İnsan, kendi san’atçığıyla, San’atkârını tanır

İnsan, cüz’î ilmiyle O’nun ilmini fehmeder
ve kesbî san’atçığıyla o Sâni’-i Zülcelal’in
ibda-ı san’atını anlar.

İstikra-i tamme ile ve fenlerin tahkikatıyla sabit olmuş ki, mahlûkat içinde en mükerrem, en ehemmiyetli, beşerdir. Çünkü beşer, hilkat-i kâinattaki zahirî esbab ve neticelerinin mabeynindeki basamakları ve teselsül eden illetlerin ve sebeplerin münasebetlerini aklıyla keşfedip san’at-ı İlâhiye’yi ve muntazam hikmetli icâdât-ı Rabbaniye’nin taklidini san’atçığıyla yapmak ve ef’al-i İlâhiyeyi anlamak için ve san’at-ı İlâhiyeyi bilmek ve cüz’î ilmiyle ve san’atlarıyla anlamak için bir mizan, bir mikyas, kendi cüz’î ihtiyarıyla işlediği maddelerle Hâlık-ı Zülcelâl’in küllî, muhit ef’al ve sıfatlarını bilerek, kâinatın en eşref, en ekrem mahlûku beşer olduğunu ispat ediyor.

Eski Said Dönemi Eserleri, Hutbe-i Şamiye, Yeni Asya Neşriyat, 2017, İstanbul, s. 247

Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rububiyetiyle, daire-i mümkinatta Hâlık’ının rububiyetini anlar. Ve zâhir malikiyetiyle, Hâlık’ının hakikî malikiyetini fehmeder ve “Bu haneye malik olduğum gibi, Hâlık da şu kâinatın malikidir” der. Ve cüz’î ilmiyle O’nun ilmini fehmeder. Ve kisbî san’atçığıyla O Sâni-i Zülcelâl’in ibda-i san’atını anlar.

Sözler, Yeni Asya Neşriyat, 2019, İstanbul, s. 606

Ve madem bu mahiyetteki arzın her tarafına hükmeden ve ekser mahlûkatına tasarruf eden ve ekser zîhayat mevcudatını teshir edip kendi etrafına toplattıran ve ekser masnuatını kendi hevesatının hendesesiyle ve ihtiyacatının düsturlarıyla öyle güzelce tanzim ve teşhir ve tezyin ve çok antika nevilerini liste gibi birer yerlerde öyle toplayıp süslettirir ki, değil yalnız ins ve cin nazarlarını, belki semavat ehlinin ve kâinatın nazar-ı dikkatlerini ve takdirlerini ve Kâinatın Sahibi’nin nazar-ı istihsanını celb etmekle, gayet büyük bir ehemmiyet ve kıymet alan ve bu haysiyetle, bu kâinatın hikmet-i hilkati ve büyük neticesi ve kıymetli meyvesi ve arzın halifesi olduğunu fenleriyle, san’atlarıyla gösteren ve dünya cihetinde Sâni’-i Âlemin mu’cizeli san’atlarını gayet güzelce teşhir ve tanzim ettiği için isyan ve küfrüyle beraber dünyada bırakılan ve azabı tehir edilen ve bu hizmeti için imhal edilip muvaffakıyet gören nev-i benî Âdem var.

Sözler, Yeni Asya Neşriyat, 2019, İstanbul, s. 124

Her bir kemâlin, her bir ilmin, her bir terakkiyatın, her bir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki, o hakikat, bir ism-i İlâhîye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyatı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla o fen, o kemâlât, o san’at, kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa, yarım yamalak bir surette nâkıs bir gölgedir.

Meselâ, hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehası Cenab-ı Hakk’ın ism-i Adl ve Mukaddir’ine yetişip, hendese âyinesinde o ismin hakîmâne cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir…

Sözler, Yeni Asya Neşriyat, 2019, İstanbul, s. 295

LÜGATÇE:

daire-i mümkinat: varlıklar dairesi.

ef’al-i İlâhiye: Allah’ın fiilleri.

esbab: sebepler.

Hâlık-ı Zülcelâl: büyüklük ve heybet sahibi, her şeyin yaratıcısı olan Allah.

hendese: mühendislik.

hilkat-i kâinat: kâinatın yaratılışı.

ibda-i san’at: eşsiz ve benzersiz güzellikteki san’at eserlerinin yoktan yaratılması.

istikra-i tamme: gözlem, deney ve incelemeler neticesinde elde edilen sağlam ve geçerli sonuç.

imhal edilmek: mühlet verilmek, süre tanınmak.

kisbî: kişinin kendi iradesiyle ortaya koyduğu.

mabeyninde: arasında.

mevhum: gerçekte olmayan, hayâlî.

nazar-ı istihsan: güzel görüp takdir etme nazarı.

rububiyet: rablık; terbiye ve idare edicilik.

teselsül etmek: silsile halinde gelmek.

teshir etmek: boyun eğdirmek, hizmet ettirmek.

zîhayat: hayat sahibi.

Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî hakkında 60 makale
Kur’an’ı çağa tefsir ederek, “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, bu dünyadaki vazifem nedir?” sorularına cevaplar sunan, “iman-ı tahkiki”, “ahlâk” ve “istikamet” rehberi Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*