Kale ve insan benzerlikleri

Kale ile insan arasında çeşitli benzerlikler kurulabilir. Bu yazımızda bu benzerliklere dikkat çekerek tefekküre kapı açmaya çalışacağız.

Kaleler; genellikle yol kavşağı, ana yol, geçit yeri gibi stratejik yerlerde inşa edilmiş ve inşasında arazinin tabiiî özelliklerinden de yararlanılmıştır. İnsan da kâinatın en stratejik konumunda (dünya) ve sorumluluğundadır. Kâinatın merkezi dünya, dünyanın merkezi ise insandır denilebilir.

Kaleler bizleri tarihin derinliklerine götürür. Ekseriyetle yüksek yerlere inşa edilirler.  Bu da kuşbakışı bir nazarla bulunduğumuz şehri gözlemleyip tefekkür etmemizi sağlar. Yüksek bir yerden bakmak defalarca gördüğümüz yerleri daha önce görmediğimiz açılardan görmemizi sağladığı gibi aynı zamanda bütüncül bir değerlendirme de yaptırır. Üstad Bediüzzaman’ın yüksek yerleri (Van kalesi, Çam dağı, ağaç üzerindeki kulübeler gibi…) tercih etmesi tesadüf olmasa gerektir. Bu ve benzeri mekânlar tefekkür için birebir yerlerdir. Şehir merkezi kadar kalabalık olmadığından sakindir ve huzur verir. Bu bize, bir yere ve konuya konsantre olma kolaylığı da sağlar.

Kalelerin inşasında; kolay ve az sayıda bir kuvvetle savunulabilmesi, gerektiğinde içeridekilerin dışarı çıkabilmesi, uzun süreli kuşatmalarda su ihtiyacını sağlayacak imkânlara sahip olması, kuşatmalara uzun süre dayanabilmesi, imkân nisbetinde bir veya birkaç tarafında tabiî engeller bulunması gibi şartlar göz önünde tutulmuştur.

İnsanın da inşasında benzer düsturların ön planda olduğunu müşahede ediyoruz. Bilhassa maddî ve manevî cihazatı düşünüldüğünde Allah’ın (cc) Hakîm ismine ayna olduğu görülür. Yani en az maddeyle en çok vazife yapacak şekilde yaratılmıştır. Örneğin küçük bir et parçası olan karaciğerimize 500’den fazla vazife verilmiştir.

Kale mimarisini askerî kaideler belirler. Yeri, donanımı, özellikleri, büyüklüğü hep bu gaye üzerine planlanır. Kale’nin büyüklüğü, şehrin önemiyle doğru orantılıdır. İnsanın zahirî şeklini de İlâhî gayeler belirler. Tüm cihazatı en doğru yerde, en doğru büyüklükte ve ihtiyacını karşılayacak niteliktedir. Örneğin, gözümüzün başımızda yer alması en geniş görme açısını sağlar. Biraz daha aşağı bir konumda yer alsaydı hem estetik olmayacak ve hem de hayat çok zorlaşacaktı.

İhtiyaca göre, bazı kaleler içinde koca bir şehir yaşayacak şekilde planlanmıştır. Ev, ibadethane, sarnıç, yiyecek saklamak üzere kârgir ambar gibi yapılar kalenin ihtiyacına göre belirlenmiştir. İnsanın da içinde en nazik, en nazenin organlarının olması ve iskeletle korunması son derece manidardır. Nasıl ki güçlü duvarların arkasında savunmasız şehir yapıları varsa insan bedeninin içinde sürekli nemli tutulması gereken ve darbelere dayanıksız iç organları vardır.

Kale mimarisinin en önemli kısmı kule veya burçlardır. Çok eski tarihlerden itibaren kapıların iki burç arasında olmasına önem verilmiştir. Bazı önemli veya tehlikeli kısımlarda, bilhassa kapılarda kule sayısı sıklaştırılarak emniyet arttırılmıştır. Bu tedbirler boşuna değildir. Zira kalelerin en zayıf yeri kapılarıdır. Dolayısıyla alınan tedbirlerin burada yoğunlaşması gerekir.

İnsanın da en zayıf kapıları; çağın hastalığı enaniyet ve nefsi emmaredir. Aynı kalenin burçları gibi yoğun bir tedbir almak kaçınılmazdır. Aksi takdirde kalenin düşmesi gibi imanın sukut etmesi söz konusu olacaktır. O halde bu çağda bu kale kapılarını güçlendirmenin en kısa ve en etkili yolu Risale-i Nurları “anlayarak ve kabul ederek” okumaktır.

Kaleler bir veya iki kat hâlinde inşa edilir, en fazla tehlikeye mâruz kalacak kısımlarında ayrıca duvarların dışına bir de hendek oyulurdu. Kalenin girişini korumak ve hendek üzerinden geçişi sağlamak için bir iner kalkar köprüile zincirlere bağlı olarak hendeğin karşı kenarına inilirdi. Bu köprü, gerektiğinde yukarı kaldırılarak aynı zamanda kapının önünü perdelemek suretiyle girişi daha da güçlendirirdi. Aniden beliren bir tehlike sırasında, kapı kanatlarını kapatmaya veya iner kalkar köprüyü kaldırmaya vakit bulunamadığında ise kaleye girişi önlemek için yukarıdan giyotin şeklinde inen ağır, kafesli mânialar yapılmıştır.

Görüldüğü üzere kale savunmasında sadece kapıların etrafını güçlendirmek yeterli değildir. Hendek oymak, iner kalkar köprü inşa etmek ve acil durumlarda giyotin şekilli engeller yapmak gerekir. Bu da ince bir planlama ile kalede yaşayan herkesin bir şahs-ı manevî oluşturmasıyla başarıya ulaşması mümkün olur.

İnsanın da iki cihan saadetini yaşayabilmesi için karşısına çıkan tüm hücumlardan haberi olmalı ve bu manileri nasıl def edeceğini bilmelidir. Sosyal bir fıtratta yaratılan insanın kendi başına değil, aynı amaç doğrultusunda olan bir şahs-ı manevî ile hareket etmesi yükünü hafifletir ve muvaffak olmasına vesile olur vesselâm…

2021 Mart ayı Anlamlı Yorum sayfasına gitmek için tıklayınız.

1 Yorum

  1. İlgi ve beğeni uyandıran tespitlerinize tebrikler.
    Tefekkür kalelerinde burçlanmak duası ile..

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*