Cemaat ve tarikat üzerine düşünceler

Herkes kendisiyle çok meşgul bugünlerde. Gittikçe yalnızca kendisi ile meşgul olan, kendisi için yaşayan ve kendisinin peşinden koşan bireylere dönüşüyoruz. Ortak sevinç ve acıların yerini bireysel mutluluk ve hüzünler alıyor. Bizi bir araya getiren değerlerin erozyonu  gün geçtikçe hızlanıyor.

Sorunlarımızı paylaşacağımız kimse bulamıyoruz eskisi gibi. Bize yardım edebilecek samimi bir başkasını bulmak gittikçe zorlaşıyor.

Kendimizle aşırı meşgul olunca, ‘kendimizle olan mücadelemiz’ artıyor ve hayatın bütün sorumluluklarını tek başımıza üstlenmemize sebep oluyor. Bazen altında eziliyoruz. Bizi dinleyecek, anlayacak, yardım edecek gönül dostlarına ihtiyaç duyuyoruz.

CEMAAT GEREKLİ MİDİR?

Cemiyet, cemaat, camia aynı kökten geliyor. Cem olmak, toplanmak, birliktelik insaniyetin gereğidir.

Aynı duyguyu, ülküyü, coşkuyu, hedefi ve amacı olan insanların bir araya gelmesi; hem gücüne güç katacak, hem de aidiyet hissi ile mutlu olabileceklerdir. Ondandır ki insanoğlu şehirler, devletler kurmuştur.

Yapılan mutluluk araştırmalarında kişinin mal, makam, şöhret vs. ile değil; anlaşıldığı ve kendini ifade edebildiği ortamlarda mutlu olduğu tespit edilmiştir. Amaç özgürleşmek, özünü gürleştirmektir.

Her sivil toplum kuruluşu bir cemiyettir. Siyasî partiler, futbol takımları ve “kanarya sevenler” derneği de, cami cemaati de. Gayr-i müslim cemaatler de vardır, ideolojik cemiyetler de.

Cemaat, aynı görüş ve inanç etrafında bir araya gelen ve ortak bir kimlik duygusuna sahip insanların oluşturdukları topluluktur.

Günümüzde cemaat denildiğinde; başında Hoca, Şeyh veya Efendi bulunan ve onun etrafında kümelenmiş bağlılarının olduğu, belirli ritüelleri olan dinî topluluklar akla geliyor.

İNSAN CEMAAT İÇİN Mİ, CEMAAT İNSAN İÇİN Mİ?

Hiç kimse bir cemaate girmeye mecbur değil. Cemaati geniş anlamda düşünürsek; herkes zaten bir cemaatin içindedir. Aile, kulüp, lokal, aşiret, kabile, etnik köken cemaatlerine mecburen bağlıyız.

Unutmayalım ki; din insanın iki cihan saadeti için Rabbimiz tarafından gönderilen kurallar bütünüdür. Din de, cemaat de, devlet de hep insan için vardır. İnsan eşref-i mahlukattır, halife-i arzdır. Öyleyse insanı yaşat ki; din, devlet, cemaat yaşasın.

Cemaatler  insanların huzuru, sağlığı, dayanışması ve mutluluğu için teşekkül etmişken, insanları cemaat için feda etmek adalet-i mahzaya zıttır. Gaye, müntesiplerinin huzuru, itminanı, düşünce ve beden, kalp ve zihin olarak gelişmesi ve yüceltilmesi olmalıdır.

İnsanın bir ayağı kendi dünyasında olmalı, diğer ayağı ile bütün dünyayı dolaşmalıdır. Sabiteleri olmalı, ötekileri yok saymadan, alıcıları açık olarak sevgi, şefkat, merhamet ve merakla hakikatte bütün evreni kuşatmalıdır.

Faydalı iletişim muhatabın kendisini ifade edebildiği haberleşme şeklidir. Cemaatler, klasik öğretilerinden sıyrılarak, herkesin bir çiçek gibi öz rengiyle, kendisini yaşayabildiği özgürlük bahçeleri olmalıdır.

FERT – CEMAAT İLİŞKİSİ NASIL OLMALI?

