Astrolojinin psikolojisi

Pandeminin başından beri çok sayıda kişi, sorularının cevaplarını yeniden astrolojide aramaya başladı. Tarih boyunca insanoğlu astrolojiye dalgalı boyutta ilgi duymuş, kimi zaman bu ilgi yükselmiş kimi zaman düşmüş. İnsanları gerçekleri yıldızlarda aramaya iten psikolojiyi merak ettim. Ülkemizde nisbeten az olsa da, danışanlarımdan ve sosyal medyadan denk geldiğim kadarıyla, ilgimi çekmeye başladı bu psikolojik durum.

Psikolog Umut Vera Tuna’nın şöyle bir yorumunu okumuştum:

“Ülkede artan astroloji ilgisinin artan ‘ne olacak endişesi’ ile çok alakası var. Her şeyin kötüye gittiği bir yerde hayatı kontrol hissi tehdit altındadır. Astrolojik çıkarımlar insanlara bu kontrol duygusunu verdiği için rağbet görüyor.”

Belirsizlik, insan hayatının bir parçası. Hayatımızdaki bir çok şeyi hiçbir şekilde kontrol edemediğimizi kabullenmek zor olabiliyor. Bir de covid ve eve kapanma dönemleri eklenince, bu belirsizlikler üst düzeye çıktı. İnsanlar işlerini, imkânlarını, sevdiklerini kaybettiler. Hayat kontrolden çıkmış gibiydi (daha önce bizim kontrol ettiğimiz meselesine bir soru işareti koyuyorum). Kontrolü kaybeden insanlar çılgına döndü. Covid olmamak uğruna evlerde paketli gıdaların paketini yıkamaya kalktığımız zamanları hatırlarsınız. Dolayısıyla hayatın kontrolünü yeniden ele alma isteği arttı.

Bu konuda ülkemizi nisbeten şanslı görüyorum. Çünkü yaşantı olarak her an her şeye hazırlıklı bir milletiz, kurallara ve prensiplere bağlı bir yaşantımız pek yok. Ve bu esnekliğimiz sayesinde covid dönemindeki yeni kurallara hızlı adapte olduk, ruhsal sağlığımızı nisbeten koruduk. Neye nisbeten? Yurt dışında covid önlemlerinde yaşayan insanlara nisbeten. Çünkü orada hayat daha kurallıdır, her şeyin saati bellidir, rayından çıkmaz hiçbir şey. Bu covid dönemi onları alt üst etti, insanlar kontrolden çıkan hayatlarını yeniden kontrol altına alabilmek için bilime başvurdu, kesin bir cevap alamayınca (kesin cevap istemek de bir nevî katı kuralcılıktır) astrolojiye başvurdu.

Burada bu hissi anlayabiliyorum ve normal karşılıyorum, insan bilinmezliğe karşı bir bilgi arar durur. Bilim buna yanıt veremeyince yıldızlara bakmaya karar verdi bir kısım insan. Geleceği öngörüp hayatını kontrol etmeye çalıştı. Her gün takip etti, sürekli düşündü kafaya taktı. Sonuç; anksiyete ve panik ataklar… Bence hayatını kontrol altına alma ihtiyacını rahatlatmanın en güzel ve kolay ve kalıcı yolu; ona hayat planını çizen Allah’a güvenmek, gününe odaklanmak ve psikolojik esneklik kazanmak. Esneklik bizi hayata kolay adapte eder. Pandemiye hızlı adapte olanlar hayatta hızlı ilerlediler, bekleyip katılık gösterenler ise geride kaldılar. Bizim inanç yönüyle çok daha kolay bir çözümümüz varken astroloji gibi merakaver ve uzun bir yola başvurmak mantıklı gözükmüyor.

