Deprem sonrası yaşam üçgeni: Bağ kurmak

Âfetlerde birçok kaybımız olur; can kaybı, mal kaybı, güven kaybı.. Her biri için yas süreci vardır. Bu yas sürecini kısaca özetleyerek başlayalım; Elisabeth Kubler-Ross tarafından tanımlanmış aşamalardan oluşur. Herkes aynı sırada yaşamaz veya bazı aşamayı hiç yaşamaz. Ancak genel hatlarıyla yas süreci şöyledir:

1. Travmatik yaşantılarda kişiler ilk safhada şok aşamasındadır, bunu TV’deki insanların yüzünden anlayabilirsiniz, acıdan ziyade ifadesizlik vardır. Güven ve temel ihtiyaçlarını almaya başladığında yaşadığını anlamaya başlar ve orada acı gelir. (Çoğu depremzede, deprem bölgesinden çıktıktan, yani güvene kavuştuktan sonra ilk defa ağlayabilmiş.) Bu aşamaya inkâr aşaması da denir; “Hayır bunu yaşamadım, bunları yaşamış olamayız.”

2. Sonra öfke aşaması gelir, suçlu arar, müteahhitlere/devlete kızar. Bu iyidir çünkü kontrolü biraz daha eline aldığını gösterir.

3. Sonra pazarlık aşaması gelir; “Keşke evim gitseydi de tek canı sağ olsaydı” Çocuklar ise; “Bir daha hiç yaramazlık yapmayacağım, annem gelsin artık” diyebilir.

4. Aşama depresyon ve yalnızlıktır; kimseyle iletişim kurmak istemez, yardım istemez. Yavaş yavaş minik iletişimler kurulması gerekir.

5. Son aşama ise kabul ve umuttur; acısı hâlâ vardır ancak durumu hazmetmiş ve yeni yaşam koşuluna ayak uydurmaya başlamıştır.

Bu aşamaları yazmaktaki amacımız, bu süreçleri bilirsek bunların normal olduğunu idrak edebiliriz. Kimisinin şok aşaması uzun sürer, inkârı hızlı geçer. Kiminin öfkesi fazla seslidir kimi içinden öfke duyar… Hepsi kişiye göre farklılık gösterir. Bu aşamalar yaklaşık 1 yıl sürer, 1 yılı aşmasına rağmen takılı kalınmışsa travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olabilir, profesyonel bir destek alınmalıdır.

Travmanın etkisini kişiler çeşitli yollarla atar. Kimisi çok anlatır, kimisi ise çok susar. İkisi de kendi içinde normaldir. Duruma uygun bağ kurmak gerekir, bu bazen dokunarak olur bazense yanında saatlerce susarak. Gözüne bakıp bağ kurmak çok mucizevî bir olaydır. Size de tanıdık gelecek bir örnek vermek istiyorum; çok yakını vefat etmiş kişilere ilk gün sakinleştirici iğne yaptıranlara tanıklık ettim. Çok ağlıyormuş, hiçbir şey yiyemiyormuş, böyle olmazmış. Yakınları söylüyor bunları. Bense düşünüyorum kime göre olmaz neye göre olmaz? Asıl olmayan şey, yakınlarının onu öyle görmeye dayanamamasıdır, ne yapacaklarını bilememesidir. Peki, nasıl davranılır?

Travmatize olmuş veya yakınını kaybedip yas sürecini yaşayan bazı kişiler, sürekli anlatma ihtiyacı duyar. Her gelene, gidene defalarca aynı olayı anlatır. Karşıdakinin onunla bağ kurarak dinlemesi çok büyük bir destektir. Anlattığı duruma göre geri bildirim verilir; “Zor olmuştur, neler yaşamışsın, sonra ne oldu, hmm…” Asgarî düzeyde teşvik deriz biz buna. Teselli içermemeli; “Olacağı varmış, olanla ölene çâre yok” denmemeli, suçlamamalı, “Ama siz de gidip öyle bir evde oturmuşsunuz” dememeli. Anlatmasını ilgiyle dinlemeli, minik dokunuşlarla desteklenmeli. Kimisi enkazın etkisiyle sıkı sarılmalara gelemeyebilir, buna sizin iç görünüz karar verecek veya direkt sorabilirsiniz de…

Bu anlatmalar 6 ay kadar sürebilir, özellikle kaybettiği yakınlarıyla anılarını durduk yere anlatıp ağlamaya başlayabilir. Çok keyifli bir sohbet ortamında bir anda başlayabilir, hiç sorun yok, hiç panik yok. Duygusuna eşlik edilip, yanında olduğunuz hissettirilip, diğer konulara minik adımlarla geçilir. “Yeter ama kendine yapma bunu, anlattıkça kötü olursun” denmemeli.