Cemiyete dahil olan cemiyetin nizamını ihlal etmemek gerektir. İnsanlar girdikleri bu sosyal kurumlarda insanlık adına bir şeyler kazanmalı, bir şeyler katmalıdır. Fert olarak nezaket, nezahet, zarafeti elden bırakmadan, disipline zarar vermeden, kimsenin izzetine halel getirmeden varlığını sürdürebilmelidir.

Diğer taraftan hesabını ahirette tek başına vereceğini unutmamalı; aklını, iradesini, vicdan ve hafızasını kimsenin emrine vermemelidir.

Fert cemiyetin kurallarını bozmadan kendini ve cemaatini geliştirecek; cemaat de ferdin hukukunu muhafaza edecek, şahsiyetini silikleştirmeyecektir. Yetenekleri gelişmiş, düşünen, sorgulayan, empati yapan, problem çözen, iş bitiren, bilgili, donanımlı fertler cemaati güçlendirip ileriye taşıyacaktır.

ZORLAMA DEĞİL, TAVSİYE…

Her insanın bir sosyal alanı, bir de ferdî alanı vardır. Cemaate girince sosyal alana dahil olur. Orada ferdî fikirlerini,  cesaretini, hatta servetini cemaatin prensiplerini ihlal edecek şekilde kullanamaz. Cemaat veya tarikat da, mensuplarının ferdin özel alanına müdahale edemez. Ortak payda din hizmetidir, cemaatin dayatması değildir.

Daha açık söylemek gerekirse; fert cemaatin işleyişini bozacak şekilde davranamayacağı gibi, cemaat de ferdin hangi okula gireceğine, kiminle evleneceğine, hangi mesleği seçeceğine, doğan çocuğuna hangi isim konulacağına, giyim kuşamına müdahale edemez.

Fert, bazen sevgi ve saygı duyduğu bir cemaat büyüğü ile istişareler yapar, fikirlerini alabilir ki; o ayrı bir meseledir. Zorlama olamaz, tavsiye niteliğinde olabilir.

CEMAATE DAHİL OLURKEN…

Bir dostumuzun gençlere tavsiyesi şöyle: Cemaate dahil olmak bir gemi ile denize açılmak gibidir. Donanımın sağlam olsun. Çıkış yerini unutma. Varılacak hedefi (sahil-i selameti) unutma. Rotayı (Akıl-vahiy, sünnet-i seniye) unutma. Ara istasyonlarda oyalanma. İstişare ve ortak akılla hareket et. Kendini tek gemi zannetme. Başka gemiler de var, onlarla ortak rota konusunda işbirliği yap. Gurura kapılıp kendini Titanik zannetme.

Güç zehirlenmesine, rotadan saptıracak tuzak ve kayalıklara dikkat!..

CEMAAT VE KATILIMCI DEMOKRASİ

Cemaatlerdeki iletişim, “interaktif” olmalı, kişi beğenmediği, anlamadığı bir fikri rahatlıkla dile getirebilmelidir. Varsa farklı bir yaklaşımı bunu da uygun zeminlerde münasip şekilde paylaşmaktan çekinmemelidir.

Tek yönlü dayatma şeklinde verilen bilgi artık etkinliğini yitirmiştir.

Dersler, hatmeler, vaazlar, tebliğler, konferans ve paneller katılımcı ve interaktif bir anlayışla organize edilmelidir.

Nezaket sınırları aşılmadan, insicam ve ahenk bozulmadan dinleyicilerin itiraz ve soruları, sonuçlara çok ciddî katkılar sağlayacaktır.

AİLELER, ÇOCUKLAR VE CEMAATLER

Cemaat ve tarikatlar elaman yetiştirme konusunda her zamankinden daha fazla sıkıntı yaşıyor. Yetiştirdikleri elemanların keyfiyeti, çağı ne kadar yakaladıkları konusu düşünmeye değer. Olumluluk veya olumsuzluk faaliyet amacı, etkileri ve sonuçları ile ortaya çıkar.

