Her şey O’ndan haber verir

Selamünaleyküm Keçeliler. Nasılsınız, iyi misiniz? Eylül’cüler mutlu, yazcılar üzgün, kışçılar biraz heyecanlı gibi. Göz açıp kapayıncaya kadar geçti ömrümüzden üç ay daha… Sıcaklar, deniz, gezmeler derken neler öğrendik? Ne dersler çıkardık yaşadıklarımızdan, gördüklerimizden, okuduklarımızdan? Ömür bu kadar hızlı geçerken, öğrenecek bu kadar şey varken nasıl vakit yettireceğiz? Üstad Bediüzzaman Said Nursî, “80 yıllık ömrümde seksen bin zatlardan ders aldım” diyor. Bir insanın ömründe seksen bin zattan ders alması mümkün mü Keçeli kardeşlerim?

Biraz düşünüp sonra okumaya devam edelim mi yazımızı Keçeli? Her gün âlemimize onlarca mâlûmat alıyoruz. Instagram, Twitter vs. derken bizi ilgilendiren veya ilgilendirmeyen (muhtemelen %90’ı ilgilendirmeyen) haberler bize maddî-mânevî, psikolojik zararlar verebiliyor, eğer bir süzgecimiz yoksa…

İşte bu ay kitaplığımızda ele alacağımız eser ile o onlarca mâlûmatı nasıl süzgeçten geçireceğimizi öğreniyoruz. “Her şey O’ndan haber verir” diyor yazarımız İsmail Tezer ve bize bir ömürde 80 bin zattan nasıl ders alınabildiğini hatırlatıyor. Asıl mesleği gazetecilik olan Tezer, her gün maruz kaldığımız o haberlere öyle bir bakış açısı getiriyor ki, her haber asıl vazifesini yapıyor gibi. Nasıl mı? Bize Yaratıcı’mızdan haberler getirerek…

Yeni Asya Neşriyat’tan çıkan kitabımız 237 sayfadan oluşuyor. Yazarımız kaynak olarak gösterdiği Risale-i Nur Külliyatı’ndan sık sık alıntı yaparak haberlerle ilişkilendirmiş. Hani hep diyoruz ya; bu öğrendiklerimiz gerçek hayatta ne işimize yarayacak? Oldukça fazla âyet ve hadis geçen kitap, bizlere “Olayları değerlendirirken nasıl bir bakış açısına sahip olmalıyız?” sorusunun cevabını veriyor ve öğrendiklerimizi hayatımıza geçirmemize yardımcı oluyor. İnsanlık için çok önemli olan gelişmelerin aslında yüzyıllar öncesinden âyetlerle ve hadislerle haber verildiğini gösteriyor. “Yağmurun bulutla, bulutun su buharı ve denizle bir bağlantısı olduğu gibi; varlıklar ve olayların meydana gelmesi de bir Yaradan’la bağlantılıdır. Bilgi ve iletişimde yaşanmakta olan hızlı gelişmeler, Allah’a işaret eden bağlantıları daha net, daha görünür bir hale getirdi” diyor İsmail Tezer.

Yazar ve çevirmen merhum Selim Güzdüzalp, kitabın girişinde yazdığı takriz bölümünde şu ifadeleri kullanıyor: Gazete sayfaları arasında bile nice harika haberlerin gizlendiğine şahit oluyoruz. Bunları dikkatli bir fikir süzgecinden geçirerek Nur Risaleleri’nin de kazandırdığı bakış açısıyla bizlerin istifadesine sunuyor. Haberleri belki hepimiz okuyup geçmişizdir. Ama İsmail Tezer kardeşimizin yorumuyla bizi okuyup geçemeyeceğimiz bir durakta bekliyor yazılar şimdi. Ve İlâhî mesajdan yeni sayfalar açıyor, Rabbimizi hatırlatıyor, fikrimiz ve gönlümüz açılıyor.

Kitabın oldukça sade ve anlaşılır bir dili var. Her şeyi açık bir şekilde ifade etmiş yazar. Seçilen haberler hayretimizi artırırken bize Yaratıcı’mızı biraz daha tanıtacak. Ben kitabı tek solukta okudum, eminim siz de elinize aldığınız gibi nasıl bittiğini anlamayacaksınız. Daha fazla konuşmadan sözü altını çizdiğim başlıklara ve cümlelere bırakıyorum. Allah’a ısmarladık Keçeli, kendine iyi bak…

Altını Çizdiklerim

“İnsanoğlu ne garip bir varlık! Şu uçsuz bucaksız kâinattaki yaratılış şifrelerini, biraz olsun çözer gibi olduğunda veya bu şifrelerden hareketle var olana şekil ve yön verme gücünü biraz olsun kendinde hissettiğinde, hemen kendisini takdire, hatta Nobel ödüllerine layık görür de; her an, her saniye hiç yoktan (adem-i sırftan) kendisi dahil sayısız varlıkları ‘mükemmel bir biyolojik mühendislik harikası’ olarak yaratan Rabbini aklına bile getirmez.”

“Evet, Allah’ın kâinata koymuş olduğu düzende, her şey her şeyle irtibatlıdır. Yaratılışa yapılan olumsuz bir müdahale, ‘kelebek etkisi’ de denilen zincirleme bir hareketle, başka istenmeyen ve beklenmedik durumlara yol açabilmekte. Varlıklar arasındaki bu sıkı irtibat, aynı zamanda tevhidin, yani kâinatın yaratıcısının tek olduğunun da delili. Bediüzzaman, bu anlamda, ‘Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vahid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarûrîdir’ der.”

“Demek ki, insan kendini bildiği ölçüde, Rabbini de bilecek. O zaman, benlik, gereksiz yere şişmeyecek. Hatta şiştikçe, aslında söndüğünü bilecek. Kendine haddinden fazla kıymet vermekle, ateşböceği misali kendi ‘ışıkçığını’ kazanmaya bedel Güneş gibi bir ışığı kaybettiğini görecek.”

“Aslında insanın cesedinde hayatı boyunca ruhuna eşlik eden diğer ‘şuursuz kardeş kanunlar’ daima doğruyu söyler ve bir anlamda insanı sürekli ikaz ederler. Söz gelimi anbean ölüme yaklaştığını, saçına düşen aklarla ve vücudunda yer almaya başlayan ‘ölümün keşif kolları’ hastalıklarla insanın ruhuna ihtar eder dururlar. Ne var ki, insan çoğu kere bu ‘fırsat kanunlarını’ dinlemez ve faturasını da ödemek zorunda kalır.”

-İlahi kameramanlar çekimde –

“Mars’ta hayat yok” (mu?)”

-Messenger ve Hz. Muhammed (asm)

-Narsisizm ve dalalet vadileri

-“Akıllıca bir strateji” mi, ilham-ı İlâhî mi?

-Bilimin tabusunu yıkan keşif

-Keneyle mücadelede Kur’ani metod

-Bakteriyi hafıza kartına çeviren hakikat

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*