Korku ve umut ortasında yaşamak

Korku Hak’tan Olursa…

Korku doğuştan getirdiğimiz bir duygudur. Yaşadıkça bizimle beraber var olmaya devam eder. Korku duygusuyla hayatımızı tehlikelerden koruruz.

Fakat abartılı kullandığımızda hayatımızı cehenneme çeviririz. Hiç korkmadığımızda da insanların hayatını cehenneme çeviririz.

Doğuştan yüreğimize yerleştirilen bu korku damarıyla biz, Allah’tan korktuğumuzda ise hem günahlardan ve Cehennem’den korunuruz, hem de Allah’a iyi kulluk yaparız.

Dolayısıyla korkuyu her şekilde kullanıyoruz: Bediüzzaman’ın ifadesiyle, ya halka, ya da Hâlık’a dönük olarak kullanıyoruz. Yani insan ya Allah’ın yarattıklarından korkar, ya da Allah’tan. Üçüncü bir ihtimal yoktur.

Allah’tan korkmanın, O’nun rahmetinin şefkatine yol bulup sığınmak demek olduğunu kaydeden Üstad Hazretleri, korkunun bir kamçı olduğunu ve kişiyi Allah’ın rahmet kucağına attığını beyan eder. Yani Allah’tan korkmak faziletin ta kendisidir. Faziletin zirvesidir.

Bedîüzzaman’a göre, Allah korkusu ile Allah’ın merhametine, mağfiretine, affına, sevgisine, şefkatine, rahmetine ve re’fetine ulaşılır.

Allah’tan korkan, Allah’tan başkasının çirkin, netîcesiz, musîbetli ve belâlı korkularından da kurtulur.

Korku Halktan olursa…

Halktan maksat yaratılan her şeydir.

Allah korkusu olmadığında, kişi, korku duygusunu yine mutlaka kullanır ve bu defa Allah’tan başka şeylerden korkmaya mecbur ve mahkûm olur. Öyle şeylerden korkar ki, o korku sonuçta hiçbir işe yaramadığı gibi, korkulan şeyin ne merhameti, ne acıması ve ne de şefkati söz konusu olmaz. Bilakis böyle korkular insan ruhuna elem verici belâlar, ıstırap verici acılar ve yürek yakıcı hüzünler doldurur. Böylece insan, yüreğinde Allah’tan başka şeylerin korkusunu taşımanın cezasını “dünyada” görmüş olur.1

Korku damarı hayatı korumak için verilmiştir. Beş altı ihtimalden bir ihtimal ile korkmak ihtiyattandır, meşrudur, insanın kendisini savunduğu bir mekanizmadır. Yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimal ile korkmak ise en fazla evhamdır, korkaklıktır, hayat için azaptır.2

Allah Korkusu İmanın Gereğidir

İnsan Allah korkusunu hayatının hareket noktası bilirse kötülük yapamaz. Zulüm yapamaz. Hakkı ve hukuku gasp edemez. Kamu malını, devletin malını, milletin malını talan edemez. Başkasına zarar veremez. Gönül kıramaz. Karıncayı incitemez.

İnsana, imana ait değerleri kazandırmazsanız cezası kendi içinden gelir. İtaat etmez. Saygı ve merhamet nedir bilmez. Ahlâk ve edepten nasibini almaz. Toplumda bir çıbanbaşı gibi olur.

Aslında toplumumuzu ve İslam toplumlarını bu gün kavuran şey, iman zaafından başka bir şey değildir. İman talan olunca, kardeşlik de, uhuvvet de, merhamet de, insaf da, iz’an da, din de talan oluyor! Ortalık toplum huzurunu bozucu, ne dediğini bilmeyen, işi gücü kaos üretmekten ve kargaşa çıkarmaktan başka bir şey olmayan, dış zalimlerin kovasına su taşıyan bir yığın yönetici sıfatlı akıl budalasına kalıyor.

Rabbim iman ve iz’an versin ve insanımızı Allah korkusu ile muhafaza eylesin. Âmin.

Allah korkusu ulaşmamız, yaşamamız ve korumamız gereken fazîletlerin başında gelir. Kur’ân insanları Allah korkusuna çağırıyor. Rabb’inden “korkan” kimseye “iki Cennet” vaad eden3 Cenab-ı Hak başka bir âyette, “Benden korkun!”4 buyuruyor. Bir başka âyette ise, “Allah Kendisinden korkmanızı emrediyor.”5 buyuruluyor.

Peygamber Efendimiz de (asm) bizi Allah korkusuna çağırıyor: “Bir mü’minin kalbinde korku ile ümit birlikte bulunursa, muhakkak Aziz ve Celil olan Allah ona umduğunu verir, korktuğundan da emin kılar.”6 buyuran Allah Resûlü (asm), bir hadis-i kudsîde de, Allah’ın şu sözünü naklediyor: “İzzetime ve celalime yemin ederim ki, bir kuluma iki emniyeti ve iki korkuyu birden vermem: Kulum dünyada azabımdan emin olursa, Kıyâmet Gününde ona korku veririm. Kulum dünyada Benden korkarsa, kullarımı topladığım gün onu azabımdan emin kılarım.”7

Umuda Gelince

Kur’ân sınırsız af ilan ediyor. Bundan ümit içinde olmak imanımızın da, Allah korkumuzun da gereğidir. “Ey kendilerine haksızlık edip ölçüyü aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar ve gerçekten O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”8

Fakat sınırsız af var diye, sınırsız ve ölçüsüz davranışlar sergilemek doğru olmaz.

