Yogi İbrahim ve bir dil meselesi

Seküler (fr:séculaire), din dışı demek. Gelin biraz bu kavram ve yeni nesil kavramlar üzerinde duralım. Taylor, modern dünyada seküler deyince ne kastettiğimizi uzun uzun açıklayıp üçe ayırıyor. Modernitede laik devlet yapısı da sekülerin içine giriyor, dinin kamusal alandan silinmesi de, insanların dini terk edip inançsız olmaları da.

Günümüzde -özellikle aklı devre dışı bırakacak kadar bilgi ve görüntü maruziyeti yaşadığımız son beş yılda- sekülerliğin tanımı da değişim içinde. Seksenlerden biz doksanlar çocuklarına geçen kavram haritasından çok uzaktayız. Kavramlar artık herhangi bir manaya atanmadan uzak kasıtlarla, ucundan iliştirmelerle kullanılabiliyor. “Din dışı olmak” da bu kavram karmaşasından nasibini alıyor ve sekülerliğin ikinci tanımı, üçüncü tanımını yutuyor. (Yani son iki-üç yüzyılda kamusal alandan silinen din, insanların kalplerinden ve hayatlarından da siliniyor.)

Materyalizmin şiddetli baskısıyla inanca dair kavramlar toplumsal hayattan ve dilden kayboldukça, insanlar gerçekten dinsiz olmadıkları halde inancın ve dinin ne olduğunu anlayamayacak kadar dinden uzak yaşıyorlar. Her zamanda hakikati arayan azınlık grup devam ediyor ancak yeni dönemde dilin ve kavramların ölümüyle paralel giden, dinî ritüelleri herhangi bir inanca dayandırmadan uygulayan bir grup doğuyor dünyada. Bu gruba ben kendi kafamda “yeni tabiatperestler” diyorum. Bir tür neo-paganizm. 20. Yüzyılın pozitivist dinsizliğinin, ilk yüzyıllardaki tabiata tapma ve Yunan çok tanrıcılığıyla birleşmiş hali. Hatta bu grup, Hz. Musa (as) gider gitmez buzağıya tapmaya başlayanlarla alakalı görünüyor. En azından Kabalacılarla.1

Yeni düzende inançsız yaşayan insanlar inançsız olmanın ne demek olduğunu bilmiyor, bir kısım inananlar da benzer vaziyette. Materyalin kalınlaşması manayı o kadar inceltiyor ki sosyal medyada ya da popüler kapitalist düzende yaşayan insanlar artık mana için yaşanan bir hayatı hatırlamıyorlar. Taklit ve “şehir” her kavramın içini oyuyor; Müslüman nazarı bir ölçüde kaybediliyor. Şehirde artık “biz ve onlar” yok. Kimi kesimlere bakıldığı zaman, inananlar ve inanmayanların hayat tarzları arasındaki tek fark; az bir kesimin tamamen seküler günlük yaşamın aralarına “iki vakit namaz serpiştirmesi” (köylü ayrı bir dünyada). Onların gittiği yerlere tatile gidiliyor, onların yediği yemekler yeniyor. Neredeyse onların içtikleri içilecek. Olmayınca aynısı yapılıp içinden alkol çıkarılıyor, ismi cocktail yerine “mock”tail oluyor. İslam’ın cami mimarisi kadar sembolik bir formu sayılabilecek Müslüman kadınlardan kimileri; Amerikalı hemcinsi gibi her sabah “shake” içip “gym”e gidiyor. Üstelik taytıyla penye şalının üzerine şapka takıyor. Dekorasyon ortak, yemekler ortak, söylemler ortak. “İnançlıların” da kendileri gibi yaşadığını fark eden seküler kesimin doğal olarak kafası karışıyor ve inançla yaşamaya olan düşmanlığı kırılıyor, çünkü eskiden rahatsız oldukları müttakî hayat tarzı artık karşılarında değil. Buradaki sorun penye şalın üzerindeki şapkanın imana zarar vermesi değil, 200 yıldır dini dışarı atmış ve karşısına almış bir medeniyete (İkinci Avrupa) sadece şeklen yaklaşılıp durulması.

