i Nuriye, s. 94.
7) İman ve Küfür Muvazeneleri, s. 10.
8) Sözler, s. 38.
9) İman ve Küfür Muvazeneleri, s. 39.
10) Sözler, s. 680.
11) İman ve Küfür Müvazeneleri, s. 212.
12) Kastamonu Lahikası, s. 118.
13) İşaratü’l-İ’caz, s. 197.
14) Sözler, s. 291.
15) Mektubat, s. 197.
16) Sünuhat, s. 74.
17) Hutbe-i Şamiye, s. 138.
18) Münazarat, s. 136.
19) İşaratü’l-İ’caz, s. 46.
20) Mesnevî-i Nuriye, s. 144.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*