Sezgi

Sezgi gelecek bilginin yerini açabilme yeteneği… Boşlukların varlık uzayına dönüşebilir fikrinin zihnin çarklarında yer bulması… Gerçeğin deneye veya akla vurmadan doğrudan doğruya kavranması. Buna bazı kaynaklarda “ihsan” da deniyor.

Matematik ve mantık; bilgiden çok sezgi olması yeni uzay keşiflerini zihnin çarklarında üretebilme karakterinden ileri gelir. Alan üretmek ve alanı kullanmak… Bu biraz da işin oyun kısmı. Yani insana mahsus. Yoksa Allah: “Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık”1 buyuruyor.

İnsan için sezgiler keşfin açık kolları gibidir. Maddî ve maneviyatın kesişme noktaları ile pek çok karşılaşılabilir niteliktedir. Matematikçilere göre iç güdüler yetmez; kesin olmak zorundalar. Bunun için ispatı bilmek gerekir. Çünkü sezgiler bir yere kadar götürür. İspat da öyledir aslında. Sonuna kadar gidecek olan ise inançlardır. İman ise, bir soyut güzelliktir.

“Yani: ‘Kurdun bahsini ettiğin zaman topuzu hazırla, vur; çünkü kurt geliyor.’ Demek bir hiss-i kable’l-vuku’ ile, latîfe-i Rabbaniye icmalen o adamın gelmesini hisseder. Fakat aklın şuuru ihata etmediği için; kasden değil, ihtiyarsız olarak bahsetmeye sevk eder. Ehl-i feraset bazen keramet gibi geldiğini beyan eder. Hattâ bir zaman bende şu nevi hassasiyet fazla idi. Bu hali bir düstur içine almak istedim, fakat yakıştıramadım ve yapamadım. Fakat ehl-i salahatta ve bâhusus ehl-i velayette bu hiss-i kable’l-vuku’ fazla inkişaf eder, kerametkârane âsârını gösterir.”2

Sezgisel bakış ve görüş yeteneği: Feraset. Peygamber Efendimiz (asm): “Mü’minin ferasetinden sakının! Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.”3 demiştir.

Sezgileri güçlendirmek beyni olumlu ruh hali ile çalıştırmak düşüncesiyle birleştirebilir. Brain Up’ı kullanarak bunun için bazı basamakları ifade etmek mümkün olabilir: Müsbet ruh haline öncelik vermek, ışık kimyası (Zühreverdi’den İbnü’l-Heysem’e), anlatılar kurmak (Bediüzzaman-ı Hamedanî’den Harirî’ye), harekete geçmek (Bediüzzaman Said Nursî’nin müsbet hareketi), oksijenin canlandırıcı etkisi (neticesi hitap çiçekleri), olumlu düşünme alışkanlığı kazanmak (dostluk mesleği ve kardeşlik) ve Sosyal Şifa (ittihad). Zihnin inşasında her bir Çarkın yeniden ve sürekli inşası ve icadı;  Matematik ve mantığın hem keşif hem icad yetenekli bileşenlerini doğru ve doğrularla gösterimini zorunlu kılar. “Mü’minin ferasetinden sakının” fermanı bütün bu sırları içerir.

Aynı şekilde sezgiler de beyinde gerçekleşen işlemlerin bir sonucudur. Araştırmalar, beynin, gelen duyumsal bilgileri ve o anda yaşanan deneyimi hafızada kayıtlı daha önceki bilgi ve deneyimlerle sürekli kıyaslayarak geleceğe yönelik öngörülerde bulunan dev bir makine olduğunu gösteriyor. Böylece beynin mevcut durumla en iyi şekilde başa çıkmaya hazırlıklı olması sağlanıyor. Öngörü dışında bir durumla karşılaşma hâlinde beyindeki bilişsel modeller güncelleniyor. Geçmişte yaşanan deneyimler sonucu oluşturulmuş model ile yaşanan deneyim arasındaki kıyaslama yoluyla sonuç çıkarma hâli otomatik ve bilinçaltı bir süreçtir. İşte sezgiler bu kıyaslama sırasında beyin önemli bir uyum veya uyumsuzluk tespit ettiğinde ortaya çıkar. Ama bu henüz bilince çıkmış değildir.

Belli bir alanda çok tecrübe varsa beynin mevcut deneyimi kıyaslayacağı fazlaca bilgi depolanmıştır. Bu, sezgileri daha güvenilir kılar. Yani tıpkı üreticilik gibi sezgileri de tecrübe ile geliştirmek mümkündür.

Psikoloji literatüründe sezgi genellikle iki genel düşünme tarzından biri olarak açıklanır. Sezgisel düşünme otomatik, hızlı ve bilinçaltında gerçekleşir. Analitik düşünme ise yavaş, mantıklı ve bilinçli ve kasıtlıdır. Analitik ve sezgisel düşünmenin genel olarak birbirinin karşıtı ve tahterevalli şeklinde hareket ettiği düşünülür. Ama bazı yeni veriler bu iki düşünme tarzının bağlantılı olmadığını ve aynı anda gerçekleşebildiğini gösteriyor.

Sezgiler eski, otomatik ve hızlı bir sürece dayandığı için yanılgı içermesi ve taraflı olması da mümkündür. Ama sezginin hızlı, otomatik ve bilinçaltı bir değerlendirme olduğunu, bilinçli yapılan analitik düşünmenin sunamayacağı bilgiler içerdiğini anlamak ve sezgisel ve analitik düşünmenin aynı anda gerçekleştiğini ve zor karar alma süreçlerinde birbiriyle kıyaslamak gerektiğini kabul etmek.