En başta Allah’ın af ve merhametine karşı edepsizlik olur.

Madem böyle sınırsız af ile, hudutsuz merhamet ile bizi kucaklayan bir Rabbimiz var; bizim de ne kadar çizgiyi aşmış olursak olalım O’ndan ümid etmemiz, yaptıklarımızdan pişman olmamız ve O’na yönelmemiz gerekir. Korku bizi O’ndan uzaklaştırmamalı; O’na yaklaştırmalıdır!

Anlatılır ki, günahkârın biri işlediği kötülükler nedeniyle öyle utanmış, öyle Allah korkusuna kapılmış ki, öldükten sonra vücudunun yakılıp kül olmasını, böylece yok olup gitmeyi, utancı nedeniyle Allah’a hesap vermeye gelmemeyi planlamış.

Adam ölünce vasiyeti gereği vücudu yakılmış ve külleri savrulmuş.

Fakat hesap günü gelince adam yaratılmış.

Allah sormuş: “Neden yakılmayı vasiyet ettin? Benim huzuruma gelmeyi inkâr ettiğin için midir, yoksa benim huzuruma gelmekten korktuğun için midir?”

Kul, “Allah’ım! Senin huzuruna geleceğime imanım vardı. Fakat günahım nedeniyle senden korktum! Senin huzuruna çıkıp hesap vermekten ve kendime bu günahın sorulmasından hicap duydum!” demiş.

Allah ise şöyle buyurmuş:

“Öyleyse Ben seni affettim! Çünkü Ben, Benden korkan kulumu affederim.”

Bediüzzaman’ın ifadesiyle:

“Hâlık-ı Zülcelal’inden havf etmek, onun rahmetinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Havf, bir kamçıdır; onun rahmetinin kucağına atar. Malûmdur ki, bir valide, meselâ bir yavruyu korkutup sinesine celbediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü şefkat sinesine celbediyor.”9

Şu Af Sağanağına Bir Bakın

Bir hadis-i kudsîde bu sınırsız af aynen şöyle ifadesini bulmuştur:

“Ey kullarım! Sizler gece ve gündüz hata işliyorsunuz. Ben ise bütün günahları affederim. Öyleyse benden mağfiret talep edin de sizleri bağışlayayım.”10

Bir diğer hadis-i kudsî şöyle çağrı yapıyor:

“Ey Âdemoğlu muhakkak sen Bana dua ettiğin ve Ben ‘den ümit ettiğin sürece senden meydana gelen günahlara rağmen seni affederim. Günahlarına aldırmam. Ey Âdemoğlu şayet günahların semadaki bulutlara ulaşsa, sonra Bana İstiğfar etsen; seni bağışlarım. Günahlarına aldırış etmem. Ey Âdemoğlu şayet sen Bana yerler dolusu hatalarla gelsen, sonra Bana hiçbir şeyi şirk koşmadan gelsen, sana yer dolusu istiğfarla gelirim.”11

Ya Günahlarımız

Günahlarımıza af isterken samimi olmamız şarttır.

Samimi olmadan, dil ucuyla yapılmış bir tövbe, tövbe değildir.

Fakat o günah yürekleri paralamış, gözden uykuları kaçırmış, yürekte yangın çıkarmış, nefse pişmanlık vermişse; gözleri yaşartmış, kalbi hüzne atmış, vicdan azabına neden olmuş, dünyayı başına dar etmişse, işte bu hal samimi tövbe halidir.

Böyle bir tövbe ile kul yerler ve gökler dolusu günahları da olsa, şirki de olsa, küfrü de olsa –inşallah– affedilir.

Affedilen kimse daha sonra yeniden günah işlese, amel defterine eski günahları avdet etmez. Çünkü onlar artık affedilmiştir. Sadece işlediği yeni günahları yazılır.

Fakat ne var ki, biz günahımızın hangisinin affedilip hangisinin affedilmediğini, tövbeden sonra durumumuzun ne olduğunu bilemiyoruz.

Mahşer gününe kadar da öğrenme imkânımız ve yetkimiz yok.

Bu durumda bize sürekli tövbe, sürekli günahlardan içtinap düşüyor.

Ne sadece korku, ne sadece ümit…

Sürekli havf ve reca ortasında bir hayat düşüyor.

Dipnotlar:
1) Sözler, s. 398.
2) Mektûbât, s. 404.
3) Rahmân Sûresi, 55/46.
4) Bakara Sûresi, 2/40.
5) Âl-i İmrân Sûresi, 3/28.
6) Câmiü’s-Sağîr, 3/3348.
7) a.g.e., 3/2896.
8) Zümer Suresi: 53.
9) Sözler, s. 399.
10) Müslim, Birr 55, (2577); Tirmizî, Kıyamet 49, (2497).
11) Tirmizi; Kitabu Ebvâb’id-Deavât, 3534; İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn, 6/278-279.

Süleyman Kösmene hakkında 7 makale
1963 Mersin Gülnar doğumlu olan Süleyman Kösmene, ilköğrenimini doğduğu köy olan Yarmasu köyünde yaptı. 1981 Mersin İmam-Hatip Lisesi; 1986 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Milli Eğitimin çeşitli kademelerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Yeni Asya Gazetesi Fıkıh Günlüğü köşesinde günlük yazılar yazmakta olan yazarımız, İstanbul’da yayın yapan Bizim Radyo’da ve EuroNur.tv’de programlar yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*