Başka bir husus toplumda oluşan cemaat algısı. Maalesef son yaşanan hadiselerden sonra aileler çocuklarını bir cemaate göndermekten korkar oldular. Bunun sebeplerinin iyi tahlil edilmesi lazım. İlk anda akla gelenler şöyle sıralanabilir:

1-Cemaat ve tarikatlara karşı olanların yaptıkları hücumlar,  küçük hataları büyütüp abartarak yanlış algı oluşturmaları, devletin yanlış politikaları, laikliğin yanlış uygulanması

2-Cemaat ve tarikatların yaptığı yanlışlar. İman Kur’ân hizmetine odaklanması gerekirken; dünyevîleşme tuzağına düşülmesi. Bazı nahoş olaylar cemaat ile sağlanan “sıcak daire”nin birey için büyük bedellere mal olabildiğini gösteriyor.

3-Bireyciliğin ön plana çıkması, ailenin, toplumun, milletin atomize olması

4-Söylem-Eylem çelişkisi. İnançta, nasihatte İbrahim (as) gibi anlatıp, fiiliyatta Nemrut gibi yaşamak.

5-Seküler alışkanlıklar ve konfora düşkünlük

6-Fanatizm, taassup meselesi; Sadece kendi cemaatini, şeyhini, doğru yolda ya da kurtulmuş olarak görmeleri. Kendi grubunun dışındaki yok farzetmek, bazen küfürle itham etmek.

7-Rehber şahsiyetlerin az olması, rehber konumda olan bazılarının yanlışı ve yanlış yönlendirmesi.

GENÇLİK VE CEMAATLER

Bu gün gençliğin ne düşündüğünü, ne okuyup yazdığını, neleri seyredip akranları ile nasıl iletişim kurduğunu anlamadan, onları bir cemaate dahil etmek hemen hemen imkansızdır.

Kendinizi bir gencin yerine koyup düşünün: “Bana hitap etmeyen, düşüncelerime değer vermeyen, bir grup, cemaat veya tarikata niçin gireyim? Bana ne katkı sağlayacak? Katkı yerine bilakis ‘onu yapma, bunu yapma, şunu yap’ tarzında dayatmalarla özgürlük alanımı kısıtlamayacak mı?”

Sosyal medyanın ve sanal dünyanın çok etkin olduğu günümüzde, maddî ve manevî bütün kavramların gözden geçirilmesinde fayda var. “Çocuğum beni anlamıyor,” “Gençlik almış başını başka vadilerde dolaşıyor,” “Nesil ciddî tehlikede” gibi serzenişleri bir tarafa bırakıp işin aslına, özüne, merkezine inmemiz gerekiyor.

DEĞİŞİMİ FARKETMEK

Ne yaşadığımız dünya eski dünya, ne de biz eski insanlarız.

Bizim bir ömür ancak ulaştığımız bilgi onların bir tuş kadar yakınında. Saatlerce dinleyerek, diz çöküp emek vererek öğrendiklerimizi onlar iki dakikalık videolardan alabiliyor.

Onlarla; aynı şarkıları söylemiyor, aynı duyguları taşımıyor, aynı zevk ve öncelikleri paylaşamıyoruz. Bu ayrılığa bir son vermek adına onları yaşadığımız çağa çekmek istiyoruz. Oysa yapılması gereken onların çağına gitmek olmalıdır. İnsan “ibnüzzaman”dır, yani zamanın çocuğudur. Çocukları kendi çağımıza değil, onların yaşayacağı çağa hazırlamak gerekir.

SANAL CEMAATLER

Sosyal bilimciler “sanal cemaat” kavramını kullanmaya başladı.  Sosyal medyadaki takipçileriyle her hesap, aslında bir cemaattir denebilir. Belki de “ağ cemaati” olgusu ile yüz yüzeyiz. Ağlarla gelen hız, endüstri, imaj, haz gibi özelliklerle cemaatler oluşuyor. Akademik ve politik cemaatler var oluyor.

Bazılarına uzmanlara göre sosyal medya, iddia edildiği üzere, sadece insanları tüm dünyaya açmaz; aynı zamanda insanları kendi dünyalarına yahut benzerlerine kapatır.