İbni Sînâ; bu meselede önemli ölçüde Fârâbî’den ayrılır. Fârâbî felsefî eğitim serüvenini, kendisini bir okula ve bu okulun öğretim geleneğine bağlayacak şekilde oluşturmuştur. Buna rağmen İbni Sînâ eğitim serüvenini, her hâlükârda kendisini herhangi bir öğretim geleneğinden ayırt edecek tarzda oluşturmuştur. İbni Sînâ, otobiyografisini öyle tasarlamıştır ki, otobiyografide kendisini sezgi yoluyla kendi kendini eğitmeyi başarmış (otodidakt) biri olarak göstermektedir. Gutas bunun başlıca sebebini şu şekilde özetler: Otobiyografinin dayandığı sezgi doktrini, İbni Sînâ’nın Aristoteles yorumuna imkân tanımaktadır. Sezgi doktrini içeriğinden bağımsız olarak şunu sağlamıştır Tony Street’e göre: “İbni Sînâ herhangi bir konuda metne aykırı düşündüğünde, çözüm için yoruma dayalı taktiklere başvurmak zorunda kalmamıştır. Aslında Şifa’nın başından sonuna kadar şu açıktır: İbni Sînâ, Aristoteles’in meseleyi bu şekilde ele almasını sağlayan bütüncül görünümü kavradığına inanmış ve bu durum, İbni Sînâ’ya Birinci Analitikler’ in sistemini eksiltme, artırma ve dönüştürme imkânı vermiştir. 4

Yakın geleceğe dair bilim-kurgu öğeleri barındıran “Her” (Aşk, 2014) filminde, yalnız ve mutsuz bir adam olan Theodore ile yapay zekâ arasındaki imkânsız aşk anlatılır. Filmi izleten, yapay zekânın, insan zihninin özelliklerine sahip olduğu fantezisidir. Yani insan bilinci taşıyan soyut bir varlık tasarlanır. Oysa bedenimiz olmadan bilincimiz de olamaz.

Bediüzzaman’ın cismaniyet vurgusu, beden bilinç bağlantısı için de önemli bir kaynaktır:

“Esma-i İlahiyenin en cem’iyetli âyinesi cismaniyettedir. Ve hilkat-i kâinattaki makasıd-ı İlâhiyenin en zengini ve faal merkezi cismaniyettedir. Ve ihsanat-ı Rabbaniyenin en çok çeşitleri ve rengârenkleri cismaniyettedir. Ve beşerin ihtiyacat dilleriyle Hâlık’ına karşı dualarının ve teşekküratının en kesretli tohumları yine cismaniyettedir. Maneviyat ve ruhaniyat âlemlerinin en mütenevvi çekirdekleri yine cismaniyettedir.”5

Buradan sezgi tanımı olarak; gerçekliği dolaysız olarak (içten ya da içeriden) kavrayabilme, tanıyıp bilme yetisi olarak tanımlanır. Felsefede gerçeğin/özün deneye veya akla vurmadan doğrudan doğruya kavranması anlamına gelir. Elimizde yeterince bilgi olmadığında sezgiye başvururuz. Popüler kültürde altıncı his olarak adlandırılan ve modern hayatda önemli bir rolü olan sezgiye yaklaştıracak kavramlar öncelikle: Empati ve öngörü.

Empati ötekiyle kurulan “anlık” bir köprüdür ve yorumlanan bilgi duygudur. Empati ilişkilenmeyle ilgilidir ve bir deneyimdir. Öngörüdeki bilgi daha çok düşünceler/fikirlerdir ve öngörmek yordamak, geleceği tahmin etmektir. Öngörü bilinç düzeyinde gerçekleşirken, empati ve sezgide bilinçdışı/bilinçöncesi süreçler işler. Öngörü tahminse, sezgi kavrayıştır.

İnsan zihni görünenden çok daha karmaşıktır. İdrak edilenden fazlasını algılar, hatırlanandan fazlası unutulur. Fakat kaybolduğu zannedilen zihnin derinliklerinde depolanır. Sezgi, bilince çıkmayan verilerin bağlantılarını kurabilmektir. Sezmek, geçmişteki deneyimlere dair duygu izlerini takip edebilmek (epizodik bellek) ve örtük öğrenmeyle ilgili görünmektedir.

Beş duyu dış dünyadan (açık), altıncı his iç dünyadan (örtük) veri bildirimidir. Nasıl bakmakla görmek, işitmekle duymak, algıyla idrak aynı şey değilse bilmekle sezmek de aynı şey değildir. Sezgileri kuvvetli olanlar havayı iyi koklayanlardır. Verili bilgiyi değil, gizli olanı da kavrayabilen, geçmişin izlerini sürebilen kişilerdir. Sezgi ve empati olmadan hayat (ilişkiler) fakirleşir…

Bu nedenle Einstein: “Sezgisel akıl kutsal bir hediye, rasyonel akıl ise sadık bir köledir. Biz, hediyeyi unutup köleyi onurlandıran bir toplum yarattık” demiştir.6

Son olarak: Kurt Gödel, Hilbert ve Russell gibi bilim insanlarının matematiksel ispatlama yöntemlerine temel olarak kullanılan sezgileri bir kenara atmıştır. “Doğru olan her şey kanıtlanamaz!” Eksiklik teoremi ile büyük bir matematiksel devrime imza atmıştır. Bu teorem matematik ve evren hakkındaki düşünceleri de derinden etkilemiştir.

Dipnotlar:
1) Enbiya Suresi: 16.
2) Mektubat, YAN, s. 405.
3) Tirmizî, Tefsiru’l-Kur’an, 16; Suyûtî, Câmiu’s-Sağir, 1, 24
4) İslâm Mantık Tarihi, Tony Street
5) Asa-yı Musa, YAN, s. 56.
6) Bilal Ersoy

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*