Ruhun arayış masalı

Her arayan bulamazmış, ama bulanlar arayanlarmış. Bilinen yol mu doğruymuş acaba; yoksa gidilen yol mu doğruymuş? Bilmek ve aramak ve bulmak ve görmek için yola çıkmak gerekiyormuş. Yola çıkmak ise, yoldan çıkmakmış. Gemileri yakmakmış.

Uykuyu, rahatı konforu bırakıp yola koyulmakmış. Korku ve ümit ve aşk arasında “Ya Nasip” diye soluk almakmış. Demir asa, demir çarıkmış yani. Bulmak da varmış nihayetinde, savrulmak da.

“Kapı hakkı ne istersin!?”

Haydi yola çıkalım. Tüm kuşların ve kuş evlerinin sahibine doğru uçalım. Kaybolalım… Kayıplara gark olalım. Unuttursun her tasayı bu kayboluş. “Bir varmış, ikilik yokmuş” diyelim. ‘Aydede, Aydede! Evin, barkın nerede? diye soralım birlikte.

***

“Bu kafa fenerinle, bu kapıdan giremezsin. Kalbini açamazsın güneşe doğru. Kaf dağına varamazsın” dedi Bezirganbaşı!

“Kafamı burada bırakmalıyım o zaman… Bedenim, bir tek kafa gibi geliyor bazen. İşlek bir cadde kadar gürültülü her zaman. Sen sus-pus ol ey Cadı!”

“Birazcık sessizlik lütfen! Açıl susam açıl!”

“Kapı hakkı ne istersin ey Mavi ejderha? Yalnız yağ ve bal değil can da satarım, ama alan bulunmaz!”

“Kaf dağı nerededir?”

“Kaf dağı nerededir?” diye sordu Muhakemat.

“Bir kuşun kalbinde” dedi Hindiba.

“Ama bu kuşun bir adı olmalı!”

“İsmi, gümüşten ve altından ve elmastan ve yakuttan ve zebercedden olmalı… Kırk Haramilerden korunmalı…”

Sen Zümrüdüanka olmalısın belki de!.. Değilsen bile olmalısın. Simurg desem de, Phoenix desem de; arayışım sen olmalısın!

Rüyalarımsın, tutsaklığımsın; küllerinden yeniden doğduğun günden beri benliğimin. Kaf dağının bulutları ve çiçek bahçeleri gibisin… Ve uçuk kaçıksın daima. Hem varsın, hem yoksun gibi.

Bir görünüp bir kaybolan Zümrüdüankasın Kaf dağımda. Yeri ayaklarında taşıyan ve göğü kalbinde… Bütün kuşların aklı ve kalbi ve ruhu ve aşkı yalnız sensin.

 “Ruhundan üfle ruhuma!”

Yedi dağın ve yedi kapının arkasındaki zindanımın anahtarı sensin.

-Ve Yusuf ve Züleyha ve Ene ve Katre ve Zühre ve Reşha ve Saray!-

Anlamalıydım, Senin rüzgârına sığınmalıydım! Kanat çırpınışlarınla yükselmek. Serin nefeslerinde durul/an/mak…

Eleğimsağma ol ne olur Nisanımda!.. Renk ve ahenk ve yıldızlar aksın şelalenden. İçim dışım temizlensin…

Tüyden hafif et ruhumu. Üfle ruhuma, ruhundan. Ruhum ruhun olsun. Bir kelebek gibi Sana pervane olsun, nuruna uçsun…

Az gitsin uz gitsin!.. Sonra tüm renkler ve periler ve kelebekler kaybolsun nazlı yıldızlarımda.

“H/iç olmak!”

Uğurlamak her şeyi, kalpte olanı da, akılda olanı da… Tel tel ayrılarak uçmak. Fezanda dağılmak… Tüm parçalardan kurtulup… H/iç olana dek dağılmak…

Hafiflik… Boşluk… Hiçlik… Kendin dahil hiç kimse olmak… Yitirdiklerinden kurtulurcasına; terk etmek, terk ettiklerini de… Saf ruh kalmak…

***

“Ölen kim?”

“Kime okunuyor Elif… Lâm… Mimmm…?

“Ve yeniden doğmak!”

Sonra… Su damlacıkları gibi birle/n/mek.

Bir akşamüstü kırk ikindi yağmurunda… Yeniden doğmak… Ruh damlası olmak… Mürekkebe bulanmak iyice… Sonra “âlem-i misalîde kendi mukadderatını yazan bir kalem” olmak… Sayfanın üstüne yayılmak Ezel ve Ebed baharında.

Bir kuşun bakışında, bir gülün goncasında, bir kar tanesinde ve şebnemin küçücük güneşinde yansımak ve yansıtmak…

“Ya nasip!”

“Ruhumun pulsuz bir dilekçesidir bu yakarış, bu arayış” demiş sonra Hindiba. “Yitirmeyeceğim hiç umudumu… Ayrılmayacağım açılana kadar Senin kapından…”

Ve kanatlarını bir kez daha, bir kez daha açmış Zümrüdüanka. Masalın sonuna doğru… Sonsuza doğru!..

***

Marifet; bengisu fışkıran hakikat pınarından su içen ceylanlara yoldaş olmakmış… Çiçek bahçelerine taht kurmakmış… Nuruna gark olmak, yolunda olmakmış.. Her gün yeniden doğmak, yeniden uyanmakmış aşkla ve umutla.

Ve gökten üç elma düşene kadar, aramakmış…

***

Yola çıkmak, yoldan çıkmakmış…

“Ya Nasip!..”

“Ya Hu!”

1 Yorum

  1. … “âlem-i misalîde kendi mukadderatını yazan bir kalem” olmak… sayfanın üstüne yayılmak… damlamak ruh kıvamında.. hindiba makamında ummak.. ve yanık bir duaya durmak, ürkek ceylan yüreğinde..

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*