Travma ve kayıplara sessiz tepkiler verenlere gelirsek; onu açmak için uğraşmayın, ona zulüm olur. Bizim toplumumuzda cenaze evlerinde böyle kişileri zorla ağlatırlar, yanında ağıt yakarlar, “Ağlasın içine atmasın, açılır” derler. Fikir çok güzel, ama işe yaramayabilir. Halini iyi izlemek lazım, bazen yanına gidip sessizliğine eşlik ederken yemekler, içecekler ikram edilebilir. Yemese sorun yok; vücut alarmdayken bir şey yiyemez zaten. Sadece su ve uyku ona iyi gelir. Sessizliğine eşlik ederken arada şu denebilir; “Konuşup anlatmak istersen veya ağlamak istersen ben bunun için yanındayım.” Hâli ve tavrı takip edilir, kendi hâline de bırakılmaz.

Kendi hayatınızdaki acılardan örnek vermeyin, “Ben de Van depremini yaşadım çok kötüydü” gibi… İlk aşamada işe yaramaz bu, anlamsız gelir depremzedeye. Sonraki aşamalarda duruma göre kullanılabilir. Anlamlandırma aşamasına ise çok sonra gelecek; “Allah neden izin verdi buna, neden ben, hani rahmeti gazabını geçmişti?” gibi soruları olacak. Bunları sormaya başladığında küçük kısa cevaplar verilebilir. Mesela benim aklıma gelenlerden birkaçı; “Neden ben?” sorusuna, “İnan dünyadaki tüm bilge insanlar, âlimler birleşse dahi bunun net bir cevabını veremeyecekler…” gibi kısa cevaplar yeterli olabilir, bilmiyorsanız “Bunun cevabı henüz bende yok” deyip araştırmaktan çekinmeyin. Veya uzman birine yönlendirebilirsiniz, bu sorulara “İsyan etme, şirke girersin” gibi cümlelerle cevap vermeyin, bırakın sorsun ki mutmain olsun. Anlamlandırma safhası önemlidir, hayatına oturtuyor imtihanını. Yasını yaşama şeklini iman mertebesiyle ilişkilendirmeyin, herkesin yas süreci parmak izi gibi farklıdır.

Travmadan etkilenmiş çocuklar çok daha ayrıntılı ve uzmanlık isteyen bir konu. Ancak psikolojik ilk yardım mahiyetinde şunları söylemek mümkün: Sordukları sorulara yaşlarına uygun cevap vermek önemlidir. Mesela 3-4 yaş henüz ölümün ne olduğunu bilmez, böyle bir çocuk babasının nereye gittiğini sorduğunda, “Cennete gitti” ifadesi kafasını karıştırır çünkü gittiyse neden geri gelmiyor? Gitmek eylemi gelmeyi de içerir. Ölüm kelimesi bizzat kullanılmalı; “Baban öldü, bu bir daha geri gelmeyecek demek. Biz de bir gün ölüp sevdiklerimize kavuşacağız…” Çocuk sormadıkça detay verilmez. Cennet-ahiret kavramlarına sormadıkça girmeyiz (3-4 yaş grubu için). Açıklamaya masal üzerinden başlanabilir. Bunun gibi çok detay vardır çocuklarla ilgili, ayrıntılı bilgiyi uzmanlara danışarak öğrenebilirsiniz.

Sonuç olarak, depremde yaşam üçgeni kurmak ne kadar hayat kurtarıcı olduysa, depremden sonra kurduğumuz bağ ve cümlelerimiz de yaşam üçgenlerini kurup onları hayata bağlayacaktır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*