Risale-i Nur bu asrı ve gelen istikbali tenvir edebilir

Lillâhilhamd, Risaletü’n-Nur bu asrı, belki gelen istikbali tenvir edebilir
bir mucize-i Kur’âniye olduğunu çok tecrübeler ve vakıalarla körlere de göstermiş.

Risale-i Nur doğrudan doğruya Kur’ân’ın bâhir bir bürhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem’a-i i’câz-ı manevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuâı ve mâden-i ilm-i hakikatten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i maneviyesidir.

Şualar

***

Lillâhilhamd, Risaletü’n-Nur bu asrı, belki gelen istikbali tenvir edebilir bir mucize-i Kur’âniye olduğunu çok tecrübeler ve vakıalarla körlere de göstermiş.

Kastamonu Lâhikası

***

Risale-i Nur’un kitapları birbirine tercih edilmez. Her birinin, kendi makamında riyaseti var ve bu zamanı tenvir eden bir mu’cize-i mâneviye-i Kur’âniyedir. (…)

Evet, bu asrın ehemmiyetli ve manevî ve ilmî bir mürşidi olan Risale-i Nur, heyet-i mecmuası, sâir şahsî büyük mürşidler gibi kendine muvâfık ve hakîkat-i ilmiyeye münâsip olarak, birkaç nevîde ve bilhassa hakâik-ı îmâniyenin izhârında, intişarında azim kerametleri olduğu gibi, üç keramet-i zâhiresi bulunan Mu’cizât-ı Ahmediye, Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Söz ve Ayetü’l-Kübrâ gibi risâleleri dahi, her biri kendine mahsus kerametleri bulunduğunu çok emareler ve vakıalar bana kat’î bir kanaat vermiş. Hatta sekeratta bulunan talebelerine imanını kurtarmak için bir mürşid gibi yetiştiğine müteaddid vakıalar şüphe bırakmıyor. Bir saat tefekkür, bir sene ibadet-i nafile hükmünde, bir misali Nur’un Hizb-i Ekberi’dir diye müşahede ettim ve kanaat getirdim.

Kastamonu Lâhikası

***

Risâle-i Nur, tarikat değil, hakikattir; âyât-ı Kur’âniyeden tereşşuh eden bir nurdur. Ne Şarkın ulûmundan ve ne de Garbın fünunundan alınmış değil, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın bu zamana mahsus bir i’câz-ı manevîsidir; menfaat-i şahsiye yoktur.

Kastamonu Lâhikası

***

Risale-i Nur sâir telifat gibi, ulûm ve fünûndan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstadı yok, Kur’ân’dan başka mercii yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve sema-i Kur’ânî’den ve âyâtının nücumundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî

***

Hem, yazılan eserler, risâleler -ekseriyet-i mutlakası- hariçten hiçbir sebep gelmeyerek, ruhumdan tevellüd eden bir hâcete binaen ani ve def’î olarak ihsan edilmiş. Sonra bazı dostlarıma gösterdiğim vakit, demişler: “Şu zamanın yaralarına devadır.” İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden anladım ki, tam şu zamandaki ihtiyaca muvafık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne geçiyor.

Mektubat

Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî hakkında 50 makale
Kur’an’ı çağa tefsir ederek, “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, bu dünyadaki vazifem nedir?” sorularına cevaplar sunan, “iman-ı tahkiki”, “ahlâk” ve “istikamet” rehberi Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*