2021 Eylül – Amerikan Tavukları

Merhaba sevgili okur, bildiğiniz üzere bu sayfayı sevgili eşim Şeyda Sultan yazıyordu. O “Seans Arası” sayfasına transfer olduğu için, tavukları kesme taraftarıydı, lâkin benim gönlüm el vermedi. Bundan sonra beraber devam edeceğiz inşaallah.

Yarasadan radara, radardan Yaradan’a

Tarihte uçakların savaşlarda kullanılmaya başlamasından sonra, uçakların hedeflerine ulaşmadan önce sezilebilmeleri önemli olmaya başladı. Hareketli hedeflerin yerlerinin belirlenmesi için çeşitli yöntem ve teknikler geliştirildi. Yankı Kanunu ile anlaşıldı ki hareketli hedeflerin varlığının sezilebilmesi ve konumlarının belirlenebilmesi en uygun biçim bu olduğuna karar kılındı. Doğada da yarasaların, Yankı Kanunu ile çevrelerindeki engellerin yön ve uzaklıklarını saptayabildikleri bilinmektedir.

Yarasaların görme duyusu diğer canlı varlıklardan biraz farklıdır, buna görmekten çok hissetme denilebilir. Çevresiyle etkileşime girmek için ağızdan veya burundan etrafa ultrason denilen çok yüksek titreşimli ses dalgaları yayarlar. Bu ses dalgaları, saniyede 20.000 titreşimin üzerinde olduğunu, insan kulağıyla duyulamıyacağını bilim insanları açıklamıştır. Yarasanın yaydığı ses dalgaları havadaki veya yerdeki cisimlere veya engellere çarparak yansır. Yansıyan ve kendine gelen bu titreşimlere göre yönünü ve hareket tarzını belirler. Tamamen karanlıkta, insan saçı kadar ince nesneleri dahi tespit edebilir. Yarasaların bu özelliğinden ilham alınarak radar sistemi geliştirilmiştir.

Radarlar da yarasalar gibi temel olarak Yankı Kanununa uyarlar. Çok yüksek frekanslarda sinyaller yayarlar ve bunların hedeflerden yansıyıp geri gelenleri toplayıp değerlendirme yaparak hedeflerin yön, yükseklik, boyut ve uzaklıkları hakkında bilgi edinilmesinde yardımcı olurlar.

Bu konuyla ilgili bilgi bu kadar; bir de İlâhî boyutunu inceleyelim.

İnsanoğlu hayatı boyunca çevresinde gördüğü canlı veya cansız yaratılan varlıkları inceleyerek tasarımlarda ve keşiflerde bulunmuşlardır. Bunun sonucunda icadlar meydana gelmiştir. Bu yapılan icadlarda Yaratıcı’ya işaret eden delilleri görebilmek mümkündür.

Radar gibi bir mühendislik eserinin nasıl bir tasarımcısı varsa, radarın asıl kaynağı olan yarasanın da elbette bir tasarımcısı vardır. Bediüzzaman Hazretlerinin, “Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz, bir harf kâtipsiz olamaz; biliyorsun.” sözleri ne kadar da hakikati tasdik ediyor bu mesele ile. İnsanoğlu yapılan icadlara şaşar, ama Allah’ın yaptıklarına böylesine şaşmaz.

Sözün özü sevgili okur, radar gibi hisleri olan yarasalardan hiçbir şey kaçmıyor sizin anlayacağınız.

Dikkat, siz de radara yakalanmayın!

Kıyamet tohum ambarı

Kıyamet tohum ambarı, 2008 yılında Norveç’in Svalbard takımadasında buzulların arasında bulunan bir dağın 130 metre derinliğine yapılmış yüksek güvenlikli, dünyanın en büyük tohum ambarıdır. Küresel ısınma, deprem ve hatta nükleer saldırılara karşı dirençli bir şekilde inşa edilmiştir. Kuzey Kutbu’na uzaklığı 1100 kilometre olan bu ambarda dayanıklı bazı tohumlar 1000 yıl bozulmadan kalabileceği düşünülüyor.

Tohumların, çeşidine göre, 55 yıl (ay çekirdeği tohumu) ile 10 bin yıl (bezelye tohumları) dayanabileceği öngörülüyor. Eskiyen tohumlar sürekli yenileriyle değiştiriliyor.

Dünya üzerindeki bütün tohum çeşitlerini bir araya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı gelecekte meydana gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamaktır. Buna örnek olarak 2015 yılında Suriye’de yaşanan iç savaşta Halep’teki bölgesel tohum deposunun zarar görmesinin ardından Fas’ta ve Lübnan’da iki yeni bölgesel tohum deposu kurulması için Svalbard’daki tohum örnekleri ilk kez kullanıldı.

Svalbard, Suriye örneğinde olduğu gibi, bir bölgede bulunan herhangi bir tohum koleksiyonunun ve deposunun zarar görmesi durumunda bu eksikliği tamamlayabilecek bir kapasitededir.

Dünyanın dört bir tarafından yaklaşık 4,5 milyon çeşit tohum özel ambalajlarda saklanıyor.

ABD, Hindistan, Peru, Nijerya gibi 230 ülkeden gönderilen tohumların geneli, mısır, buğday, arpa, marul ve patates gibi çeşitli mahsullerden oluşuyor. Gönderilmeden önce hava geçirmez, üç katmanlı alüminyum çantalara dikkatlice paketleniyor ve güvenlikli kasalara kilitleniyor. Tohumların bozulmaması için -18 santigrat derece gibi sabit bir sıcaklıkta saklanılıyor.

Sistemin yönetimini üstlenen ve Nordik Gen Bankası’nda koordinatör olarak çalışan Asmund Asdal tohumların depolandığı yeri anlatıyor:

“Tohumlar bir dağın dehlizlerinde depolanıyor. Bu alanda sıcaklık eksi 18 dereceden daha fazla olmamalı. Zaten bölgenin normal koşullardaki sıcaklığı da yaklaşık eksi 4 civarında, geriye kalan eksi 14’lük kısmı da ekstra soğutma sistemleri kurarak gerçekleştiriyoruz. Bunun için gereken enerjiyi, bölgede kömürle çalışan elektrik üretim santrali sağlıyor. Böylece işletme faturalarımız da kabarık olmuyor.”

İnşa edilen tesiste, bitkilerin korunması haricinde dünyanın seçkin kitaplarının ve bilgisayar açık kodlarının da depolanmaya başlandığını yapılan haberlerden öğrendik.

Svalbard Küresel Tohum Deposu Projesine ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’nın devlet fonlarından yıllık yaklaşık 125 -150 bin dolar mali destek aktarılmaktadır.

İnsanoğlu ebed duygusuyla kıyametten sonra yaşayacağını düşündüğü için ne kadar da önlem ve tedbir alıyor, acaba kıyametten sonraki asıl bâkî hayat için bizlerin ne kadar hazırlık yapması gerekir, kaç ambar amel biriktirmemiz lâzım?

2021 Ağustos ayı Amerikan Tavukları sayfasına gitmek için tıklayınız.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*