İyi yolculuklar

Herkese merhabalar çok sevgili Genç Yorum okurları! Çedile Hanım’ın köşe koltuğu muhabbetine hoşgeldiniz. Çaylarınızı kahvelerinizi almadıysanız lütfen hemen alıp gelin ben bekliyorum. Normalde sizi köşe koltuğumda ben misafir ettiğim için yiyecek içecek ikramını benim yapmam münasip olurdu ama pandemi münasebetiyle ikramlarımızı kestik, kendin pişir kendin ye konseptiyle hizmet veriyoruz artık. Ben kahvemi içip geldim, zaten yazarken içemiyorum soğuyor, ama siz çekinmeyin bir yandan okuyun bir yandan için lütfen.

Geçtiğimiz ay hatırlarsanız sizinle günlük yazmanın faydalarından konuşmuştuk. Günlük yazarak kendimi tanıdığımı anlatmıştım siz değerli okurlarıma. Bu ay da buna benzer bir konudan bahsedeceğim. Aslında dünyaya geldiğimiz andan itibaren başkalarını tanıyoruz, hattâ kendimizden önce etrafımızı keşfediyoruz. Kendimizi keşfetmemiz biraz zaman alıyor. “Kendimiz” dediğimiz şeyi bile çevremizdeki insanların şekillendirmesine müsaade ediyoruz. “Arkadaşım şunları sever, kardeşim bunları sevmez, annem şöyle olmamı istiyor, öğretmenim böyle olmamı söylüyor…” Bütün bunların etkisinden kurtulup herkesten bağımsız bir birey olduğumuzu, bir kul olduğumuzu ancak yetişkinliğe geçerken fark edebiliyoruz. En azından benim için öyle olmuştu.

Özellikle ergenlik dönemimde, bir zümreye dahil olma ihtiyacı duyduğum için sınıf arkadaşlarıma göre şekillendirdim hep kendimi. Sıra arkadaşımı tanıyıp onun benden olmamı istediği kişiye dönüşüyordum. Bir nevi asimile oluyordum. Bunun bilinçli yapılan bir hareket olduğunu pek zannetmiyorum. Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisine bakılırsa, bir gruba dahil olmak her çocuğun ihtiyacı çünkü. Zaten tam da bu sebeple belli yaş aralıklarında “Hayranlık” olgusu giriyor hayatlarımıza. Yakın çevren neye ilgi duyuyorsa sen de ona ilgi duyuyorsun. Bir şarkıcıya, aktrise, kitaba, filme, bir şeye hayran oluyorsun ve saplantılı bir şekilde onunla uyuyup onunla uyanıyorsun. Çünkü bu hayranlık senin arkadaşlarınla ortak noktan ve sizi bir araya getiriyor.

Ben her ne kadar arkadaş çevreme uyum sağlamak istesem de onların keyif aldığı şeyleri yapmak, izledikleri dizileri izlemek, dinledikleri müzikleri dinlemek bana onlar kadar keyif vermiyordu. İmam-hatipte okuduğum için tümmm arkadaşlarım malum ülkenin hayranıydı. Adını zikretmeyeceğim. Ben Allah’ıma bin şükür o dönem neye hayran olmak modaysa ona hayran olamadım. Bu bazı ortamlara dahil olmamı zorlaştırdığı için, kendimi kolay biri hâline getirdim. Bunun yolu da insanları güldürmekten geçiyordu. Karşınızda sizin ilgi duyduğunuz şeylere sizin kadar ilgi duymayan ve kafasını yorduğu şeyleri hiç anlayamadığınız bir insan durduğunu düşünün. Onunla arkadaşlık kurmak için uğraşır mıydınız? Peki, ya bu insan sizi çok güldürüyorsa. Mizah herkesin yumuşak karnıdır arkadaşlar. Ben de tüm arkadaşlarımı böyle ağıma düşürdüm, bilerek ya da bilmeyerek.

Zaman içerisinde bir dönem bana avantaj sağlayan bu özelliğim, ben yetişkinliğe geçiş yaparken bir dezavantaj olmaya başladı. Artık sahip olduğum düşünceleri insanlarla paylaşabiliyordum. Üstelik yetişkinler tarafından da ciddiye alınıyordum. Bir gruba dahil olup olmamak umurumda değildi. Çevremdeki insanların çoğundan farklı şeylere ilgi duymam beni hiçbir şeyden mahrum bırakmıyordu. Yeni insanlarla tanışıyor, büyüklerimle daha farklı bir iletişim kurmaya başlıyordum ama bir yandan da ergenlikte edindiğim arkadaşlarım tarafından ciddiye alınamıyordum. Onlarda oluşturduğum izlenimi geri alamıyordum. Ben değişiyordum ama onların kafasındaki “ben” fikri değişmiyordu.

Böylece başkalarının yollarında yürüyemeyeceğimi öğrendim. Ben kendime yeni yollar çizdim. Zaman zaman başka yolcularla yollarımız kesişti, bir yere kadar beraber yürüdük birbirimize yoldaşlık ettik. Ama eninde sonunda herkes kendi yolundan yürüyordu. Hepimizin ulaşacağı hedef aynıysa da, yolculuğumuz bizi özel kılıyordu. Geri dönüp baktığımda kat ettiğim mesafeden hep memnun kalıyorum. Çünkü en kötü tecrübeler, en kötü yol arkadaşları, en beklenmedik ayrılıklar bile bizi ileri taşıyor, bizde iz bırakıyor. Tecrübelerimiz rehberimiz oluyor. Sonra bir noktada bir Cadde-i Kübrâ keşfediyorum. Denenmemişi denemek zorunda olmadığımı fark ediyorum. Artık yolumu aydınlatan tek şey kafa fenerim olmayıveriyor. Bu noktadan sonra yaşamak öyle güzel bir hâl alıyor ki, yolculuktan gerçekten keyif almaya başlıyorum. Gelecek ay görüşmek dileğiyle herkese iyi yolculuklar diliyorum.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*