Fizikî cemaatlerde olduğu gibi, sanal cemaatlerde de ‘aynîleşme’ riski vardır. Sırat-ı müstakimi esas alan ölçüleri gözden kaçırmamak gerektir.

DEVLET, SİYASET VE CEMAATLER

Cemaatleri oluşturanlar da, birer insandır. Elbette siyasî görüşü vardır, seçimlerde oyunu kullanır. Siyasîler için cemaat mensupları kaçırılmayacak oy sahipleridir. Her türlü vasıtayı kullanarak onları ifsat etmeye çalışır.

Dini siyasete alet etmek; Dünyevî mevki, makam, ve imkânları elde etmek gayesiyle halkın oyunu almak için dinî değerleri siyaset aracı olarak kullanmaktır. Bediüzzaman’ın ifadesi ile ‘İslâmiyete bir cinayettir.’

İktidarın imkânları, makam, şöhret herkesi etkilediği gibi, cemaat mensubu insanları da etkileyebilir. Bu konuda hassas davranmak gerekir.

Ana prensip şudur: Bir fert siyasî faaliyeti seviyorsa; kendi adına siyasete girebilir; cemaati adına giremez. Cemaati siyasî emellerine alet edemez.

Günümüzde dini cemaatler, siyasî cemiyet suçlamaları ile pasifize edilmiş nötr bir hâle getirilmiştir. Bu pasiflikte cemaat dışı etkenler olduğu gibi kendi iç dinamiklerinin de etkisi vardır.

CEMAAT VE TİCARET

Cemaatler ve tarikatların siyaset kadar dikkat etmeleri gereken başka bir konu ticaret ilişkisidir. Ekonomik ve siyasî güç kazanmaları ve bunu kullanmaları… Cemaat ve tarikatların  holdingleşmeleri diye bir ideal olamaz. Bu cemaatlerin kuruluş ve varlık sebebine aykırıdır.

Sanırız siyasetteki ölçü ticarette de geçerlidir. Cemaat mensubu elbette kendi adına ticaret yapar ve yapmalı. Kazancından hayır amaçlı olarak zekât ve sadaka olarak kendi cemaatine yardım edebilir. Gönül birliği olan bir arkadaşı ile ortaklık yapabilir. Fakat cemaat, tarikat adına ticaret yapmak tehlikelidir, dinin özüne zıttır, ihlâsı bozar. Dini geçim vasıtası yapmakla suçlanabilirler. “Para bizi bozar!”  hakikati nazara alınarak hassas davranmalıdır.

“SEZAR’IN HAKKI SEZAR’A, …”

Halbuki, cemaatler siyasete girmeden ilmî ve fikrî olarak sosyal hadiselere karşı pozisyon alabilirler. Görüşlerini açıklayabilirler ve açıklamalıdır. Meşruiyet içinde toplu duruş ortaya koyabilirler. Particilik yapmadan, siyasete karışmadan haklı tarafa dost ve yardımcı olabilirler.

“Sezar’ın hakkı Sezar’a; İsa’nın hakkı İsa’ya” bağlamında; devlet ve siyasîler dinî cemaatlerden elini çekmeli, onların işine karışmamalıdır.

Buna karşılık cemaatler de, aslî vazifeleri olan din hizmetleri çerçevesinde kalmalı, devlette kadrolaşma gibi yanlış hülyalara kapılmamalıdır.

Bunu yapmak isteyenlerin hem kendilerine, hem topluma, hem dine verdikleri azîm zararlar meydanda iken; başka bir cemaatin bu boşluğu doldurmaya iştahlanması akıl alır gibi değil.

GÜNÜMÜZ CEMAATLERİ NE YAPMALI?

Meşvereti esas tutması, ihlas, uhuvvet, dünyevî uhrevî menfaat gözetmeme, siyasetle iştigal etmeme, demokrat, özgürlükçü, diğerlerine saygılı, müspet hareketi esas alan, iman kurtarmaya adanmış, şahsa değil kitaba ve hakikatlere bağlı fertler yetiştirmesi esas olmalıdır. Çağın şartlarını iyi okumalı, ona göre yeni hizmet tarzları geliştirmelidir. Aynılaşma, birilerinin kopyası olma tuzağına düşmemelidir.