Astroloji ne bilim olduğunu iddia ediyor ne de din olduğunu söylüyor. İkisinden de alıntılar yaparak ilerliyor. Ancak astrolojiye başvurmuş insanlar sıkı bir inançla bağlanabiliyor bu konuya. Yıldızların hareketini, kendine bakan yönünü her gün takip ediyor. Doğduğu günün yıldız haritasını çıkartarak kendi hakkında bilgi sahibi olmaya çalışıyor. Buradan da anlıyorum ki, insan fıtratı büyük ve küllî bir güce inanmak, onun elinin üzerinde olduğunu hissetmek, belli bir plana göre yaşadığını bilmek istiyor. Rastgele yaşadığını düşünmek, üzerinde bir amacı olmadığına inanmak, düşününce beni de kaygılandırıyor, hayatımı kontrol etme ihtiyacı veriyor. İnancımın kolaylığı olmasaydı, herhalde ben de astrolojiyle nerede ne olacağını bilmek ve ona göre davranmak isterdim.

Londralı psikolog Elena Touroni astroloji için; “Birisi için olan biteni anlamlandırıyor ve bir rahatlama sağlıyorsa, ille de kötü bir şey olarak bakmamalı.” diyor. Bu cümle beni düşündürdü, rahatlatma sağlıyorsa cümlesi… Bense bunun yerine, gerçeğin acısıyla yüzleşmek ve kendini belirsizliğin esnekliğine bırakmak kavramlarını daha işlevsel buluyorum. Hayatını şuursuz gezegenlerin tanzim ettiğini düşünmek yerine, bir Yaratıcının tanzim ettiğini bilmek ve “Beni yaratan elbet yolumu da gösterir” teslimiyetine ulaşmak daha garanti. İnsan fıtratı inanmadan, bu dünyanın yükünü aklı başında olarak kaldırabilecek bir varlık değildir, geleceğin ihtimalleri arasında yaşayabilecek bir varlık değildir. Bunu yapan insanların kaygı atakları geçirdiğine ve en sonunda “Ben her şeyi kontrol edemem, bu çok ağır” dediklerine tanıklık ediyorum. Kendi elinden geleni yapıp, gerisini büyük bir güce bırakmak, astroloji ile ilgilenen insanların da yaptığı bir eylem. İnsan kendini bıraktığı elin de güçlü olmasını ister, yıkılmasın ister. Bu açıdan yıldızları ve gezegenleri sorgulamak isterim, sabitler mi? Yoksa batıp gidenler kategorisine mi dahiller? Şuurlular mı, yoksa onlar da mı bir şuurlunun ilim planına dahiller? Yanlış anlaşılma olmasın, gezegenlerde de bir kader planı yazılmış olabilir, tıpkı elimizde bazı çizgilerin olması gibi. Bu konuda uzman değilim, sadece insan aradığını bulmak için çok uzağa çok zor bir yoldan bakıyor.

Bunun bir alt dalı olan burçlar konusuna da değinmek isterdim ancak pek bilgi sahibi değilim. Bazen danışanlarımdan burcumu soranlar oluyor, terapötik ilişki kurup kuramayacaklarını anlamak için. Burçlar konusu seanslarda şöyle gündeme gelebiliyor: “Kocamla burçlarımız çok zıt, anlaşamayacağımız baştan belliydi hocam.” diyor. Ben de burçları çok bilmiyorum; ama diyorum ki, “Problem çözme stilinize, aile geçmişinize, hayattaki deneyimlerinize bakmayı yeğlerim. Bu bize bir kapı açar. Burçlardan gidilince nasıl çözüm bulunuyor bilmiyorum. Burç konusu değişme sorumluluğunu da alıyor insanın elinden. Mesela, ‘Ben balık burcuyum, her tartışmada ağlarım zaten’ diyerek değişimin yolunu kapatmış oluyor.”

Burçlara ve astrolojiye sıkı sıkıya bağlı insanların seansları bir tık daha zor oluyor açıkçası.

Bir tweet görmüştüm, burçlar ve psikoloji konusunun özetidir bence:

“Adam 900 sayfalık kişilik kuramları yazıyor; siz hâlâ, “oğlak inatçı.”

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*