Keyf/ince Lügât

Edebiyat:

Gördüğün görmediğin her şeyin adını yeniden koymak… Kelimelerin hakkını vermek…

***

Geç kalmak:

Anladım; hayat hızlı; gecikmelerimden belli…

***

Sevda ya da çığlık:

Yoksa… okunmuyor mu sevdiğimiz apaçık! Apaçık bir çığlık olduğumuz…

***

Gökyüzü yakınlığı:

Daha mı yakın yollarda gökyüzü!

***

Hâl dili:

Hâlden anlamayan; anlar mı dilden!

***

Ümit ya da bahar:

Ümitsizlik insana yakışmaz. Bi’ çıkış yolu vardır. Geçer kara günler geçer. Birikmiş faturaları ödüyoruz. Cehaletimizin, tembelliğimizin, aklımızı, kalbimizi ona buna satmışlığımızın karşılığı bunlar. Hele kendini tanı; gör ki nasıl tanınacaksın. Unutmadan; kıştan sonra o ümit mevsimi [bahar] geliyor.

***

Unutuş kötüsü:

Unutuyorum çok şeyi ve çok zaman kendimi…

***

Moral bozukluğu için:

Moralin mi bozuk… Ağaçlara, bulutlara, göğe bak! Hesapsız hediyeler içindesin. Tek kuruş alacaklı değilsin. Borcun çok; yoksa bu zenginlik nereden, ha! Surat asma! Tebessüm açığın var.

***

Sonbahar:

Ne o sonbahar mı geldi? Ne bileyim; hüzünlü gülüşü var da bahçelerin. Ve vedaların bunca hevesi…

***

Müfredat:

Müfredat, belli sınırların dışına çıkılamaz, diye dayatılıyor, öğretmenlere. Hayır! Teferruata, inceliklere, yeni kapılara açık olmanın adıdır.

***

Ezan düşünceleri:

İşte akşam ezanı… Gün bitti. Hangi iş, hangi okul, hangi telâşe? Perdeyi çekti zaman. Dolan, oyalan, falan filan… Bir bak; son haline!

***

Kayıp:

Yansımıyorsun aynalara; git de kendini ara; kayıpsın kayıp…

***

Kelime:

Her kelime kaç yolculuk, kaç pencere, kaç ufuk…

***

Bekleyiş:

Gülüşün oluyor bütün çiçekler;

Bir sabah geldim diye haber ver.

***

Dil ve insan:

İnsanın işi her yerde aynı: İnsanlık. Yani adımız: İnsan; dilimiz: İnsanca

***

Ân:

Bir tohum her ân; sonsuzluğu saklayan…

***

Sükûnet ihtiyacı:

Bunca gürültü ortasında, yaşamayı unutur insan; susss!

***

Kitap ve hayat:

Hayata geçir artık şu okuduklarını. Rafta duran; “hayat” gibi tozlanır.

***

Ayrılık vakti:

Üşüyor elleri zamanın;

Bir ayrılık vakti.

***

Yeni gün:

Takvimlerde yeni bir gün kıpırtısı…

Zamanın en çocuk yüzü…

***

Kayıp mezar [a kitabe-i âbide:]

Öyleleri var ki mezarları ve kıymeti de bilinmiyor fakat hakkını vermişler hayatın. Cephede de kitap yazmış. Sonra ülkesine avdetinde de hem hapishanelerde hem dağlarda hem nerelerde okumuş, okutmuş, yazmış, yazdırmış; işte hayat bu, yaşamak böyle olur, demiş. Bakışın, duyuşun, duruşun, sunuşun bütün renklerini, tınılarını önümüze koymuş. Kim olduğunu bilmek de sana kalsın.

***

Gürültü azmanları:

Gürültü patırtı çıkarıyorlar durmadan; kendilerini ev sahibi zannedenler; unutalım diye burada misafir olduğumuzu. Şehirleri beton çöplüğüne çevirenleri kim sanıyorsunuz!

***

Ağacın ölümü:

Ağaçlara, kuşlara düşmandan; insan dostu çıkmaz. Kıyamet yaklaşsa gerek; biz ağaç dikelim. Bu ağaçsızlık neyin habercisi yoksa! İçi kuruyanlar betondan başka ne dökecek! İçinin bahar, cennet olduğunu göreyim seni ağaçları okşarken… Ağaçlar orman orman ölüyorsa… sen bir yaprak kımıltısı kadar gülemezsin.

***

Adres:

Günler hızla akıyor; takıyor alnıma çizgiler.

Nereye gitsem ayrılık, nereye gitsem ölüm…

***

Hayal yorgunu:

Olmayacak şeyler [in hayalleri] yoruyor bizi. Hayal yorgunuyuz…

***

Gece saati:

Sonra yine gece; ipince bir diyar…

Saatler konuşur gibi; zaman uzadıkça uzar.

***

Nefes nefese:

Doğmak ve ölmek her nefes…

Nefes nefese bir hayat…

Hayat ve ölüm baş başa…

Yaşa sen de yaşa…

Neler geldi, neler gelecek başa!

Şeey… neydi yaşamak?

***

Üslûp:

Üslûp sensin. Üslûbumuz “üslûp” olana kadar susmak da bir “üslûp…”

***

Bakış-ı aşk:

Bir aşkla bak ki bir çiçeğe;

Bin aşk devşiresin oradan.

[Çık sıradan!]

***

Savaş ve barış:

Selâmı yayın, diye bir söz var. Barışı, buluşmayı, irtibatı, estetiği ve saireyi… Savaşı yayın, sözü olsa olsa insî ve cinnî şeytanlara aittir.

***

Ekmek kokusu:

Acılar o kadar üst üste ki…

Ekmeğin kokusu nasıldı!

***

Acele:

Acele etme; yolu yordamı kaçıracaksın!

***

İlk ve son:

Her nefesin ilk ve son olduğu…[nu demiyor okullar. Okullar nefesimizi duyurmuyor; aklımızı, kalbimizi doyurmuyor.] Burada niyetim nefeslerimizi duymaya davet; okullar değil; o zaten malûmu ilam…

***

Âciliyet ilanı:

Âcilen normalleşmeye ihtiyacımız var; vasatın sınırlarını, sarı, mavi, siyah, kırmızı bütün çizgileri çoktan “çizdik.”

***

Şimdi kaçkınlarına:

“Yarın da yarın…” deyip duruyorsun; bu senin tembelliğin çünkü yarın yok ki… Bir de düne takılıp kalmışsın da dün gitti. “Şimdi” avuçlarından dökülen bir hazine; aradığın ne?

***

Ellerim ve duâ:

Ellerim…

Uyusa duâda…

Uyansa duâda…

İhtiyaçlarım bitmiyor da…

***

İlk:

Burası da rüzgâr, sonbahar… Yeni bir mevsim bu yeni serinlik… O bildiklerinden amma… değil… İnan ki yaprakların solması, olması narların, ayvaların sararması… ne görüyorsam hepsi ilk…

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*