Bu yakınlık isteği dindar olmayan camiada dine değilse de inanma fikrine, daha doğru tabirle ne idüğü belirsiz bir spiritüelliğe karşı bir meyil oluşturuyor. Dolayısıyla biz kendimizden verdikçe, onlar bizden olmayan bir dine yaklaşıyorlar, ama bize değil. Biz ruhumuzu veriyoruz, onlar cesetsiz kaldığı için ölmeye tutmuş bu ruhu alıyorlar, orasını burasını çekiştiriyorlar, bu esnada ruh ölüyor. Ellerinde kalan ve aslî ruha benzeyen bu ruh ölüsünü eski bir cesede sokuşturuyorlar. Tam da bu esnada, dil boşalıyor. Eski kelimeler bu yeni din-benzerine uymuyor. Sanki dil hafızasını kaybettiği için, bizi ortak bir değerlendirmeye ulaştıramıyor.

Seküler olmayan zamanlardaki dilin ve toplumun hafızası inançtan destek alıyordu. İnancın büyük ölçüde kaybı, dilin ve anlamın yok olmasına sebep oluyor. Birbirimizi anlayamıyoruz çünkü inançsızlıkta bir ortaklık bulamıyoruz. Burada Risale-i Nur’un dil ve anlam birlikteliği tecdidci bir örnek olarak gösterilebilir. Risale-i Nur’daki dil; inanca dayanan saf mânâ, mânâ ise hayattar olduğu için anlatıcı değil sanki bizzat cümle sizinle konuşuyor. Lafız, mananın hizmetinde. Anlam, iletkenliğini kaybetmemiş, kelimenin yabancılığı anlamın hayattarlığının yanında sönüyor. Dil hayattar olunca tesir de keskinleşiyor. Dille inanç arasındaki birliktelik kısaca tarif edilebilir; dili kaybedersem inancı kaybederim. Bu durum Kur’ân’ın tam tercüme edilememesiyle de örneklenebilir.

Manasını inançtan alan dille bugünkü toplumsal dil arasında ses olarak benzerlik var ama yeni bir cesede sokulmuş olan ölü ruh, ait olduğu cesetten kovulmuş olan hayattar ruhla aynı değil. Aynı gösterilmeye çalışılsa da değil. Sekülerlerin günümüzde inanca yaptıkları makyaj, tıpkı tabuttaki cenazelere yaptıkları makyaja ve süslemeye benziyor. Müslüman toplum; güzelce makyajı yapılmış, saçları taranmış olarak tabut sergisinde. Mesela Yogi İbrahim,2 iyiliğe ve güzelliğe inanan bir neo-paganist. (Ya da eski tabiatperest, hangisi hoşuna giderse.) “Haşitu yaylasına 20 günlük yoga inzivasına gittim, şifalandım.” Bu tabirler pazarlanıyor, bu kavramlar üzerine diziler çekiliyor. Kavramların karıştırılması meselesi aslında yüzyıllardır derdimiz, ama günümüzde şiddetini artırmış ve hikmetini iyice yitirmiş durumda. Halbuki biz bu tabiata tapma, sebebi Rab bilme meselelerini 1933’te Tabiat Risalesi ile halletmiştik. En iyisi yeni bir dinî terimler sözlüğü yazalım. İnsanlar hangi kelimeleri nasıl kullanacaklarını bilsinler, ona göre yeniden toplumsal bir dil inşa edelim. Kavramları ve değerleri bizimkine hiç benzemeyen Amerikan dilini kendi dilimize yamama garabetinden kurtulalım. Popüler akımlardan tepemize inen kelime yığınlarından kurtulabilirsek belki yeniden kendi inancımızla düşünebiliriz. Ancak belki…

Dipnotlar:
1) Kabalacı: Yahudilerin, Eski Mısır’ın materyalist öğretilerini devralan ve Tevrat’ın bu konudaki yasaklamalarını tamamen göz ardı ederek, diğer putperest kavimlerin büyü ritüellerini de benimseyen kısmı. Detaylı bilgi için: Tıklayınız.
2) Yogi İbrahim tamamen hayalî bir kişiliktir.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*