Bir kişi, şeyh, hoca, lider cemaati yönlendirmemeli, istişareyi, ortak aklı esas alarak cemaat “şahs-ı manevî” tarzında hareket etmelidir. Tarikatın ritüellerini dinin emirleri üstüne çıkarmamalı, yanlışlara ve yanlış anlaşılmalara meydan vermemelidir. Bir bürokrat dostumuzun ifadesi ile “kasa (para), masa (makam), nisa (kadın) tuzaklarına, desise-i şeytaniyelere karşı uyanık olunmalıdır.

İTTİHAD-I İSLÂM VE CEMAATLER

Yapılan bir araştırmada sadece ülkemizde tam 89 ayrı cemaat faaliyet göstermektedir. Çokluk ve farklılık güzelliktir.

Ancak her grubun sadece kendilerini “Fırka-i Naciye” yani kurtuluşa erecek tek grup olarak görmeleri yanlıştır.

Her grup kendi mesleğinin muhabbeti ile yaşar, güzel görür. Fakat diğer grupları yok sayamaz, çirkin göremez.

“Dinî cemaatler maksatta ittihad etmelidirler. Mesâlikte [mesleklerde] ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklit yolunu açar ve ‘Neme lâzım, başkası düşünsün’ sözünü de söylettirir.” diyor Üstad Bediüzzaman.

Cemaatler ve tarikatlar İttihad-ı İslâma giden yolda çok önemli unsurlardır. Aralarında yeterli ve gerekli irtibat tesis edilmelidir. Gerektiğinde bir araya gelip ortak etkinlikler yapmalıdır.

“TARİKAT ZAMANI DEĞİL” NE DEMEK?

Üstad “Cenab-ı Hakka vâsıl olacak tarikler pek çoktur.” Bütün hak tarikler, Kur’ân’dan alınmıştır. Fakat tarikatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli ve daha umumiyetli oluyor.

“Tasavvuf, tarikat, velâyet ve seyr ü sülûk namları altında, şirin, nurânî ve ruhânî bir hakikat-ı kudsiyedir.” diyor.

Üstad’ın, “Zaman tarikat zamanı değildir” demesinden, tarikatı inkâr ya da tahkir anlaşılmamalı. Zira Üstad, zamanın ilcaatına göre meseleye bakıyor. Tarikat ekseri olarak sağlam iman sahibi ve farzları ifa eden ehl-i takva Müslümanların velayet derecesine çıkmasına vesile olan manevî bir seyahattir.

Bediüzzaman’ın: “Hey efendiler! Ben şeyh değilim, ben hocayım. Belki yanıma gelen herkese demişim: İman lâzım, İslâmiyet lâzım; tarikat zamanı değil.

Zaman tarikat zamanı değil, belki imanı kurtarmak zamanıdır. Tarikatsız cennete giden pek çok… Fakat imansız cennete girecek hiç yok. Onun için imana çalışmak lâzımdır” gibi ifadelerini bir kaç açıdan değerlendirmek mümkün.

Söylendiği dönemlerde tarikatlar yasaklanmış, tekke ve zaviyeler kapatılmış. Katı laikliğin dinsizlik derecesinde uygulandığı, dindarlar üzerinde terör estirildiği dönemler… Dolayısıyla bu ifadelerin mahkemelerde savunma olarak söylendiği nazara alınmalıdır.

Diğer yandan tarikatın usul ve tarzı, bu dehşetli zamanda fen ve felsefeden gelen bidatlara ve küfür cereyanlarına mukavemet ve mukabele etmekte yetersiz kalıyor.

TARİKATIN HUKUKUNU SAVUNDU

Bir başka husus; tarikatta makam bir olduğu için, birçok kişi bu makama gözlerini dikiyor. Bu da ister istemez rekabete ve ihtilafa sebep oluyor. Ehl-i imanın arasında uhuvveti bozuyor ve kuvvetlerini azaltıyor.

