Kalemlerin efendisi

-Kale’mdir kalem…-

Her kelime bir tohum gibi düşer sayfalara. Yazanın kalbinden yine okuyanın kalbine…

Bir aynadır her kelime. Yazan da okuyan da kendini görür orada.

Kale’m’e sığınanlar kurtulur diye bir his var içimde. [Elbette kalem gibi dosdoğru olmak kayd u şartıyla…]

Yazmak ateş yakmaya benzer.

Tutuşturur kelimeler birbirini. Hem kendisi yanar hem sizi yakar. Etraf sıcağa, ışığa gömülürken… gözleriniz yerinden çıkacak gibidir.

[Yazı  budur belki de!]

Yazı içinizin bütün taşlarını oynatır, oynatmalıdır.

Yeter ki insan kulağı olsun; birden bir ses, bir nefes, bir cümle duyar ve geçmiş, gelecek, şimdi birbirinin gözlerinin içine bakar. Ve insan bütün hücreleriyle seğirtir o yana. Koşar da yerine göre. Yerine göre olduğu yere mıhlanır. Aklını ve kalbini kulağına kor. Kordan zemheriye gider gelir. [Gidip gelmediği, birinde kaldığı da olur.]

Söz bu…

Can gibi, canan gibi sarıp sarmalar. Yağmaladığı, perişan ettiği, şan ettiği, neler ettiği, ettiği, ettiği…

Bilenler; kelime nedir, bilir; oracıkta secdeye kapanır. Kılıçlarını çeker arkadaşları:

“Ne o, sen Müslüman mı oldun?”

Adam şaşırır:

“Durun!” der, hayır! [İçini bilmeyiz elbet!]

Ben sözdeki belagata secde ettim.

İşte s/öz budur. Kalbiniz -hâlâ kalpse- güzelliğe bir yerinden vurulur. Düşünceleriniz bir sınır çekse de [koysa da] rotayı çizse de kalbiniz işte böyle secdeye yatırır sizi.

Kalem  bir oktur.

İsabet ettiği kadar (y)aralar. Atıcının “atma” gücüyle ters orantılıdır.

Kalem âlemdir, alemdir.

Bir demdir ki demlenmeye görsün; o demden bir “kalem” çeken iflah olur.

Kalem bir silahtır.

Ok gibidir, denmesi niçindir? Bu yüzden takibata uğrar, hapis yatar, hatta kalem için nice kalem kırılmıştır. Kim bilir en çok da buna “kırılmıştır” kalem!

Ah minel kalem!

Kalem bir köprüdür, bir yoldur, bir davettir, evettir, rettir. Kalem en çok da nettir, efendim! En çok sevinen kalem(ler) derdini en net anlatanlardır.

Kalem elem taşır, emel taşır, med cezir üzre  gider gelir.

İlle de aşka gelince yazar bir kalem.

Kalem… yazınca kalemdir. Kalemin demini alması uzun yılları bulur.

Öteki hâli ya çok açık (ki tiryakilerin pek keyif almadığı) ya da yazanın da anlamadığı şeylerdir.

Bu “ufacık!” kalemden neden korkulur ki…

Bilmezler de ondan.

Kalem;  med ceziri, emeli, elemi, uzağı, yakını, dağı, taşı, toprağı, rüzgârı, sanatı, sanatkarı  anlatmaya durunca… yani kalemin çizdiği haritalarda neleri seyredince olacak olan nedir?

Hayretimiz çoğalacaktır.

“Hayret…” diye bir yanlarının olduğunu bilmeyenler iç gözünü (basiretini) köreltmiştir.

[Kaleme, kitaba uzak olanların neye yakın olduğunu da yine ne yazık ki kelimesi olanlar bilecektir.]

İnsandan yani kendinden habersizler suçu kalemde arar.

Kalemsiz yürünemeyeceğini bilmeyenler kaleme uzak kalmayıp da ne yapsın!

Kaleme sırtını dönmüşlerin kemiyet listesinde çokluğunun keyfiyette herhangi bir değeri söz konusu olmadığından… geçile!

Eli kalem tutanları kalem tutmayanlar tutmaz.

“Erbab-ı “kalemi” çekemez nâkıs olanlar;

Rencide olur dide-i huffaş Ziya’dan.” diyerek Paşa’nın izniyle bir kelime değişikliğine gittik. Kemal ehli olmanın yolunun kalemden geçtiğinin de bir kalem altını çizelim.

Efendi kelimesinin efendiliği beni hep efendiliğe çağırır.

Bakınız, “kalem efendisi” tabirine.

Kimdir kalem efendisi? dahi uzaktır.

2021 Temmuz ayı Keyfince Lügat sayfasına gitmek için tıklayınız.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*