Ufacık bir mesele

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem [yolda] bir adama rastlayıp da onunla konuştuğu zaman, adam dönüp gidinceye kadar mübarek yüzünü ondan çevirmezdi ve adamla tokalaştığı zaman, adam elini çekinceye kadar o, mübarek elini adamın elinden çekmezdi. Hiçbir zaman onun mübarek dizleri de yanında oturan adamın dizlerinden ileride görülmemiştir.”1

Hastalıkların duyguları var diyorlar ya hep ilgi duyup araştırdığım, inandığım bir konudur… Hayatta karşımıza çıkan insanlar bize ufak bir zarar veriyorlar; sadece, psikolojik anlamda ufacık bir mobing mesela ya da ufacık bir söz, ufacık bir tehdit, ufacık bir bakış, ufacık bir mimik…

Hakkımıza giriyorlar belki bu ufacık hareketlerle… Peki ya onunla kalıyor mu? Hayır.

O ufacık bakıştan hissettiği değersizlikle bir hastalık oluşuyor vücudunda, o verdiği sözü tutmamasıyla yaşadığını kabullenememe duygusu troidlerini etkiliyor düşünsene. O ettiği tehditle panik atak oluşuyor belki de. Sana hissettirdiği keder duygusuyla akciğerin hastalanıyor, sana uyguladığı mobingi hazmedemediğinde bağırsakların… Peki, bu hastalıklara sebep olanın bundan manevî olarak sorumlu olmaması mümkün mü?

Zerre kadar bir günahın ve zerre kadar bir iyiliğin karşılığı olacağını hepimiz biliyoruz. Şimdi dönüp kendimize bakalım. Verdiğimiz ufacık bir söz ve bunu tutmamak, yaptığımız ufacık bir baskı, ufacık bir tehdit, ufacık bir bakışla karşımızdakine neler hissettiriyoruz? Bu denli farkında yaşıyor muyuz cidden?

Hayatımıza aldıklarımızdan sorumluyuz bence ve onlara hissettirdiğimiz duygudan değil sadece, ardından gelecek hastalıklardan da mesuliyet taşıyoruz… Hani bir video var ya, şu an link koyamasam da ben söyleyeyim siz hayal edin: Bir adam yoldan geçen bir çocuğa gülümsüyor, çocuk annesine sevinçle sarılıyor, annesi sarılmanın verdiği mutlulukla güzel yemekler pişiriyor, güzel yemekleri ve evde mutlu ailesini gören eşi evlendiği için “İyi ki!” diyor, ertesi gün gelirken bir çiçek alıyor, çiçekçi kazandığı parayla evine çikolata alıyor, çikolatayı gören çocuk sevinçle babasına teşekkür ediyor ve ufacık bir tebessüm nice mutlu anılara sebep oluyor. Peki, o ilk tebessümü çocuğa hediye eden adamın bütün bu mutluluklarda payı olmadığını nasıl söyleriz?

Birde tam tersini düşünelim: Bir gün bir adam yolda yürürken bir çocuğa kızgın bir şekilde bakıyor, çocuk birkaç adım sonra içinde tutamayıp bağırarak ağlamaya başlıyor, annesi yolda anlamsızca ağladığını düşündüğü çocuğu yüzünden stresleniyor ve eve sinirle giriyor, işten gelen eş evdeki gerginliği görünce “Ah, nerden evlendim!” diyor ve öfkelenip dışarı çıkıyor. Dışarda karşıdan gelen çiçekçiye sert çehreyle bakıyor. Çiçekçi bu olumsuz bakış karşısında “Ne biçim insanlar var” deyip sinirleniyor, satamadığı çiçekleri öfkeyle çöpe atıp eve gidiyor, evde çikolata bekleyen çocuğunu fark edince daha da öfkelenip, içinden çıkamıyor ve çocuğuna bağırıyor. Çocuk hüngür hüngür ağlıyor ve hoopp değersizlik duygusu yükleniyor. Babası tarafından değerli hissettirilmemiş çocuk özgüvensiz olarak hayata başlıyor. Peki, o ilk kızgın bakışı atan adamın bütün bu olumsuzluklardan payı olmadığını nasıl söyleriz?

Hele bir de o ilk kızgın bakışa maruz kalan çocuğun hayatında travmaya sebep olduğunu ve bu travmanın o çocuğun hayatında meydana getirdiği olumsuzlukları düşünürsek, hayatına özgüvensiz başlayan çocuğun ne gibi olumsuzluklar yaşayabileceğini hayal edersek… Korkunç!

Evet sürekli duyguları farkında yaşamak ve ona göre hareket etmek zor. Yani bir süre sonra alışkanlık olmaya başlayana kadar…

Düşünsene mahşerde yumuşak ahlâkınla davrandığın için haberin olmadan sebep olduğun bir çok mutluluk…

Ah, çok heyecanlı!

En büyük alışkanlığımız etrafımıza güzel enerji ve mutluluk saçmak olsun!

Unutmayın biz çok değerliyiz!

Huhuuuu!

Usta, herkese benden bir çay!..

Gaza geldim sanırım, editör “Bu yazar ne saçmalamış böyle” demeden kaçayım ben.

Tebessümle kalın…

Dipnot :
1) İbni Mace, Edep 21 , No: 3716.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*