“Ehl-i tarikatin o kadar mühim ve azîm kemâlâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfâtın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki, onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid’a rüzgârlarına karşı dayanamıyor.”

Telvîhât-ı Tis’a adıyla bilinen 29. Mektub’da tarikatın hakikatını ilmen beyân etmiş, hukukunu savunmuştur.

NURCULUK TARİKAT MI?

“Risale-i Nur Hareketi, tarikat değildir; cemiyet de değildir; bir parti de değildir; peki nedir?” sorusuna, Bediüzzaman “Biz, bir cemâatiz” diyerek cevap vermiştir. Risale-i Nur Hareketi, tarikat değil, hakikat ve şerîattır.

Bir mukaddes ‘Cemâat-i İslâmiye” diye tarif edilen Risale-i Nur Cemâati’nin fertlerini de üçlü tasnife tabi tutmuştur: Dostlar, kardeşler, talebeler. Bu tasnif bütün ehl-i imanı içine alacak şekildedir, kimseyi dışlamamıştır.

DÜNYA MÜSLÜMANLARI CEMAATİ

Bediüzzaman’ın diğer bir cemaat tarifine göre, doğudan batıya, güneyden kuzeye uzanan nurânî bir silsile ile bağlı bir dairedir. Bu daireye dâhil olanlar, bütün ehl-i imandır ki, şu anda adetleri 1.5 milyara yaklaşmaktadır.

Bu cemaatin birliğini sağlayan esas, tevhid akidesidir. Yemini imandır. Müntesibleri, Kâlûbelâdan bu daireye dahil olan bütün mü’minlerdir.

Müntesiblerinin kayıt defterleri, Levh-i Mahfûzdur. Bu cemâatin yayın organı, bütün İslâmî kitaplardır.

Günlük gazeteleri, i’lâ-yı kelimetullahı hedef ve maksad edinen bütün dinî gazetelerdir. Şubeleri, cami ve mescidler, medreseler ve İslâma hizmet eden bütün müesseselerdir.

Merkezi Haremeyn-i Şerifeyndir. Reisi, Resûlüllah’dır.

Mesleğinin esası, herkesin kendi nefsiyle mücâhede etmesi, Kur’ân’ın ahlâkıyla ahlâklanması, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ etmesi, başkalarına muhabbet eylemesi ve zarar vermeyecekse nasihat etmesidir.

Bu cemaatin nizâmnâmesi, sünnet-i seniyye ve şer’î hükümlerdir. Hedefi ve maksadı i’lâ-yı kelimetullahtır.

MÜMİNLER KARDEŞTİR

Evet, biz bir cemiyetiz. “İnneme’l-mü’minûne ihvetün” [Müminler kardeştirler. (Hucurât Sûresi, 10)] kudsî programıyla birbirinin yardımına, dualarıyla ve mânevî kazançlarıyla koşuyorlar. İşte biz bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız.

Ve hususî vazifemiz de, Kur’ân’ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır.

Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ithamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz. (Şualar, 607)

SİYASET VEYA İDEOLOJİ YOK

Görüldüğü gibi, Said Nursî’nin cemaat tariflerinde hiçbir şekilde siyaset veya ideoloji yok.

Tamamen iman ve ahiret eksenli bir beraberlik var. Bu anlamdaki cemaatleşmenin dünyevî neticeleri ise toplumu anarşi, serserilik gibi zararlı neticelerden korumak; huzuru, kardeşliği, dayanışmayı, ahengi sağlamaktır. Hayatın güçlüklerine karşı bir dayanma noktası olmak, moral ve tesellî alışverişinde bulunmak gibi tümüyle pozitif gayelerdir.

CEMAATLER ORTADAN KALKAR MI?

Ve bu birliktelikte ayrılıkçılığın zerresi yok. Evet, iman eksenli manevî hizmetlere olan ihtiyaç hiçbir zaman bitmeyecek. Hayatlarını bu hedefe göre tanzim eden insanların bir araya gelerek oluşturduğu cemaatler de; dünya durdukça devam edecek ve Allah’ın izniyle, hiçbir kuvvet onları ortadan kaldıramayacaktır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*